21 Ağustos 2019 Çarşamba

NAZARLIK SERÜVENİMDE VARDIĞIM NOKTA..

Ağustos 2013'te başlamışım nazarlık yapmaya. Köyde denediğim ilk nazarlıkları yayınlayıp da, size fikrinizi sorduğum postum da tam şurada  Resimler açılmıyor sanırım ama birini Pinterest'ten alıp, koyuyorum buraya..
Bu söylediğim yayına gidip de, yorumları okuyunca da çok duygulandım, canım Banu Abla yazmış, mekanı cennet olsun..


Tam 6 yıl olmuş nazarlıklara başlayalı. O günden bu yana muhtemelen 2.000 civarı nazarlık yaptım. Ne deli bir sayı!

Bi yukarıdakine bakın, bir de vardığım noktadakine,


İlk nazarlıktan bugüne varana kadar malzeme çeşitlendi, renkler çoğaldı, bunları sağlayan yaratıcılığım da paralel şeklide günden güne arttı. Gargalaklı nazarlık (ki ilk ben kullandım bu etiketi) mandala nazarlık, kanaviçeli nazarlık ve daha pek çok özgün model yarattım. Sizler de blogdan şahit oldunuz nazarlık yolculuğuma..
Önceleri, uzunca bir zaman "herkes yapsın nazarlıklarımdan" dedim, bu dediğimi de sosyal medyada ve bloğumda hep tekrarladım. Bundaki temel sebep, varsın birileri de ekmek yesin, evine katkıda bulunsun düşüncesiydi. Hatta itiraf edeyim, "Etiketlemek ya da benim adımı anmak da şart değil" de dedim. Youtube da da açık açık gösterdim videolarla neyi nasıl yaptığımı, malzemelerimi nerelerden temin ettiğimi açıkladım. Modellerinin yapılmasına izin vermeyenleri, yapım aşamalarını anlatmayanları, sırlarını kendilerine saklayanları anlamadım ilkin. Lakin vardığım noktada, instagramda ve diğer mecralarda, fotoğraflarımı kendi sayfalarında kullanan, fotoğraflarda ismimi yazdığım kısımları kalp ile kapatan, bana nazarlıklarla ilgili dm den sorular sorarak, gerek videolarımdan gerek tamamen iyi niyetle anlattıklarımdan hareketle nazarlıklarımı taklit eden ama adımı dahi anmayan, itiraz ettiğimde, beni suçlayan, patent soran, benden daha çok emek verdiğini söyleyen yüzsüz insanlardan dolayı, ser verip sır vermeyen o  ketum insanlara hak verir duruma geldim.
Bana patent soranlar, instagram'a ya da pinterest'e nazarlık yazdıklarında karşılarına en eskilerden hangi nazarlık çıkıyor, sahibi kim bir baksalar halbuki. Ve nazarlıklarımın her bir ayrıntısını kopyalamak, yazdığım etiketi bile kopyalamak, birebir aynısını yapmaya uğraşmak hem ne sıkıcı hem ne yorucu ve de vakit kaybettirici bir anlasalar. Emek hırsızlığı yerine zahmet edip araştırarak, eski nazarlıklardan, doğadan, dergilerden, dekorasyondan ve dahi pek çok kaynaktan ilham alsalar benim gibi ne şahane olur.
Yaratıcılık benim en büyük şansım. Bu şansı verdiği için Rabbime hamdolsun. Sadece bu alanda değil, yaptığım yüksek lisanstaki derslerde hazırladığım sunumlarla da gördüm ki içimdeki kaynak sağlam, ilham perileri hep başımın üzerinde, dilerim hep de öyle kalsın.
Buradan bir kez daha söyleyeyim ki, emeğimi sömürenlere, yavuz hırsız misali beni suçlu çıkarmaya çalışanlara hakkım helal değil. Diyeceksiniz ki helali, haramı bilseler zaten bunu yapmazlar. Haklısınız..

Bak şimdi ayrı bi sinirlendim. Bunca ay sonra bloğa yazacağım yazı böyle mi olmalıydı :(

Muhabbetle sevgili okur..



14 Mart 2019 Perşembe

MEYDAN OKUMA 26

26. Maddi ya da manevi neye ihtiyacın var ?

İnsan tam "tamam" dediği anda eksilmeye başlıyor. Tahsil hayatın bitmiş, o acı-tatlı aşk halleri oturmuş, belki evlenmişsin, çocuklar büyümüş, işin de yolunda, ne istediğini çözmüşsün artık ve sen gelmişsin 47,5 yaşına. O zaman yani bu zaman en güzel demler ama bu sefer de annen baban ve diğer akrabaların yaşlanıyorlar, birer birer. Bu bir döngü, elbet böyle de sürecek ama...
An itibariyle annemin sağlıkla yaşamasına, sağlıkla uzun yıllar yaşamasına ihtiyacım var. Başka? Manevi anlamda, güzel dostlara ihtiyacım var. Beni zenginleştirecek ve elbette benim de onlara katkı sağlayabileceğim akıllı, pozitif dostlara ihtiyacım var-ki hayatımdalar çok şükür o güzel dostlar... 
Başka? Bi Mardin seyahatine çok ihtiyacım var misal. Kültürel bir gezi olacak ama. Ben ilham alıp döneceğim, eminim.. Hadi inşallah.. 
Başka vallahi başkaca bi maddi manevi ihtiyaç aklıma gelmedi. 
Sağlığa, huzura, neşeye, barışa, bereket ve bolluğa, olmayanla kardeşce bölüşmeye hepimizin ihtiyacı var öyle değil mi?
Bir de bakarken gözümüzü kamaştıran güneşli güzel günlere.. 
Kal sağlıcakla sevgili okur.. 





12 Mart 2019 Salı

MEYDAN OKUMA 27

27. Bazı günler enerjin düşük uyanırsın ya da birşey olur modun düşer. Ne yaparsın da toplarsın? Var mı sihirli bir kaç önerin?

Var tabii, kendi kendini motive etmek benim işim :) Hava grubu, kararsız ve biraz da -ruh hali- dengesiz bir terazi olarak, kendi adıma çözdüm gibi bu işi. 
Ben bunu çözeli yıllar oldu da, henüz 1 yıl kadar önce öğrendim ki bu bir Japon felsefesiymiş. Adını da İKİGAİ koymuşlar. Sabah uyanınca aklıma ilk o gün olacak ya da olabilecek en güzel şeyi getiriyorum. Beklediğim, o gün sonuçlanacak ya da benim için ne ise kıymetli onu işte. Bu bazen işle ilgili, bazen hobim olan nazarlıklarla ilgili, bazen gelecek bir güzel kargoyla ya da çocuklarla ilgili güzel bir sonuç, haber vs. gibi. İlla ki büyük olması da gerekmiyor. Bir önceki gün aldığım bir güzel kıyafeti o gün giyecek olmam bile yeterli bunun için. Ya da bir takıyı takacak olmam. 
Bazen de gece rüyamda babamı yaşarken görüyorum, genç, sağlıklı, yakışıklı, mutlu.. O sabahlar hep gülerek uyanıyorum, tüm gün mutlulukla geçiyor :) 

Diyelim ki, uyandım ve aaa, o gün için beni motive edecek, enerjimi yukarı çekecek bir şey bulamadım. O zaman da yarını, öbür günü düşünerek, yakın geleceğe dair güzel şeyler için motive oluyorum. 
Baştan da dedim ya kanka :) Motive olmak benim işim ;) Japonlar işi biliyor vesselam. Başka felsefeleri ile de ilgileneceğim. İnansaydım reenkarnasyona, bir önceki hayatımda o yüzü hep gülen japon kadınlarından biriydim kesin :)

Muhabbetle.. 

Not: Meydan okumam bitmedi n'apayim, yarım bıraksaydım da hoca 0 mı verseydi :))) 
Dipnot: Hazır bahar kapıdayken ve onca Japonları anmışken, kiraz çiçekleri hediye edeyim size :) 


Kiraz Çiçekleri 





7 Mart 2019 Perşembe

DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN




İyi ki kadın olarak gelmişim bu dünyaya.. Bin şükür. 
Tüm kadınların Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü kutlarım.
Ülkemizde ve dünyada kadınların -insan olmaktan sebep- hakettikleri değeri görecekleri, her türlü şiddetten uzak yaşayacakları günlere özlemle.. 

Evvelden yazdığım yazıyı bir kez daha paylaşayım sizlerle..
Muhabbetle... 


Keçeyi, etamini, el sanatlarının her türünü ama en çok nazarlıkları severim. Yumurtayı, her türlü patlıcan yemeğini, sütlü tatlıları en çok aşureyi severim. Yoğurtsuz yaşamanın mümkünü yokmuş gibi hissederim. Yemek yapmayı çok sevmem ama mutfakta radyom çalarken hamurişi, tatlı, börek yapmayı, en çok da kekin kokusunun evin havasını aniden sıcacık bir yuva yapmasını severim. Şarkı, türkü hem dinlemeyi hem de söylemeyi severim. Konuşmayı sever, dinlemeyi -sabırsızlığım nedeniyle karşımdakinin lafını kes(e)bildiğimden sebep çok beceremez, yazarak anlatmayı, buna fırsat yaratan bloğumu pek çok severim. Şiir severim de bir kısım şairleri daha bi çok severim. kırtasiyeyi, bilhassa kurşun kalemleri çok sever, ama en çok da @_esra_akin_ cığımın ki gibi elyapımı defterleri severim. Sahip olduklarıma şükretmeyi bilir, en çok da ailem için #binşükür derim. Çocuklarıma nazar değmesinden korkar, kötü niyetlilerin şerrinden, kem gözden Rabbime sığınırım. İflah olmaz bir terazi olarak kararsızlığımı sevmez, sanatçı ruhumu severim. Kırktan sonra tamamladığım tahsilim için hem gururlanır hem de hayatımı başka şekilde kurmakta yeterince kararlı olamadığım için pişmanlık duyarım. İstanbul'u severim ama Üsküdar'ı daha çok, en çok da memleketim Yalova'yı. Aşka inanır, çok istersen mucize kabilinden aşka düştüğün kişiyle yıllar da geçse bir araya gelebileceğine, buna da tastamam "kader" denileceğine kalpten inanırım. Kendimi bazen çok bazen daha az sevsem de en çok canım ellerimi severim.. Okumayı, dergi bakmayı severim. Hayatın iki kapılı bir han olduğunu, zamanın zalim olduğunu bilir, tadını çıkarmaya bakarım. Çok zaman o fedakar annelerden, mükemmel eşlerden olmadığımı hisseder, ancak, mutlu insanın mutluluk vereceğine inanırım. Yaşla birlikte daraltan, bunaltan kıyafetlerden, renklerden ve dahi insanlardan iyice vazgeçtiğimin farkındayım. Çabuk kırılır, alınırım. Bir başıma gezmeyi, kahve keyfi yapmayı, yalnızlığı severim... Mevsimlerden en çok sonbaharı severim. Çok üşütmez de hani serin serin iyi gelir yazdan sonra. İncecik bi hırka alırsın üzerine, ayağına çorapları çekersin. Geceler yavaş yavaş uzar da bereketlenir, akşam erken inmeye başlar. Okul hazırlıkları, defter kaplamalar, aklına düşüverir o ilkokuldaki pembe panterli bavul çantanın içinden yükselen kırtasiye kokusu. Aylardan en çok #mayıs tır sevdiğim, yazı çok sevmem, bunaltır ama #temmuz ortasında, sen denizin ortasında, yüzün güneşte, sırtın buz gibi suda, kıpırdamadan yatmışsın suyun üzerinde, dünya dönmekten vazgeçmiş de, duruvermiş gibi hissedersin ya hani, işte onu en çok... Uykuyu çok severim, bıraksan 12 saat aralıksız uyur da, vakit boşa geçmiş demem hiç. Çok üzülmüşsem de, canım burnuma gelmişse de, uyursam geçeceğine inanırım, uykunun şifacı olduğuna da ;) Televizyondaki Yarışmaları sever, bazen en acayip soruları bilir, çokca da bildiğim şeylerin azlığından utanırım. En çok #karadut u ondan da çok #incir i severim ama ikisini de ağacına çıkıp dalından yemeyi en çok. İsterim ki sevdiklerim bin yıl yaşasın, hep de sağlıkla, sonra yakınlarını, anne babalarını erkenden kaybedenleri düşünüp mahçup olurum. Ablamı, kardeşimi çok sever de, ortanca olmayı pek sevmem ;) Piknik yapmayı çok severim, kışın sahilde, çocuklar küçücükken araba içinde yaptığımız piknikleri de daha da çok. Yürümeyi çok severim, uzun uzun yürüyüp, bilmediğim ara sokaklarda gezmeyi, çocukları da benimle birlikte yürütmeyi daha da ;) Güzel araba kullanabilen ya da vazgeçtim yahu iyi ya da kötü araba kullanabilen kadınları çok kıskanır, benim de yapabileceğime dair inancımı kaybetmemeye çalışırım. Teknolojik aletler konusunda pek de becerikli olmadığımı kabul eder, buna mukabil el göz koordinasyonuyla ürettiklerimde nasıl bu kadar yetenekli olduğuma şaşarım ;) Çocuklarımın küçüklüklerini unutmamak ve onlara da ilerde güzel hatıralar bırakmak için bloğa yazar, sonra da bastırıp, fotoğraflarla süslerim. 

6 Mart 2019 Çarşamba

MEYDAN OKUMA 25

25. Alfabe oyunu gibi düşün. A-Z ye sevdiğim şeyler listesi. A denince aklına ilk ne geldi mesela ? Böyle tüm alfabeyi hazırla bakalım.


Meydan okuma bitmedi ki :) Diğer arkadaşlar biraz fazla hızlıydı sadece. Ben geriden emin adımlarla :) 
Aklıma o harfle ilgili ilk gelenleri yazdım, buyrun :) 

A- Ali Deniz, annem
B- Babam
C- Can erik
D- Deniz
E- Elif
F- Fasulye
G- Güneş
H- Halil
I- Işık
İ- İlham
J- Oje :)
K- Kitap
L- Leylak
M- Mutluluk
N- Nehir ve Nazarlık
O- Oyun
P- Pilav
R- Ruh
S- Selamet
Ş- Şans
T- Takunya (Çocukken giydiklerimizden ama)
U- Uğur
Ü- Ümitvar
V- Vapur
Y- Yalovvaaa
Z- Zar (Oyunu bozar!)


***********************
Atölye yaptık pazar günü, şahane oldu yine, resimleri paylaşayım sizinle de :) Çok güzel nazarlıklar yapıldı.
Videosunu da en alta ekliyorum. Abone olursanız çok makbule geçer.
Muhabbetle...





1 Mart 2019 Cuma

MEYDAN OKUMA 24

24. Farklı şehirlerdeyiz ya da aynı yerde bile olsak herkesin önerisi kendine özel olur eminim. Bulunduğun şehir ile ilgili öneri listesi şahane olur bence. Bir günüm var neler yapabilirim orada ? Nerede leziz birşeyler yiyebilirim bir düşün bakalım ?

Ben İstanbul'dayım, aslında seviyorum da İstanbul'u, bilhassa da Üsküdar'ı aslına bakarsan ama benim kalbim hep Yalova'dan yana. Dolayısıyla Yalova'yı anlatacağım ama 5 yıl önceki bir yazımla. Yalova nasıl bir şehirdir, orada yaşam nasıl akar, buraya ekliyorum eski yazımı. Aradan yıllar geçti ama ben yine de dokunmayacağım yazıma, öylece bırakacağım. Ve dileyeceğim eksilmeyelim hiç, yıllar sonra yeniden okuduğumda, şu anki gibi kalalım, artarak, eksilmeden..

Tıklayın sizi Yalova'ya götüreceğim şimdi..


Dipnot: Çok ağlayan bir kadın emojisi lazım buraya, Meydan Okumayı tamamlayamamış bir üzgün kadın :(((
Tamamlarım belki ne biliyosun, belki azmettim, Mart'ın 15'ine kadar tamamlarım. Hem sanki uzatma hakkı yok mu hiç insanın, mazeret beyan etsem? Dur bakalım ;)
Eyvallah Ezgissimo, ne güzel geldi bu meydan okuma, yeni yeni etkinlikler bekliyoruz blogcak :)

26 Şubat 2019 Salı

MEYDAN OKUMA 22

22. İnanıyorum bu yazı faydalı olacak, bildiğin şeyler hakkında ipucu verebilirsin. Ne bileyim mutfak ipuçları ya da fotoğraf ile ilgili ya da şu an hiç aklıma gelmeyen birşeyle ilgili.. İpuçları hayati önem taşırlar, içlerinde deneyim barındırırlar..



Bana en çok sorulanlara bir kez de buradan cevap vereyim ve hatta en alta youtube'da bu konuyla ilgili hazırladığım videonun linkini de ekleyeyim.



* Nazarlıklarda kullandığım nazar boncuklarını  Eminönü Güvener Pasajı'ndaki Yıldız Boncuk'tan alıyorum.

* Gargalak, daha çok batı karadenizde kullanılan bir kelime. Dalgaların kıyıya vurduğu dal parçaları. Deniz kenarlarında ve dere yataklarında oluyor daha çok. Rüzgarla, dalla iyice aşınmış, sert, kuru dal parçaları. Ki ben bayılıyorum onlara..

* Nazarlıklar sert dursun diye iki kat kalın keçe kullanıyorum.

* Kenarlarını battaniye dikişi yaparken Domino 8 numara etamin ipi kullanıyorum (Çok pahallandı çok :(

* Boncukları dizdiğim ip, iki kat dantel ipi.

* Kanaviçeleri, dantelleri ben yapmıyorum, annemden, yakınlarımdan, güzel dostlardan geliyor.

* Kanaviçelerin yıpranmış, kullanılmış parçalar olmasına dikkat ediyorum. Hiç kullanılmamış kanaviçeler bana gelmiyor zaten ama gelse de kıyamam kesmeye.

Videoya da bakın e mi, abone olmayan var mı :)








MEYDAN OKUMA 21

21. Herhangi bir konuda eleştiri hazırlayabilirsin, telefon uygulaması, kitap, müzik ya da restoran ne istersen sana kalmış.

Bu biraz çalışmadığım yerden geldi, sürpriz oldu. Eleştriyi iyi anlamda kullanacağım. Evimizin yakınındaki Üsküdar Temel Reis Köftecisi'ni yazacağım öyleyse. 
Ara ara gideriz bu restorana. Karadenize özgü pide ve yemekler var daha çok. Garsonları da karadenizli. Sıcak ve ilgililer. İkramları çok güzel bi kere :) Yemekten sonra gelen termosla çay, çayın yanındaki sıcak baklavamsı tatlı. Pidelerinin şahaneliği, muhlama, tekmili birden bu mekanı sevmemize sebep ailecek.  Pazar kahvaltısı da karadeniz ağırlıklı, ziyadesiyle bol çeşitli ve leziz. 

Sıcak ortamı nedeniyle, gittiğimizde iki saatten az kalmıyoruz. Şiddetle tavsiye ederim :) 





MEYDAN OKUMA 20

20. Bugün hava nasıl ? Havaya göre bir liste hazırla mesela. ( film, kitap, kıyafet, yemek artık aklına ne gelirse )

Bugün hava soğuk İstanbul'da, kapalı. Sabah işe gelirken bi yağmur bastırdı, dedim yandık. Ama yanmadık çünkü 5 dakika sürmedi bile, dindi.

Bu havalara daha doğrusu bu havalarda evde olma lüksü olanlara, bir güzel film yakışır elbet. Romantik Komedi mesela. Ama şimdi size söyleyecek bi romantik komedi filmi bulamadım.
Kıyafet? Kendi kıyafetimi yazayım mı? Uzun siyah etek (ki uzunn eteklere nasıl meftunum, siz bilirsiniz) üzerine siyah düz triko kazak, üstüne gri saç örgülü kalın hırka. Boynumda -elbette- elişi nakışlı bir kolye. Siyah ayakkabılar, mont, şal.
Yemek? Kuru fasulye, pilav, turşu tam da bu havanın yemeği ;)
Daha da aklıma bir şey gelmedi ama bu havada sinema, tiyatro da şahane olur. Üstüne de bir güzel tatlı, kahve..
Ben bu postu hazırlarken hava da da karardı, öyle çok karardı ki her an patlayabilir. Sağnak gelecek sanki. Bu havaları çok seviyorum pek çok kişinin aksine, iyi geliyor bana :)

Muhabbetle

MEYDAN OKUMA 19

19. En merak edilenlerden, baştan itibaren blog maceranı dinlemek isterim.

Blog yazmaya 2011 yılında başladım. Nasıl başladım, nerden esti? Bilmiyorum vallahi, düşündün düşündüm bulamadım. Önce yazdım, yazdım, yazdım, yazdım. Sık sık hem de, bıkmadan, sıkılmadan, çok amatörce. Hiç seo falan bilmeden, kuralsız, hesapsız, içimden geldiği gibi. Gerçi hep böyle yazdım. Günlük yazar gibi, en çok da çocuklarımı anlattığım anı defterleri gibi. Nehir'den İnciler'i yazdım en çok. Hiç bıkmadan, sıkılmadan. Sonra yaptığım yemek, börek, kek tariflerini yazdım zaman zaman. Ve hala döner bakarım onlara, blog benim bir nevi arşivim. Kişisel tarihim. Ruh halimi yansıttığım, yaptığım işleri paylaştığım, instagram yokken daha çok vakit geçirip, gönlümü hoş eylediğim bir mecra. Bir dönem buzz gibi soğusam da, bak şimdi ezgissimo sayesinde geç de olsa yazıyorum ya işte :) Devamı gelsin inşallah, hem bakarsınız belki ezgissimo bir başka etkinlik daha yapar böyle blogları canlandırmaya devam edecek :) 

Blog sayesinde pek çok güzel dostlar tanıdım. Hâlâ görüştüğüm canım arkadaşlarım var, içten, candan, aynı yöne baktığımız, birbirimize cesaret verdiğimiz, yüreklendirdiğimiz...
Sırf bu sebepten bile canım bloğum seni pek çok seviyorum..


25 Şubat 2019 Pazartesi

NAZARLIK ATOLYESİ YAPIYORUZ

MEYDAN OKUMA 18

18. Evet bugün yaratıcı günümüz, bugün blogun için yeni bir seri başlat. Bu yazı ilki olsun ve elinden geldiğince her ay devam ettirmeye çalışabilirsin mesela..


Olur, yapalım tabii.. Ne yapalım peki? 
Düşünüyorum :) Misal her ayın son pazartesi günü, evvelden yaptığım gibi "Fotoğraf Bize Dedi ki!" yapabilirim. 
Bu da ilki olsun mu :) 
NAZARLIK ATÖLYESİ
@atolyeellinci nin zarif sahibi Nehabat hanımın davetiyle çok güzel bir atölye yaptık.
Bu pazar yani 3 Mart'ta da sevgili @nevycraft ın Koşuyolu'ndaki atölyesinde bir atölye daha yapacağız.
Yeni insanlarla tanışmak, ortaya çıkanlardan ilham almak şahane :) 


ÜSKÜDAR'ı seviyorum vesselam.

Atölye Ellinci'nin güzel vitrinin önünde :) 

Ah bu maksi etekler havayı aniden bahar yapıverir :) 

Üst kat komşum @birkahvebirmola imiş meğer! Beni de tesadüfen görünce instagram'da kahveye davet etti. Bu güzel poz da bu güzel günün hatırası oldu :) Teraslara çiçekli salıncaklar pek yakışıyor ;) 
DÜPEDÜZ AŞK DEĞİLSE NE.. 



MEYDAN OKUMA 17

17. Takıntı denmez belki ama, bazı eşyalara takılırız eskise de hep onları kullanırız ya, var mı senin de böyle takılıp kaldıkların ?

Takıldığım eşyalar var mı diye bir düşündüm ama yok sanırım. Yani hani çocukluktan beri yok gibi. Öyle lime lime olana kadar kullandığım ne bir oyuncağım oldu ne de bir kıyafetim. Lakin babamı kaybettikten sonra istedim ki, ondan kalanlardan bana hatıra olsun bazı şeyler. Misal çantamda bir tespihi var, evde de kutu içerisinde o çok sevdiği kalemleri. Hani ortaokuldaydık da, dönem ödevleri hep dolmakalemle dosya kağıtlarına yazılırdı. Biz işte o dönemler bir kısım kalemlerini heba ettik babamın. Ne sever kalemleri.. Bu arada bir yıla yaklaşmasına rağmen, hâlâ geçmiş zaman değil benim babam, şimdi ve gelecek zaman hep, öyle de kalacak sanırım. 
Kıymet bilmek çok güzel, değer vermek, pamuklara sarıp saklamak bazı özel nesneleri. Lakin bu konuda da öyle eksiğim ki... 
Yok diyecektim, takılıp kaldığım şeyler yok vallahi.. 

Muhabbetle.. 


MEYDAN OKUMA 16

16. Yine bir liste günü, herhangi bir konuda 10 maddelik bir liste hazırla. Artık konu sana kalmış.

Kendimle ilgili hazırlayayım, hiç yapmadığım ama yapmam gerekenleri sıralayayım bakalım, bir konu üzerinden değil ama :) 

1) Ajanda kullanmayı -artık- öğren.
2) Yaptığın nazarlıkları paylaşırken, ölçülerini de yaz artık!
3) Çantanı toplasana, içinden en az 10 tane kalem çıkacağına eminim. Ele, ayır, kurtul! Fişleri de çantana atma artık.
4) Şu evdeki eski not defterlerini indir o dolabın üstünden, at gitsin hepsini. İçlerine de bakma, belli ki geçmiş gitmiş hepsi, lazım olsa şimdiye kadar tozlanıp durmazlardı orada.
5) Hayal kursana bi! Yani daha çok kursana! Dile gönülden...
6) Nehir'i sınava motive etmeye devam et, daha çok destek ol, hep hissetsin annesinin bi tanesi desteğini... 
7) Çarpım tablosunu ezberlesene :) 
8) Nazarlıklarını arşivle, güvenme ne instagrama ne de pinterest'e, sen kendin arşivle.
9) Söz ver kendine, en az haftada bir yazacaksın bloğa..
10) Biraz daha fazla araştır şu sadeleşme konusunu, bir de o katlamacı kadının videolarını bul ve izle youtube'dan... 

Bunlar geldi ilk anda aklıma... 
Muhabbetle.. 


MEYDAN OKUMA 15

15. En çok merak ettiğin birşeyi araştır, iyice öğren bize de anlat. Bilgileri paylaşalım belki başkasına farklı bir şekilde temas eder ne dersin ?

Çok geride kaldım. Çok özür dilerim tüm blogger arkadaşlarımdan :( Hiç bahaneler sıralamayacağım ama azmettim meydan okumaları tamamlayacağım ;)
Bu soruda kalmıştım ve geçen hafta bu soruyu okuduğumda kendim için araştırdığım bir konuyu buraya da eklemekti niyetim. Şöyle ki; "instagram'da nasıl reklam verilir?" Geçen haftaki nazarlık atölyesinde, sevgili Nebahat hanım da bu konuda beni cesaretlendirince, verdim gitti reklamı.

Anlatayım resimli şekilde şimdi size:
Öncelikle illa ki şart olan kredi kartı ve bir Facebook hesabı. Bu ikisi şart. Face hesabımı kapatalı yıllar oldu ama kısa süreliğine açtım reklam verebilmek için.
Sponsorlu reklam bu aslında. Yani sizin belirlediğiniz sayıda kişiye, belirlediğiniz bölge için ve yine sizin belirlediğiniz gün ve bütçe çerçevesinde reklamınız yayınlanıyor.
Bana faydası oldu mu, ne kadar oldu, bunu en son söyleyeyim.

Tanıtımını yaptığım yayın bu!. "Tekrar Tanıtımını Yap" yazan kısımda normalde "Tanıtımını Yap" çıkar. Oradan başlayabilirsiniz tanıtıma. Sonrasında sizi face hesabınıza yönlendiriyor.
Burada ben çoklu fotoğraf kullandım ki bir paylaşımda pek çok nazarlığım görünsün. Hem kolaj hem de çoklu fotoğrafla en iyisi, benim yaptığım gibi :)  Bu arada fotoğraf altı yazısını da ilgi çekecek şekilde hazırlarsanız daha da güzel olur. Bir de küçük dipnot: tanıtım için gönderdiğinizde bir daha o yayında düzeltme yapma şansınız yok.


Burada "profil"i seçiyoruz.


İlerle butonu ile bir diğer sayfaya geçiyoruz. Burada da hedef kitleyi belirliyoruz. Yaş, cinsiyet, bölge, ilgi alanları vs. Ben yaş olarak 30-65 yaş, cinsiyet olarak kadın, bölge için Türkiye seçtim. İlgi alanlarını seçmedim ki değişik alanlardan kişiler görebilsin profilimi.  Oluşturduğun profile isim verirsen, bir sonraki tanıtımda tekrar tekrar bilgi girmeden kolayca geçebilirsin bu adımı. 

Ve son olarak da bütçemize göre gün belirliyoruz. Ben iki gün için yaptım, 27 tl ödedim. 

Kredi kartı bilgilerimizi girmeden önce son bir kontrol yapmayı unutmayalım. 
İki gün süresince reklama açtığımız yayının yanından "İstatistikleri Gör" seçeneği ile profile kaç kişinin eriştiğini, kaçının takibe başladığını ve diğer pek çok istatistiği görebiliyoruz.

Bu reklam güzel oldu netice itibariyle, reklama karşı iken, aslında bunun takipçi satın almak olmadığını kabullenerek böyle bir girişimde bulundum sonunda ve kısacık bir sürede, düşük bir miktarla 600 takipçi kazandım...
Umarım meraklılarına faydalı olmuştur bu yayın, sormak istedikleriniz varsa yoruma yazarsanız yanıtlamaya çalışayım :)
Muhabbetle..

14 Şubat 2019 Perşembe

MEYDAN OKUMA 14

14. Sana soruyorum bugün gerçekten nasılsın ?

Hamdolsun iyiyim :) 
Yani aslında kafam bi dünya, çünkü işlerin ennn yoğun olduğu dönemdeyiz. Ruh halim de gün içinde olanlara göre, güneşli, sisli/puslu, sağanak ve tipi şeklinde değişiyor. Hava grubu benim burcum, iflah olmaz bir teraziyim. Şimdi iyiyim, enerjim çok yüksek mesela ama bir bakmışsın bir saat sonra hüzünlü bir hale bürünüvermişim. 

An itibariyle iyiyim, sağlıklıyım, huzurluyum. Bugün gerçekten iyiyim öyleyse :) Yaz olsa, bahar olsa, güneş olsa, bin kat daha iyi olurum tabii ki, tıpkı aşağıdaki resimdeki gibi ;)

Bu vesileyle iyilik, sağlık diliyorum size de...




13 Şubat 2019 Çarşamba

MEYDAN OKUMA 13

13- Bugün görsel zevk günü, bakmaya doyamadığın instagram hesapları ile tanıştır bizi.
Allahım sana geliyorum :( Bi türlü okuyamıyorum blogları, yazmakta da gecikiyorum hep!

Tamam, hızlıca yazıyorum öyleyse en sevdiğim, zevkle takip ettiğim bloglardan bazılarını:

@inspirationathome
@leyyabag
@eyidves
@oyakuzeynep
@_esra_akin_
@10marifet
@madebysongultacar 
@dolunayunsalan
@evcil_kedi
@mutfaktamimarvar
@mutlugunkurabiyecisi_asli
@semininmutluelleri
@avucicitasarim
@bambambag

11 Şubat 2019 Pazartesi

MEYDAN OKUMA 12

12. Yaşasın meşhur moda blogger'ı gibi hissedebilirsin bugün kendini. Kullanmaktan asla vazgeçmediğin, bittikçe yeniden aynısını aldığın şeylerini yaz da bilgilenelim..

Peki, başlıyorum,
- Yaz-kış yüzüme kullandığım 50 faktörlü koruyuculu nemlendirici (ki güneş lekelerimin hepsini giderdi) 
- Gözaltı kremi, 
- Gece kremi
- Güneş kremi, 
- Güneş sonrası bakım kremi,
- Göz Makyajı Temizleyicisi, 
- Yüz peelingi, 
- Saç onarıcı, 
- Duş jeli ve çocuklar için şampuan hep Yves Rocher, yıllardır kullanıyorum bu saydıklarımı ve çok da memnunum. Biraz fiyatı yüksek olsa da kişiye özel kampanyalarıyla, doğum gününde yaptığı inceliklerle, sürpriz hediyeleriyle çok memnunum. Tek şikayetim kozmetiğe taksit olmaması ki bu da maalesef genel ülke politikası zaten.. 

Gülsuyu (Rosense) yatmadan önce yüzüm için kullandığım ürün. 

Ayrıca kuru cildim için bebe yağı ve Bioderma duş jeli de sürekli kullandığım ürünler. 
Makyaj malzemelerimi de çeşitli markalardan alıyorum ama öyle ahım şahım da makyaj yapmadığım için, fondöten, pudra vs. hiç almıyorum artık.
Parfüm dersen zaten alerjik bünyeli olduğumdan hiç kullanmadığım bir ürün. 
Başka, başka? Başka bilemedim, yok galiba..

MEYDAN OKUMA 11

11. Son zamanlarda okuyup bitirdiğin kitabın yorumunu yazabilir misin?

Yolun Sonundaki Ev-Oya Baydar

Oya Baydar'ın bendeki karşılığı "Hüzün"
Sıcak Külleri kaldı ile başladım Oya Baydar okumaya, ardından Erguvan Kapısı ve sonra başka kitapları..
Çok seviyorum kalemini. 
Dün biraz şaştı meydan okuma, bugüne kaldı ama epey de oldu bu kitabı okuyalı. O yüzden ben konuyu toparlayıp anlatana kadar, Kitapyurdu anlatsın :)




Morsalkım bütün cepheyi sarmış, üç katı aşıp çatıya kadar tırmanmış, salkım salkım çiçekli dallar damdan aşağı sarkıyor. Ardındaki boydan boya balkonları, o balkonlara açılan geniş pencereleri düşünüyor. Kimler var içerde? Gidenler, kalanlar… Çocuklar büyümüştür, gençler çoluk çocuğa karışmıştır, kim bilir nerelerdeler. Umut? Hatırlanması yasak bölge. Her hatırladığında yasak bölgenin dikenli tellerinin içini kanattığı, acıyı bastırabilmek için hemen uzaklaştığı suç ve günah coğrafyası.”
Bir ülke, bir şehir, bir semt ve bir ev: Yolun sonundaki mor salkımlı ev. Ülkenin yüz yıllık tarihinin kader zincirini kırmak mümkün mü? Yıllarca tüm sakinlerinin birer birer deneyip de başaramadığını uzaklardan gelen çocuk başarabilecek mi? Yoksa bu aile apartmanından çıkan diğer tüm kurbanlar gibi o da zincire eklenecek bir halka mı olacak?
Oya Baydar, 1913’te bir suikastla başlayıp 1960’lı yıllarda aynı apartmanda kesişen çizgilerle ülkenin son yüz yılının haritasını çiziyor. Yolun Sonundaki Ev, okuyan herkesin kendinden bir şeyler bulacağı bir Türkiye panoraması.



10 Şubat 2019 Pazar

MEYDAN OKUMA 10

10. Şimdiki aklım olsa şu bölümde okurdum dediğin bir dal var mı ? Anlat bakalım neymiş ?


Daha bilinçli olsaydım, daha iyi yönlendirilebilseydim, meslek seçimimi daha iyi yapabilirdim amma velakin, 42 yaşında yüksek lisans okumuş biri olarak, buna da şükür diyorum :) 
İiletişim olabilirdi belki, gazetecilik, belki halkla ilişkiler gibi bir alan. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisi mesela, seamik bölümü misal;)  el sanatları  alanında eğitim alsam en şahanesi olurdu :) Mektepli bir nazarlıkçı hiç de fena olmazdı hani :) 

8 Şubat 2019 Cuma

MEYDAN OKUMA 9

9. Hakkında 5 garip şeyi söyle de bilelim ne kadar arızasın
Bu soruyu ilk okuduğumda hakkımda 5 değil bir tane bile garip şey bulamadım. Sonra sonra düşündükçe buldum ve aklıma şunlar geldi, tüm bunlara bakarak siz söyleyin, var mı bi arızalık durum :))) 

1) Teknoloijik alet kullanmayı bilmem, beceremem. Buna tv kumandası da, beyaz eşyalar da dahil ve hatta diyeyim ki en basit elektrikli  küçük aletlerde bile zorlanırım. 

2) Sağımı solumu ayırdedemem. Birine yer tarif etmem gerekirse, kendimi o yerde hayal etmem gerekir ki, sağ mı, sol mu söyleyebileyim. 

3) Garip mi bilemedim ama Lazca bilirim, annemin dilidir. Konuşulan neredeyse her şeyi anlarım ama konuşmakta bir miktar eksiğim vardır. 

4) Çok stresliysem tırnak yerim :( Aramızda kalsın lütfen ;)

5) 47 yaşında koskocaman kadının hiç uçağa binmemek garip değilse ne? 

BU DA EKSTRASI OLSUN :)
İlkokula başlayacağım sene, yani 6 yaş civarında burnuma çilek kokulu bir silginin parçasını kaçırmışım. O günü hatırlıyorum, vapurdaydık, amcamlaydık sanırım, İstanbul'dan dönüyorduk, demek ki okulun açılmasına yakın bir zamandı ki kırtasiye alışverişi sonrasıydı. Sonrası 4 yıl süren başağrısı, bir türlü anlaşılamaması sebebinin ve en nihayetinde yine İstanbul'a gelip Göztepe SSK'da doktorun burnumdan çıkardığı silgi parçası. Başağrım geçti :) Nasıl bir çocukluktu bizimki bunu sorgulamak lazım. Burnuna silgi kaçırıp da bunu söylememek! Şimdilerde yıkar çocuklar ortalığı bu sebepten. Ki yıksınlar da zaten. Bizdeki neydi peki, özgüven eksikliği, korku -ki bizimkiler korkulacak anne-baba olmadılar hiç... Bu aşamada psikologları göreve davet ediyorum :) 


7 Şubat 2019 Perşembe

MEYDAN OKUMA 8

8. Kolaya kaçıyorum, yazıyı sen yazmak zorunda değilsin. Bırak da bizim için seçtiğin 3 alıntıyı okuyalım bugün.

İtiraf ediyorum bu güne kadar olan sorulardan en çok bu soruda zorlandım. Vay arkadaş, şu google ne güvenilmez dedim, Sosyal medyada dolaşan özlü sözlerin gerçekte kime ait olduğu hep bir muallak...
Teyid etmek, dibine kadar emin olmak da benim işim ama bak hâlâ emin değilim Murathan Mungan'ın sözünden. Bilen varsa hatamı düzeltsin lütfen. 



"Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır. Bu söylediklerim hakikat olduğu gün, senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur: Beni hatırlayınız." Mustafa Kemal ATATÜRK

"Huzurluyum. Mutluluk benim için hiçbir zaman önemli bir kavram olmadı. Daha çok bir rastlantı gibi yaşadım mutluluğu. Kısa anların hediyesi gibi. Yaşamın, karşıma çıkardığı bazı anlar benim için mutluluk demekti.O kadar…" Murathan MUNGAN

"Gözlerini merakla doldur ve sanki on saniye sonra ölecekmiş gibi yaşa." Ray BRADBURY


6 Şubat 2019 Çarşamba

MEYDAN OKUMA 7

7. En çok neyi özlüyorsun bu hayatta hiç düşündün mü ?



Babam gittikten sonra, geçmişle ilgili yazdığım yazıyı paylaşayım ama şu kadarını söyleyeyim insan en çok ailesinin, yakınlarının genç ve sağlıklı olduğu zamanları özlüyor. 

ESKİDENDİ ÇOK ESKİDEN.. 

Eskiden ama sahi ne kadar eskiden? Dün kadar yakın değil mi?
Misal;
Annemin, Elif'le bana, aynı çiçek desenli koyu yeşil kadifeden jile elbise dikip de, herkesin bizi ikiz sandığı zamanlar,
Köyde, çocukken,dedemin kapısının önündeki sedirde, Atilla eniştemin bankadan yeni çıkmış en gıcır paraları bize bayram harçlığı verdiği, dört gözle beklediğimiz o bayram sabahları,
Dedemin evinde, köye bakan cumbada oturduğumuz, dedemin  radyodan TRT4 de şarkı, türkü dinlediği o ağır ağır akan geniş vakitlerin üstünden ne geçti ki?
Dalı kırılıp, aşağı yuvarlandığım o dut ağacından düştüğüm zaman ne zamandı sahi?
Ya şimdilerde bizim evin olduğu bahçede, yaşları yakın en az 10 çocuk sıralanıp, çektirdiğimiz fotoğraf. Siyah beyaz fotoğraftaki, Burda dergilerinden fırlamış gibi görünen, o çok şık, başında geniş kenarlı şapkasıyla poz veren Nil abla. Yıl kaç kim bilir, belki 1975, bilemedin 1976..
Hani şu aşağıdaki fotoğraf var ya, sıralanmışız güzelce, Elif, Nagi, Aslı, ben ve Uğur. Yine siyah beyaz, yine köyde. Oyunu bırakıp nasıl güzel poz vermişiz. Belki sanayağlı, reçelli ekmekten hemen sonra..


Düğün olur, annem güzelce giyinir, ayağında incecik topuklu, sivri burunlu arkası açık gri ayakkabıları, elinde aynı deriden portmeni :) Portmen derken? Siz şimdi onlara clutch diyorsunuz ya hani, işte ondan.

Babama göndermek içindi bu fotoğraf da, yıl 1981 sanırım.  Bak yine Elif'le bir örnek giyinmişiz. Elif'in saçları hep belindeydi böyle. Ayakkabılar dersen, deme..


Emine yenge bayramda, mendil içinde harçlıkla birlikte, bir de kuşlu tokalar verirdi. Nerde şimdi o kenarı nakışlı, zarif kumaş mendiller...
Dün gibi aklımda halbuki, Nesibe yengelerin apartmanında oturuyoruz, annem komşuya gitmiş. Biz de, Elif'le kırtasiyelerde kağıt Şebnem bebek arıyoruz. Hani kıyafetleri kesip kesip, giydirdiğimiz karton bebekler. Bulamamışız bir türlü de, Eski Bursa Caddesine gitmişiz. Karşıdan karşıya geçerken caddenin en başındaki araba ne uzaktı halbuki. Nasıl o kadar çabuk gelip çarptı ki bana.. Üzerinden bin yıl mı geçmiş..
Ve elbette, kızılderili bebeğim. Saçları iki yandan örgülü, püsküllü elbisesi. Merdivenli'nin vitrininde görüp de o çok beğendiğim, alsın diye anneme yalvardığım. Almayınca, hasta olayım da, annem üzülsün diye çıplak ayak taşlara bastığım. Aradan kısacık zaman geçip de, babamın arkadaşı Sevinç ablanın bana aynısının tıpkısı bebeği hediye getirmesi. Mucize değilse neydi??
Araştırma'ya denize gitmelerimiz, bir de Esenköy'e. Dayımlar, teyzemler, biz çocuklar doluşmuşuz kamyonetin arkasına, rüzgarı yiye yiye denize..
Sonra ıhlamura gitmelerimiz. Çocuğuz daha ama söz vermişler, herkes kendi topladığı ıhlamurun parasını kendisi alacak. Bi gayret toplarız biz de... Annem sahiden de verdi bana tüccardan aldığı paradan payıma düşeni. Ben de altın küpe ile o zamanlar çok moda olan ismimin yazılı olduğu o kalın gümüş künyelerden almıştım. 9 bilemedin 10 yaşındaydım muhtemel.
Termal'de lojmanda geçirdiğimiz zamanlar, ormanda, ağaçlar arasında, çitlenbik, kocayemiş, böğürtlen, mevsim ne sunduysa işte, onlarla, dünya nimetle geçen zamanlar..
Kuzenler, kuzen ne ki, amca kızı, dayı, teyze kızı, oğlu bildiğin kardeş..
Babam her gün Cumhuriyet gazetesi alırdı, ben de çocuk aklımla o çok zor bulmacasını çözmeye uğraşırdım.
Babam İstanbul'da çalışırken her gün vapurla gider gelirdi Yalova'ya. Gelirken de çekmeceli çikolatalar getirirdi bize..
Küçük yerlerde çocuk olmak daha büyük şans sanki. Kasaba idi Yalova. Hem köyde hem Termal'de, hem Yalova'da ne güzel zamanlar geçirdik. Çocuk kelimesinin karşılığı olan her ne varsa, hem eylem, hem duygu olarak, dibine kadar yaşadık..
Çocuktuk büyüdük, büyüdük de, teee 47 oluverdik. Milenyumdaki yaşımızı hesabederdik de, 40'lı  yaşlar hiç aklımızın ucundan dahi geçmezdi.
Çocukluk ne güzel şey(di)
Bu da böyle bi post olsun sevgili okur.
Muhabbetle...



MEYDAN OKUMA 6

6. Bugün liste günü, şöyle bir düşün tekrar tekrar dinlemekten vazgeçmediğin 7 şarkılık bir liste hazırla..
Tamam :)

Yalnız baştan uyarayım, benim listem pek ortaya karışık. Şarkı, türkü benim işim ve göreceğiniz üzere biraz da melankolik şarkılar/türküler en sevdiklerim. 
7 şarkılık liste seçmek pek çok zor! bi dünya 7'lik listeler hazırlayabilirim size, bu onlardan biri olsun, ilk aklıma gelenler..

Keyifli dinlemeler.. 

1) Mehmet Güreli/Kimse Bilmez



2) Ahmet Kaya/Hep Sonradan

3) Neşet Ertaş/Cahildim Dünyanın Rengine Kandım


4) Zeki Müren/Aldığım Her Nefesin Birisi Senin
5) Erol Evgin/Sevdan Olmasa

6) Sezen Aksu/Hasret

7) Nazan Öncel/Geceler Kara Tren


Bunlar da var...

İlginizi çekebilecek bağlantılar.