22 Aralık 2022 Perşembe

IHLAMUR

 

Ihlamur: Pukiyi (Hem ıhlamur hem çiçek anlamında bir kelime)

Olmamışı (yani henüz tomurcuk olanı): kumbuli

Olmuş da zamanı geçmiş olanı: Geçveyi

Nereden biliyorum bunları çünkü ıhlamur toplama konusunda mastır yaptım. Siz ıhlamuru nasıl bilirsiniz, marketten, olmadı aktardan alıp pişirdiğin bir şifa kaynağı. Biz dağdan topladık. Sabah ezanıyla dağa yürümeye başlarsın. Dağlar silme ıhlamur. Kâh yağmurda, kâh güneşte güzel ıhlamur bulana kadar gezersin. Buldun mu başlarsın kesilen dallardan çiçekleri tek tek ayıklamaya. Yağmur varsa sivrisinekler hücum eder eline koluna. Cümbür cemaat gittiğimiz dağlar, kimi uçurum, kimi düzlük yollar, sık sık düşmelerim ve elbette öğle yemeği niyetine yediğimiz o haşlanmış yumurtalar, ziyadesiyle tatlı gelen peynir ekmekler.

“Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk Hiçbir yere gitmiyor” demiş Edip Cansever. Geliyor peşim sıra, gelsin tabii ya. Ne zorlu geçti halbuki ama bende hep güzel hatıralar, sanki iki Esen vardı da, zorlukları yaşayan çocuk Esen çocuklukta kaldı,  güzel şeyleri  yaşayanı da, aldı hatıraları, lazım oldukça çıkardı bir bir heybesinden, bana uzattı ve  hiç yanımdan ayrılmadı.

Neyse işte, çok fazla kelimesi olmayan güzel lazcamızda ıhlamura dair sözcüklerin bunca çok olması, toplanması, ayıklanması, kurutulmasına çok emek verilmiş olmasının işareti. Tüccarlar gelir köye sonra, kurutulmuş ıhlamura, yapraklı ve yapraksız fiyat verir. En iyi fiyatı verene satılır ıhlamurlar. Diyeceğim o ki sizin fincana gelene kadar o-hooo J

Not: Peki siz olmuş muşmula nedir lazcada onu biliyor musunuz? “Montkomina” Ama lütfen sadece olmuşuna kullanın bu kelimeyi ;) Bir lisan bir insan nihayetinde! Devam edeceğiz derslere, siz bunlara çalışın önce bi, sınav yapıcam tek tek haftaya J


instagram hesabım: @_esenaktas

15 Aralık 2022 Perşembe

2022 Z RAPORUM



Aralık ortası! Yeni yıla kaldı iki hafta. 2022’nin Z raporunu çıkarma zamanı. Yapalım bakalım belki önümüzdeki yıl için rehberlik eder buraya yazıklarımız.

2022’nin en önemli olayı,  yeni yıla bekar girmem sanırım. 18 yıl sonra babamın soyadına geri dönmek ve bir müddet her yere eski soyadımı yazarak, soranlara eski soyadımı söyleyerek esasen evlilikte sadece eşin soyadını almanın çok da iyi bir şey olmadığını fark etmek.

Başka? İkinci kez Covid’e 2022’nin ilk günlerinde yakalandım ama muhtemelen aşılardan sebep ilkinden hafif geçti çok şükür.

Mart ayında araba aldım (babama çok teşekkür edeyim bir kez de buradan, eyvallah babaçkimi, yattığın yer nur olsun). Arabayı aldıktan sonra bi müddet korktum kullan(a)madım ama Allah da yüzüme baktı ve tam o esnada uzuun uzun kar yağdırdı, araba da mecburen benim cesaretimin gelmesini ve karın kalkmasını bekledi J Sonra? Sonrası iyilik, güzellik ;) Güzelce kullanıyorum arabamı, çok da seviyorum tüm kusurlarına rağmen hem arabamı, hem de araba kullanmayı. Ve heyecanla bekliyorum volvodur, audidir işbirliği tekliflerini! Kullanırım yani onları da güzelce, hiç çekinmesinler, dm’den yazsınlar J

Başka? Geçen yıl tam da bu zamanlar yazıldığım macfit spor salonu üyeliği sayesinde düzenli (şaşırtıcı şekilde düzenli!) gittiğim spor salonu sayesinde 8 kilo verdim ve spor sayesinde kendimi çok daha zinde, sağlıklı hissediyorum. Esasen bugün ve gelecek için bu yatırım. Umarım kemiklerimle, kaslarımla ilgili sorun yaşamadan geçiririm ömrümün tamamını. Spora devam elbette, arabamı yıkatırken tanıştığım ve neredeyse oto danışmanım olan Mahmut ustanın tavsiyesine uyup, spining  e ağırlık vereceğim ;)  Köye gittiğim hafta sonları annemin şahane ve bitmek bilmez yemeklerinin hiçbirinden mahrum kalmamamdan sebep aldığım kiloları hafta içi sporla vermeye gayret ediyorum.

Başka? Bu yaz Antalya’ya gittik, şahane denizi, mis gibi koyları nasıl iyi geldi anlatamam. Melek ve Elif’e bin teşekkür J

Başka? İlk kez tecrübe ettiğim(iz) küçük ama çok küçük evimizle ilgili olarak diyebileceğim, o terasa ve o caanım Valide Atik Camiii manzarasına değer. Ve tabii temizlik de çok hızlı oluyor J

Bunlar dışında ben yine aynı ben lakin öyle çok duydum ki son bir senede “Sende bi değişiklik var, ne oldu? Bi güzelleştin, bi havan değişti” gibi sözleri. Bende bi şey yok aslında, zayıfladım biraz ama içinde bulunduğum ruh halim, yüksek enerjim dışa yansıdı/yansıyor muhtemelen. Enerjim hep yüksektir ama şu son bir yılda daha da tavan yaptı ki buna da çok ihtiyacım var. Zira sabah erkenden kalkıp, kahvaltı sonrası Ali Deniz’i okula bırak, işe git, eve gel, Ali Deniz’i eskrim antrenmanına bırak, yemek yap, git antrenmandan al, spora git, Nehir’i dershane dönüşü iskeleden al, eve gel. Günlük rutinimiz neredeyse hep bu. Hiç şikayetçi değilim, alıştım, zevkle yapıyorum tüm bu getir götür ve diğer işleri. Ve elbette çok iyi biliyorsunuz ki, motivasyonum sık sık gittiğim Yalova J Memleket havası, kaplıcası, köyü, bahçesi, sahili bildiğin oksijen çadırı bana..

Evvelki yıllara göre çok daha az nazarlık yaptım ama şu trafikte epey zor üretebilmek takdir edersiniz ki J

İyiydi yani 2022 benim/bizim açımızdan, sağlıkla, esenlikle geçti. Alerjik rinit ve migren ataklarım çok seyreldi. Darısı 2023’e olsun.

Not: Memleket meselelerine hiç girmedim, bu tamamen kişisel bir rapor. Nasıl fakirleştiğimiz malum ama demeden edemeyeceğim vallahi sadaka değil, emeğimizin tam karşılığıdır beklediğimiz..

Dipnot: Her ne olursa olsun, unutmayalım ki heyecanımız yüksek gençliğimiz var :)






7 Aralık 2022 Çarşamba

SABIR, ŞÜKÜR ve TESLİMİYET ÜZERİNE

O zaman da diyorsun ki Şebocum "Evet, bu benim başıma geldi, zor da çok içinde bulunduğum durum lakin ne farkım var benim bu derdi çeken diğer insanlardan". Böyle dediğin anda da, derdinin biricik olmadığını fark ediyorsun. Dahası, fazlası, başka türlüsü, envai çeşidi, belki çok daha çetrefilli ve içinden zor çıkılası türde olanını pek çok kişinin yaşadığını görüp şahit oldukça da yatışıp, sakinleşip geçmesini bekliyorum ben. Daha önce de yazdım, bir kez daha söyleyeyim "Bu da geçer yaHu!" şahane bir bakış açısı. Geçiyor çünkü. Bir de şu var Şebocum, geçti dediğin anda gerçekten geçmesine, daha da sürmemesine, sürdürmemeye, geriye dönüp dönüp, ah- vah etmemeye gayret etmek. Olanı orada bırakmak, yaşadım bitti, sen şimdi kal burada, ben yalnız yürüyeceğim, gelme benimle demek. Sanki benim de iyi becerdiğim bir şey bu. Oldu, bitti, önümüze bakalım. Bunu yapmazsam ve sürdürürsem kederimi, benimle birlikte çocuklarım da üzülecek ve iyice depresif bir hale bürüneceğiz. Huzur ve esenlikle geçen şu son bir seneyi saymazsam,  yaşadıklarım az buz şeyler değil biliyorsun. O oldu, bu oldu, tüh yaa, bak bu da oldu, ne yapacağız derken, her seferinde Hızır'ın eli değdi bize ve "bak ne de güzel halloldu her şey" dediğim zamanlar çok oldu. Olmayana değil olana çeviriyorum yönümü. Bazen zor oluyor yalan yok, olması gereken, hakkım olan bana hak görülmediğinde, benim olmadığında, olsun çok ısrar etmek ve kendimi paralamak yerine "Mahşere kalsın hesabı" diyorum. Bu da teslimiyetle birlikte bir rahatlama getiriyor. "Evet evet diyorsun, varsın öte tarafta görülsün hesap, Hak sorsun hesabını. Kimin hakkı kimde ne kadar kaldıysa teslim edilsin sahibine.." 

Bir de canım benim şu var ki şahane! Sen ve senin gibi kıymetli dostlarla dertleşmek, üzüntünü, sıkıntını paylaşarak azaltmak ve sağaltmak, "İnsan insanın ağusunu alır" sözünün manasını bilerek, buna yaslanmak da azaltıyor sanki dertlerin hacmini.. 

Hayat kısacık, Aşık Veysel'in dediği gibi iki kapılı handa gidiyoruz gündüz gece. Bu kısacık hayatı yaşanır, zevk alır kılmak da elimizde, ahlanıp, vahlanarak, gidene yasımızı bin yıl tutarak hayatı zindana çevirmek de bizim elimizde.. Her manada hafif yaşamaya gayret etmek, sen hafifledikçe etrafına serin bir meltemle ferahlık vermek! Misss ;) 






Ve elbette küçük ama küçücük şeylerden zevk almak, onlarla motive olmayı bilmek de mühim. Benim için çok kıymetli en küçük bi mutluluk kaynağı bile. Nasıl mutlu olunur, dipteyken bir hamleyle nasıl yukarıya, aydınlığa, bol oksijene nasıl çıkılır iyi biliyorum sanırım. 

Son olarak sanıyorum rol modelim annem. Ne gelirse gelsin başına, isyan etmeyen, kimseyi suçlamayan, darlamayan annemden sebep ben de böyle olana, başıma gelene "Eyvallah" deyip geçiyorum. 




Not: Instagramda hikayede "Hangi konuyla ilgili yazayım?" dediğimde gelen cevaplardan birine canım Şebnem'in "Olanı kabul etme, şükretmek ya da anı yaşamak ile ilgili bir yazı seni çok iyi anlatır ve çok iyi yazarsın diye düşünüyorum" mesajıdır bu yazının ilhamı. Şebocuğuma anlattım ama siz de okuyun ve varsa fikriniz yazın e mi? Farklı bi fikir ilham olur bize de, deyin ki, ben de şöyle şöyle yapıyorum bu hayatı yaşanır kılmak için.. Bir de küçük rica, beni uzun zamandır okuyan izleyen ama hiç yorum yapmayanlar sessiz takipçilerim de yazabilir mi iki satır ;) 



30 Kasım 2022 Çarşamba

DEDE YA!

Dede ya! “Ne sigara içmesi!” “Karşıki mahalleden geliyorduk Zekiye’yle, Reşatiçili’nin evinin orda yerde sigara paketi gördük, hem de içi dolu. İçersin diye de sana getirdik!” “Niye kızıyorsun ki, sigara falan da içmiyoruz ayrıca. Dede ya niye bu kadar sinirlisin ki sen J” Öyle olmamış mıydı Zekiye? Gerçi sen benden büyüksün J Unutmuşsundur,  geçmiş zaman tabii. Kırk gün, mırk gün! Büyüksün işte. Gerçi “Bodur tavuk her dem piliç” demiş atalarımız J  Benden küçük gösterdiğinden sebep, Hasan eniştemin bi bayram, bana vermeyip, küçüksün diye sana bayram harçlığı vermesi J İsim vermek istemezdim ama şimdi “eniştem” desem, Atilla eniştem sanabilirsiniz ve hiç istemem çünkü Atilla eniştem bankacı olmasından sebep bize hep gıpgıcır banknotlardan verirdi bayram harçlığı olarak. Dedemin kapısının önündeki sedirde öperdik ellerini her bayram, sıra sıra alırdık paraları. 20 kuzen olarak eniştemi hayli zorladık senelerce ama vallahi canı gönülden verirdi o kıyılamayası gıcırlıkta paraları ;)

Dede sana bi şey diyim mi, ne o zaman (ki küçüktük yahu, ergen belki) ne de ömrü hayatımın kalan dönemlerinde sigara içtim. Yalan yok bir kez denedim. O da neden? Çünkü lisede bizim sınıfta neredeyse bütün kızlar ve oğlanlar sigara içiyordu. Bi biz içmiyorduk di mi Arzu? Sanki bi de havalı gibiydi, kızların sigarasını zippo larla yakan erkekler. Neyse mevzu bu değil. Denedim yalan yok ama başıma nasıl bir felaket geldi anlatayım sana dede. Aramızda ama bak, herkese anlatılacak bir hikaye değil neticede. J Dedim “hazır evde kimse yokken bi bakayım şunun tadına! Babamın Maltepe mi, Samsun mu bilmem işte her ne ise sigarasından bi tane aldım. Ocakta da çaydanlıkta su kaynıyor. Bi çektim dumanı içime! Yuh! Zift! Dedim yok! Beni dünyanın enn havalı kızı da yapacak olsa, ı-ıh! Sonra çöpe attım söndürüp. Çöpü de kapıya koyacağım. Koydum da lakin kapı ceryandan kapanıverdi arkamdan. Ve ben o esnada atletle kaldım kapıda. Atlet dedim ama siz onu şimdinin havalı halter yaka atletlerinden falan sanırsınız. Düzelteyim “fanila” ile kaldım kapıda L Kaynayan çaydanlık ocakta, ben ve fanilam kapıda.. Ev yanacak, ben de bu kılıkta herkese rezil olacağım L Gittim iki alt kat komşumuz kuru Fatma ablaya, üstüme bi şey verdi, giydim. Gittim babamın Emekliler Kahvesi’ne, anahtarı aldım, geldim, Allahtan ev yanmamış ama çaydanlık pert. Dedim Esen, sen bi daha zinhar sigara içme, deneme de! Allah’tan sana bi uyarı bu. İşte böyleyken böyle dede. Hiç içmedim ondan sonra da, yeminle bak, iki gözüm önüme aksın ki hiç!

instagram: @_esenaktas 

 


 


16 Kasım 2022 Çarşamba

ZAMAN VE "DOKUNMADAN" VE KENDİNİ TANIMAK ÜZERİNE..

 "Geçti, yine geçecek!" Böyle diye diye yaşıyorum zorlukları, fiziksel ya da manevi acıları" Kendimi buna ikna edeli uzun zaman oldu. Çünkü neden? Gerçekten geçiyor, gidiyor. Zaman denen zalim mevhum bi bu konuda pek şifalı. Bazen bir saat, bazen bir gün, bazen bir ay, bazen 40 güne varsa da illa ki tamir ediyor, iyileştiriyor, unutturuyor. Bazen unutturmasa da diplere gömüveriyor her ne ise o acıyı.. 

"Dokunmadan" pek dokundu yüreğime. Sahaftan aldığım kitapta, eski sahibinin altını çizdiği yerler, aldığı notlarla da ayrı zevkle okudum kitabı. Hiç adetim olmadığı halde ben de çizdim bazı satırların altını ama esasen kitabın baştan sona altı çizilesiydi. Kitabı okurken eş zamanlı tesadüf eden şeyler de hayrete düşürdü beni. Anlatmayacağım hiç çünkü alıp okuyun mutlaka. Sizin de ciğeriniz yansın tatlı tatlı, hem üzülüp, hem çok etkilenin hem de zenginleşin Nermin Yıldırım'ın o çok özel anlatımından, tasvirlerinden, şahane hikayesinden. Yenilerini okuyacağım, o zaman da yazarım size ama "Hayat ne acayip yahu!" dediğim bu kitabı da unutulmazlar arasına kattım bile.. Nermin Yıldırım'ı  Şebnemcim tavsiye etmişti bloğunda, ne iyi etmiş. 

Sır dediğin nedir? Benim sakladığım sır, sana söylediğimde sır olmaktan çıkar mı? Yoksa ikimiz sırdaş oluruz da, sır olmaya devam eder mi? Kitapta sır vermek, sır saklamak, sırrını sadece hak edene vermekle ilgili satırlar düşündürdü bana bunları.. Bazı sırlar haddinden fazla ağır! Acımalı, merhamet etmeli ve sadece kendine saklamalı insan sanki onları.. 

"Tembel, maymun iştahlı, beceriksiz, sabırsız"

Bunlar benim senelerce kendimi olduğuma inandırdığım sıfatlar.. Upuzun yıllar böyle olduğumu düşünürken, tembel olmadığımı (ki bu tembellik iş hayatında değil, daha çok akademik anlamda, lise yıllarından kalma bi his) yüksek lisanstan yüksek onur derecesiyle mezun olduğumda; maymun iştahlı olmadığımı sebat ettiğim, sonuna kadar tamamladığım el sanatları ve bilhassa da nazarlık tasarımlarımla vardığım noktada; beceriksiz olmadığımı, senelerce öyle olduğumun empoze edilmesine rağmen, teknolojik aletlerle barıştığım, şu son iki yılda ve tabii araba kullanma kabiliyetimin hiç de fena olmadığını gördüğümde; sabırsız olmadığımı da her muharrem ayında defalarca aşure pişirmeye başladığım senelerle birlikte anladım :) 

Ve insanın iyi ya da kötü yönleriyle kendini tanımasının, kendinin, vasıflarının, dezavantajlı yanlarının ya da yeteneklerinin farkına varıp, hayretler içinde kalmasının nasıl şahane bir şey olduğunu anlatamam. Dilerim hayat yolculuğunun çok daha başında varın siz bunun keyfine.. Kulak tıkayarak, aldırmayarak size dayatılan sıfatlara , "Bu biricik hayat benim, bu yolculuk benim, gölge etmeyin yeter." diyerek yürüyün özgürce.. 

Bunlar da var...

İlginizi çekebilecek bağlantılar.