25 Haziran 2018 Pazartesi

ESKİŞEHİR TURU

Bayramın ardından üç gün yıllık izin alıp, Eskişehir'e gittik gezmeye. Şimdi bunca aradan sonra size Eskişehir'i anlatacağım dilim döndüğünce, elim vardığınca ;) Bunu da yazdığım mekanların bağlantılarını vererek, fiyatlarını söyleyerek yapacağım ki, faideli bir post olsun ;)
Hızlı Trenle gittik, Pendikten 10.05 seferine bindik, tam 2,5 saat sonra Eskişehir'deydik. Hızlı tren tam da adı gibi hızlı ve konforlu, ben seviyorum, geçtiğimiz manzaralar, dereler, denizler de mutlu ediyor beni..

Gar'da indik, yürüyerek Espark'ın hemen arkasına düşen otelimize, VIP Suite Otel'e ulaştık. Otel tam da şehrin göbeğinde, tertemiz, güzel bir otel. Çok memnun kaldık odamızdan, otelin imkanlarından, açık büfe olmayan (olmasın da zaten) kahvaltısından. Oda+kahvaltı hizmet veriyor, fiyatı da gayet makul.. Resepsiyona 9,4 puan tabelası asmışlar, bence o puanı hakediyor fazlasıyla. Bir de odada su ısıtıcısı var, çay-kahve ikram kaldığınız sürece, odada kullanılabiliyorsunuz, kurabiye de koymuşlar yanına ;) E bir de minibardakiler de ikramımızdır demesinler mi ;) Ekstra yok sizin anlayacağınız.
Otelden verilen Eskişehir'in gezilecek yerlerini tanıtan haritalı broşür çok işimize yaradı kaldığımız süre boyunca.

İlk gün, yani salı günü otelde biraz dinlenip, şehri tanımaya çıktık. Önce yemek pardon çibörek için bir yer aradık. İyi bir yer bulmak için o yerin yerlisine sormak en iyi yol bence. Biz de öyle yaptık ve Porsuk kıyısındaki Ada Kafe'de en iyi çiböreği yiyebileceğimizi öğrendik. Gerçekten de çok lezzetliydi çiböreği. Çocuklar gözleme ve sigara böreği istedi -ki onlar da gayet lezzetliydi. Yemek üstü kahve keyfinden sonra, Porsuk boyunca yürüdük ve Gondol'a bindik. , tekne ücreti kişi başı 5 tl idi ve biz 4 kişilik gondola binmeyi tercih ettik. 15 dakika sürüyor, bol bol resim çekildik...

Sonra yürüyerek (ki iki gün boyunca 20 km'den fazla kadar yol katetmişiz) Odunpazarı'na gittik. Orada ara sokaklarda yürüyerek Kurşunlu Camii ve Külliyesi'ne ulaştık. Külliye içindeki cam atölyesini, hediyelik eşya satılan dükkanı gezdikten sonra bahçesinde gölgelendik, serinledik... Odunpazarı evlerinin aralarında kafeler, hediyelik eşya dükkanları, çay bahçeleri sıralanmış. Çok sevdim bu semti, böyle güzel korunmasını. Odunpazarı'na çıkarken, Hamamyolu'nda çok güzel parklar, çocuk oyun alanları var. Bizim yürüyüşümüz Ali Deniz'in parklardaki molaları nedeniyle uzun sürdü ama çok sevdim o yolu da...

İlk günü böylece akşam ettikten sonra, akşam yemeğini de yiyerek otele vardık, ki çok, pek çok yorulmuştuk yürümekten.
Ertesi sabah yani Salı günü, kahvaltı sonrası Masal Şatosu'na gittik. Giderken taksi ile gittik, dönerken denk geldiğimiz belediye otobüsü Odunpazarı'na kadar götürdü bizi. Masal Şatosu, Sazova'da, neredeyse bir köy kadar alan üzerine kurulmuş adı üstünde masal gibi bir yer... Parklar, kahveler, restoranlar, bolca oyun alanları, gölet, Nuh'un Gemisi ve Kalyon Müze Gemi bulunan parkın hemen yanında Sabancı Uzay Evi, Eti Sualtı Dünyası, Hayvanat Bahçesi  ve Bilim ve Deney Müzesi var.
Masal Şatosu'nda bilet alırken, içerideki aktivitelere yönelik çeşitli seans seçenekleri var, en yakın saatteki "Efsaneler Diyarı"na aldık biletlerimizi. Masal Şatosu içindeki hediyelik eşya dükkanlarını gezdik ilkin. Sonra seyir terasına çıktık, orada kahve içtik, çocuklar da limonata. Terastaki kafede fiyatlar çok uygun, 2 kahve, 2 limonata 15 tl olur mu? Oldu :) Sonra "Efsaneler Diyarı" gösterisi için girişe indik tekrar ve gösteri başladı. İyi ki katılmışız, gözlerini kırpan, göz bebekleri bile hareket eden Dede Korkut ve Keloğlan'ı izlemek büyük keyifti, çok eğlendik, şaşırdık da tabii.. Yani ben en çok şaşırdım galiba :) Sonra Alice Harikalar Diyarında ile ilgili de başka bi gösteri vardı. Orada da iki çocuk bi odaya giriyor, büyük olan küçük, küçük olan büyük oluyor. Yani boy manasında :) Biz de dışardaki ekrandan izliyoruz. Bir de koridorda Şahmeran, Anka Kuşu ve Tepegöz vardı, onların hikayelerini anlattı görevli. Ve şu anda fark ettim ki, ki siz muhtemelen daha önce fark ettiniz, yazmaya yazmaya bi yazamama gelmiş bana :( Hiç güzel anlatamıyorum :(((
O zaman anlatamayaya devam :) Masal Şatosundan sonra ver elini Odunpazarı'ndaki Yılmaz Büyükerşen  Balmumu Heykeller Müzesi  Sanat nasıl güçlü, nasıl etkileyici bir alan, insanı hayretlere düşürüyor. Her bir heykelde çok büyük emek olduğunu somut olarak gördük. Atatürk heykelleri en çok. İyi ki!
Ve yine otel, ertesi sabah da kahvaltı sonrası İstanbul'a yine hızlı trenle dönüş..
Eskişehir hiç eski değil bi kere :) Çok yeni çok modern! Çok yaşanılası... Hiç Arap görmedik pek çok yerin aksine. Bir diğer dikkatimi çeken ise hiç dilenci de yok sokaklarda.
Çok güzel kafeleri, kitap kafeleri, parkları, bahçeleri, yaşanası mekanları var. Üstelik müze ve diğer yerlerin giriş ücretleri de ucuz.. E bi de nefis çibörek ;)
Çok ama çok tebrik ediyorum Eskişehir Büyükşehir Belediyesi'ni, Yılmaz Büyükerşen'i. Keşke diğer belediyeler de model olarak alsalar bu güzelim şehri...

Şimdi size Haziran 2018 fiyatlarını yazayım, fikriniz olsun...

Hızlı Tren: Yetişkin 46 Çocuk: 23, Genç: 36 tl (12 yaştan itibaren genç!)
Porsuk Gondol ücreti 30 tl Tekne Ücreti kişi başı 5 tl
Masal Şatosu (Efsaneler Diyarı) : Tam 10, Öğrenci 5 tl
Korsan Gemisi: Öğrenci: 1,5 Tl
Hayvanat Bahçesi: Tam 10, Öğrenci 5 tl (Eti Sualtı Dünyası'na giriş, hayvanat bahçesi bileti alanlara ücretsiz!)
Balmumu Heykel Müzesi: Tam: 12, Öğrenci: 6 tl
Sabahcı Uzay Evi ve Bilim ve Deney Müzesi tam Ali Deniz'e göre olmasına rağmen, saatini kaçırdığımız için giremediğimiz mekanlar. İnşallah tekrar gidersek, ilk oralardan başlarız.

Fotoğraflara bakalım şimdi ama hem çok az fotoğraf yükleyebildim hem de fotoğraflar düzgün kaydedilmedi nedense, şimdiden affola..

MASAL ŞATOSU
Ben olsam prensin yerinde o ruhsuz pamuk prenses yerine, ablasını alırdım, ki zannediyorum o da pamuk prenses değil, yani Nehir öyle dedi. Alis Harikalar Diyarında'nın karakterleri imiş bunlar. Her neyse işte, renkli olan, çılgın olan iyidir ;)  
Masal Şatosu'ndaki gölet, ki kuğular bir miktar fazla evcilleşmiş, neredeyse çantadan alacaklar nevalelerini ;) 



BALMUMU HEYKEL MÜZESİ
Canım Nazım Hikmet... 

MASAL ŞATOSU

MASAL ŞATOSU 
O zaman kal sağlıcakla sevgili okur.
Muhabbetle..

Not: Seçimler bitti, biz yine de ümit etmeye devam edeceğiz elbette, enseyi karartmak yok! Ama canım Yalova'm sana da "aşkolsun"..



28 Aralık 2017 Perşembe

2017'den Bana Kalanlar...

2017 bitiyor, size "İyi seneler" ve hatta "Şahane bir 2018" dilemek için geldim. Hepimizin gönlünce olsun yeni sene, dileklerin en başına elbette sağlık, sonra huzur, sonra bereket, sonra da kendi adıma bolca ürettiğim bir sene olmasını koyuyorum :)
2017'de ne çok çalışmış, ne çok ve ne de güzel üretmişim ispatı aşağıda ;)
Şuracıkta dursunlar ki yok olup gitmesinler, canım bloğum saklasın  2017'den bana kalanları...
Sağlıcakla ve muhabbetle sevgili okur...



9 Ekim 2017 Pazartesi

46 YAŞIM HOŞGEL...

Geçen yıl, 45'e basarken böyle anlatmışım... Ne çok şey değişti bir yıllık arada! En mühimi 21 yıldır çalıştığım kuruma veda etmekti. Zor bir süreçti ama geçti gitti çok şükür... Ondan bahsetmeyeceğim de, nasıl zalim zaman sahiden, nasıl ama nasıl bu kadar zalim, onu diyeceğim! Misal yılbaşı geliyor; seviniyoruz, ah diyoruz ne de güzel yeni bir sene başlıyor, taptaze, umut dolu falan filan! Sonra oldu mu sana Haziran! Ama öyle 6 ayda varmıyoruz Haziran'a, 6 dakikada falan toplasan! Sonra yaz mevsimi dersen zaten, sayılı zaman, izindir, bayramdır, geçip gider. Sonra yeniden doğum günü, yeniden yılbaşı! Ahhh!!! Sen çook zalimsin zaman! Ne demiştim sana halbuki, 40'ların başında, bloğu ilk açtığım zamanlarda; "Zamanın yavaş akmasını, elimdekilerin keyfine uzun uzun varabilmeyi diliyorum" demiştim ama duymadın sanırım sen beni...
Ki yine de bin şükür, sağlıkla geçti ki farkına varmadık! Hastalık olsa maazallah her bir dakika bildiğin sene... Misal geçenlerde boğazıma takılan Uskumru kılçığı bir gün kaldı da, acile gidip aldırana kadar, nasıl uzundu zaman, nasıl çekilmez...
Buna şükür, bin şükür... E o zaman ne diyelim, bu yeni yaşım, geçen yıllarımı aratmasın. Aklımdaki, gönlümdeki gerçek olsun, ben hayalime varayım inşallah 46 yaşımla birlikte..
Son dönemlerde öyle güzel hediyeler aldım ki arkadaşlarımdan. O hediyelerle birlikte nazarlıklar da coştu tabii  ;) Gelen güzel malzemeler zenginleştirdi beni, sınırlarımı epey genişletti.
Gel şimdi sen yaptıklarıma bir bak bakalım ;) Aynı fikirde misin?
Muhabbetle Sevgili Okur❤

NAZARLIK ATÖLYESİ
İlk atölye denemesi! Şahaneydi ekip ;)
DENİZE KARŞI BAYKUŞLAR :) 
YÖRÜK ÇADIRINDAN ;) 

KANAVİÇELİ NAZARLIK

KANAVİÇELİ NAZARLIK

KEÇE NAZARLIK

KANAVİÇELİ NAZARLIK


KEÇE NAZARLIK
ANALIKIZLI OLSUN ADI :) 

KANAVİÇELİ NAZARLIK
Nasıl şahane bir işleme değil mi? Bu kanaviçe de hediye gelenlerden...

AŞURE
Bu Muharrem iki kez yaptım aşuremi, ilki atölyeye gelenlere, ikincisi komşulara... Allah kabul etsin inşallah...
Tarif başlıkta;) 


AŞURE



BU DA SİZE BUGÜNDEN BENDEN BİR KARE 


14 Ağustos 2017 Pazartesi

AÇELYA İLE GÜLÜMSE HAYATA PROGRAMI'NDAN SESLENİYORUM :)


Bunu size söylemezsem hayatta olmaz! Geçen hafta TV çekimindeydim şekerim ;) Bilmem izlediniz mi programı ;) Yaptıklarımı topladım Kanal 360'da yayınlanan "Açelya ile Gülümse Hayata" programının elişi bölümüne konuk oldum. Buna vesile olan da canım 10marifet Bir kez daha teşekkür edip, 11. yaş gününü buradan da kutlayayım. Çok yaşa sen 10marifet ❤

Şimdi sen izle bakalım alttaki videodan, ne diyosun, ışık var mı? Yok, canlı yayın olmasına rağmen heyecanlanmadım hiç, belki youtube kanalından antrenmanlı olduğum için...

Aşağıdaki nazarlığı yaptım programda, elimdeki nazarlık  örneklerini paylaştım. Daha çok anlatabilseydim keşke nazarlıklara olan aşkımı :) 

KANAVİÇELİ NAZARLIK



Açelya ile Gülümse Hayata Çekim Öncesi 

Açelya ile Gülümse Hayata Programı 

Açelya ile Gülümse Hayata Programı 



Not: Bekliyorum içten yorumlarınızı heyecanla :)

14 Haziran 2017 Çarşamba

Hayata Düştüğüm Notlar...

Bloğa yazar gibi yazdım geçenlerde Instagram'a. İki ayrı fotoğraf altına "Hayata Düştüğüm Notlar"ı pek çoğunuz okudu belki de. Okumayanlara olsun öyleyse bu post: Misal Burcu'ya, Elif'e ;) 
AH BU BEN... 



Sevgili Nilgün öğretmenimde gördüm geçenlerde, o günden beri düşünüyorum benim hayata düştüğüm notlarımı; anlatmayı deneyeyim ;) Keçeyi, etamini, el sanatlarının her türünü ama en çok nazarlıkları severim. Yumurtayı, her türlü patlıcan yemeğini, sütlü tatlıları en çok aşureyi severim. Yoğurtsuz yaşamanın mümkünü yokmuş gibi hissederim. Yemek yapmayı çok sevmem ama mutfakta radyom çalarken hamurişi, tatlı, börek yapmayı, en çok da kekin kokusunun evin havasını aniden sıcacık bir yuva yapmasını severim. Şarkı, türkü hem dinlemeyi hem de söylemeyi severim. Konuşmayı sever, dinlemeyi -sabırsızlığım nedeniyle karşımdakinin lafını kes(e)bildiğimden sebep çok beceremez, yazarak anlatmayı, buna fırsat yaratan bloğumu pek çok severim. Şiir severim de bir kısım şairleri daha bi çok severim. kırtasiyeyi, bilhassa kurşun kalemleri çok sever, ama en çok da @_esra_akin_ cığımın ki gibi elyapımı defterleri severim. Sahip olduklarıma şükretmeyi bilir, en çok da ailem için #binşükür derim. Çocuklarıma nazar değmesinden korkar, kötü niyetlilerin şerrinden, kem gözden Rabbime sığınırım. İflah olmaz bir terazi olarak kararsızlığımı sevmez, sanatçı ruhumu severim. Kırktan sonra tamamladığım tahsilim için hem gururlanır hem de hayatımı başka şekilde kurmakta yeterince kararlı olamadığım için pişmanlık duyarım. İstanbul'u severim ama Üsküdar'ı daha çok, en çok da memleketim Yalova'yı. Aşka inanır, çok istersen mucize kabilinden aşka düştüğün kişiyle yıllar da geçse bir araya gelebileceğine, buna da tastamam "kader" denileceğine kalpten inanırım. Kendimi bazen çok bazen daha az sevsem de en çok canım ellerimi severim.. Okumayı, dergi bakmayı severim. Hayatın iki kapılı bir han olduğunu, zamanın zalim olduğunu bilir, tadını çıkarmaya bakarım. Çok zaman o fedakar annelerden, mükemmel eşlerden olmadığımı hisseder, ancak, mutlu insanın mutluluk vereceğine inanırım. Yaşla birlikte daraltan, bunaltan kıyafetlerden, renklerden ve dahi insanlardan iyice vazgeçtiğimin farkındayım. Çabuk kırılır, alınırım. Bir başıma gezmeyi, kahve keyfi yapmayı, yalnızlığı severim... Mevsimlerden en çok sonbaharı severim. Çok üşütmez de hani serin serin iyi gelir yazdan sonra. İncecik bi hırka alırsın üzerine, ayağına çorapları çekersin. Geceler yavaş yavaş uzar da bereketlenir, akşam erken inmeye başlar. Okul hazırlıkları, defter kaplamalar, aklına düşüverir o ilkokuldaki pembe panterli bavul çantanın içinden yükselen kırtasiye kokusu. Aylardan en çok #mayıs tır sevdiğim, yazı çok sevmem, bunaltır ama #temmuz ortasında, sen denizin ortasında, yüzün güneşte, sırtın buz gibi suda, kıpırdamadan yatmışsın suyun üzerinde, dünya dönmekten vazgeçmiş de, duruvermiş gibi hissedersin ya hani, işte onu en çok... Uykuyu çok severim, bıraksan 12 saat aralıksız uyur da, vakit boşa geçmiş demem hiç. Çok üzülmüşsem de, canım burnuma gelmişse de, uyursam geçeceğine inanırım, uykunun şifacı olduğuna da ;) Televizyondaki Yarışmaları sever, bazen en acayip soruları bilir, çokca da bildiğim şeylerin azlığından utanırım. En çok #karadut u ondan da çok #incir i severim ama ikisini de ağacına çıkıp dalından yemeyi en çok. İsterim ki sevdiklerim bin yıl yaşasın, hep de sağlıkla, sonra yakınlarını, anne babalarını erkenden kaybedenleri düşünüp mahçup olurum. Ablamı, kardeşimi çok sever de, ortanca olmayı pek sevmem ;) Piknik yapmayı çok severim, kışın sahilde, çocuklar küçücükken araba içinde yaptığımız piknikleri de daha da çok. Yürümeyi çok severim, uzun uzun yürüyüp, bilmediğim ara sokaklarda gezmeyi, çocukları da benimle birlikte yürütmeyi daha da ;) Güzel araba kullanabilen ya da vazgeçtim yahu iyi ya da kötü araba kullanabilen kadınları çok kıskanır, benim de yapabileceğime dair inancımı kaybetmemeye çalışırım. Teknolojik aletler konusunda pek de becerikli olmadığımı kabul eder, buna mukabil el göz koordinasyonuyla ürettiklerimde nasıl bu kadar yetenekli olduğuma şaşarım ;) Çocuklarımın küçüklüklerini unutmamak ve onlara da ilerde güzel hatıralar bırakmak için bloğa yazar, sonra da bastırıp, fotoğraflarla süslerim. 


Bunlar da var...

İlginizi çekebilecek bağlantılar.