31 Aralık 2019 Salı

HOŞGEL 2020

2019 güzeldi. Sıkıntılar, hastalıklar ve Allah korusun kayıplar olmadığı sürece her yıl güzel benim için. Öyle dönüp muhasebe de yapamıyorum, hatırlamıyorum da öyle ayrıntılı ayrıntılı. Ben her ay sonunda, giden aydan kalanları toplu olarak paylaşıyorum Instagram hesabımda. O benim için o ayın z raporu oluyor bir nevi. Şimdi de toplu olarak bütün ayları, nihai olarak da 2019 da yaptıklarımı kolajladım. Sizlerle de paylaşayım sevgili okur.. Ne çok şey çıkmış ortaya. Bi dünya nazarlık, anahtarlık, evler.. Bin şükür bugünüme, vardığım noktaya. Bu vesileyle, canım ellerime, marifetli ve çalışkan ellerime ve ilhamımı hiç eksik etmeyen, aklıma gelen her yeni modelde, detayda heyecanla kalbimi çarptıran beynime de çok çok teşekkürler :)
Ürettiklerim, ortaya çıkan tüm işlerim yanında, dilim döndüğünce nazarlık yapımını anlattığım, uygulamalı gösterdiğim atölyeler de vardı 2019'da. Ve ilk kez Bursa'ya giderek, deplasmanda da atölye yaptık ve çok da ilgi gördü, çok güzel geçti..
2020! Söylemesi, yazması güzel yıl, hoşgel inşallah.. Bildim, öğrendim ki, tek başına mutluluk, tek başına refah işe yaramıyor. Eksik kalıyor hep. Yakın çevremden başlayarak, ülkeme ve dünyaya güzellikler, hoşluklar getirsin 2020.. Afiyetle, esenlikle, bereketiyle gelsin yeni sene hepimize sevgili okur.. Mutlu yıllar..


26 Aralık 2019 Perşembe

Hayata Düşülen Notlar..

* Mesajlarda, yorumlarda, cümle mesajlaşmalarda kısaltmaları sevmiyorum. Ve hatta sinir oluyorum. Teşekkürler, selamlar, merhaba, açık yazılınca anlamlı. O nedir ayol, tsk, slm, mrb... Epey zaman önce selamlar yazdığım biri ilk kez duyduğum şekliyle "as" diye yazınca,  ne manaya geldiğini anlamadığım bu kısaltmayı bi saat çözmeye çalıştım. Sonradan "aleykümselam" olduğunu idrak ettim ama ne gerek var ki, kısa kısa yazmaya, kelimeleri budamaya. Ve bunun gibi bir de, dolaylı dolaylı anlatmayı, cümleleri gereksiz kelimelerle uzatmayı bırakmak lazım. Misal, "Önümüzdeki ay size bu konuda bilgi vermiş olacağız." cümlesi yerine "Önümüzdeki ay size bilgi vereceğiz." desek bak ne tasarruf ettik kelimelerden. Neden "yapmış olacağız", "gelmiş olacağız" vs. gibi her şeyin sonuna olacağız diyoruz ki, normali bu değil yahu! Beni sual edecek olursanız, hiç kısaltma kullanmıyorum yazarken, f klavyede deli gibi hızlı yazdığımı bir kenara bırakırsak, telefonda da, çok zorlanmama ve hiç sevmememe rağmen yazmayı, yine de kısaltmıyorum kelimelerimi.
* "Fyt" nedir yahu! Yok kısaltma konusu kapandı da, bu "nezaket" mevzuu. Fyt, fiyat vs. yazanları görmüyor gözlerim, algılamıyor beynim o tek kelimelik yorumları, soruları, dm'leri. İnsan dediğin selam verir önce, merhabalar der, günaydın der, selamlar der, illa verecek bi selam bulur. Diyelim ki, sordun ve cevabını aldın, bu sefer de nezaketen teşekkür eder, iyi dilek belirten bi kelimeyle de olsa veda eder konuşmaya di mi? Di! Evet, aynen öyle, nezaket güzel şey azizim, yaşamı güzelleştiren şeylerden biri de, birbirimize hitabımız, saygı çerçevesinde kurduğumuz sözlü ya da iletişim değil mi?
* 90'lardaki her bir şarkıcıyı, şarkılarıyla bilmeme rağmen, ne oldu da şimdilerde şarkıcıları, seslerinden tanıyamıyorum. Kim varsa şu anda şarkıcılardan, dinlet bana şarkılarını, %80 ini kimin söylediğini bilemem. Muhtemelen ses benzerliği kadar, medoli benzerliğindendir belki de..
Halbuki düşünsenize,  Levent Yüksel, Harun Kolçak, Deniz Seki, Haluk Levent, Demet Sağıroğlu, Sertab Erener ne kadar kendilerine özgü ses ve tarza sahiptiler, hiç karıştırmadık onları. Ama belki de benim bu düşüncelerim azınlığın sesidir, bilemedim şimdi...
* Tulum sesine, kemençe sesine, bağlama sesine hastayım. Horon'a, horon sırasındaki çığlıklara da hastayım.  Lazca türkülere, Kürtçe türkülere de. Kardeş Türküler'in söylediği hem Lazca, hem Kürtçe türkülerin hepsine de ayrıca..
* "Asla, kesinlikle, imkansız, mutlaka, hayatta!" kelimelerinden korkar ve kullanmamaya gayret ederim. Bilirim ki, ne dediysem "yapmam" diye "asla" diye hep başıma gelmiştir ve gelecektir. Bundan sebep derim ki, "Olabilir, mümkündür, olmasın inşallah ama her şey insanlar için" diyorum. Tecrübe mühim çünkü, demir gibi sert olmamalı hayata karşı, eğilmeli, evrilmeli, uyum göstermeli gelene, razı gelmeli. Razı gel(e)meyeceklerimizin başımıza gelmemesi için de bolca dua etmeli..
* Evlerin ruhu olduğunu hepimiz bildik, öğrendik ama o mobilya mağazası kıvamındaki, hani şu duvarları neredeyse bomboş, sehpa ve masaların üzerleri, salon köşeleri yalnızca o janjanlı kocaman vazo ve vazomsularla dolu evlerin sahibi kadınların (ki evlerin sahibi illa ki kadındır bence) ruhu neden o kadar yavan bilmiyorum. Evi yuva yapan, dört duvarın içindeki senin zevkini gösteren, seni yansıtan objeler ve eşyalar değilse ne?

16 Aralık 2019 Pazartesi

HAYATA DÜŞÜLEN NOTLAR...

Hayata düşülen notlar çok sevildi, çok çok güzel yorumlar aldı. Devam etmem konusunda da yüreklendirdi güzel dostlar. E madem ben de bu kadar çok seviyorum yazmayı, devam edeyim o zaman anlatmaya..
* Dekorasyon dergilerine bakmaya bayılırım da, bir türlü onlardan ilhamla güzel güzel döşeyemem evimi. Evin modelini sürekli değiştiren kadınlardan değilim. Deli gibi ağır gardrobun, koltukların altına koyduğu paspas marifetiyle yerlerini değiştiren bir annenin kızıyım üstelik.
* İlhamın ne zaman geleceği belli olmaz ama genellikle baktığım dergiden, gazeteden, vitrinde gördügüm bir kıyafet ya da takıdan aniden gelir de, o andaki kalbimin çarpmasını nasıl tarif edebilirim size bilmem.
* Kul hakkından ölesiye korkarım. Benden geçsin de kimsenin hakkı bana geçmesin isterim.
* Uzun yıllar gerçek sendikacılık yapmış, işçilerin hakkını korumak için sonsuz fedakarlık göstermiş bir babanın kızı olarak, çalıştığım tüm kurumlarda beyaz yakalıdan çok mavi yakalılara yakın oldum, "İşçisin sen işçi kal" diyen Cem Karaca'nın şarkılarını da hep çok sevdim.
* Hayatımın hiçbir döneminde ne hırslı ne de azimli olmadım,. Çok zaman da -ergenler gibi söyleyeceğim- ezikledim kendimi. Yapamazmışım gibi hissettim. Halbuki ne mühim insanın kendine inanması, güvenmesi. Diyelim ki yapamadı bunu, ailesinin bu konuda destek olması.. Çocuklarıma yapmaya çalıştığım bu, motive etmeye çalışmak. Bilmem ne kadar başarıyorum ama bu.
* Çok merak ediyorum misal ağrı eşiği nedir? Ne kadar yüksek olabilir ya da bana çok ağır gelen acılar, sancılar başkasına vız mı gelir? Acı, ama ne kadar? Migren ağrım hafif mi aslında, ben mi abartıyorum mesela? Ölçmek nasıl olur ki? Bilmiyorum..
* Güneşli günleri seviyorum tabii ama hava kapalı, sisli, puslu da, hani yağmur deli gibi ya da diyelim gece, şimşekler çakıyor sürekli, gök gürlüyor. İşte öyle havaları da çok seviyorum.
* "Akşam 6'dan sonra bir şey yemeyin." diyen diyetisyenler duymasın ama, 9'a kadar uzayan akşam yemeğini bırak, sonrasında, çocukların uyumasıyla benim uyumam arasındaki o 1 saatlik kısa sürede çayın yanına katık edeceğim güzel ama kalorili yiyeceklerin hayali bile kalbimi çarptırıyor.
* Eskiler eskide kaldı tabii ama ne güzeldi bak annem, ne yakışıklıydı babam. Gür saçları, o yüzüne çok yakışan beni, gür sesiyle, şakalarıyla, gencecik ve yakışıklı babam, düğüne giderken eşarbını çıkarıp, saçlarını illa ki güzelce apartman topuz yaptırmış, dizde etekleri, illa topuklu ayakkabısı portföy çantasıyla bir örnek güzel annem bir de..
* Hani küçücüktük de bir örnek kadife çiçekli elbisemizle, Elif'le beni ikiz zannedenler...
* Doluşurduk da dayımın skodasının arkasına, Araştırma'ya, Esenköy'e denize giderdik hani kuzenler, teyzeler, hem piknik, hem deniz olayı, tadı başkaydı.
* "Zaman" diyorlar "geçer" diyorlar. Geçiyor, zaman ilaç oluyor da bir nebze. Oldu ve hep de olacak inşallah. Unutmuyor insan ama başka başka şeyler düşüyor aklına, azalıyor gidenlerin kederi biraz biraz. Buna mukabil, her aklına geldiğinde burnunun direğinin sızlaması hiç azalmıyor...
* Zülfü Livaneli'nin "Doğdukları Yerde Ölenler" diye bir şiiri var, bilir misiniz? Hüzünlü bir müzik eşliğinde söyler içli içli. Zaman zaman kendimi o şiirdeki insanlardan biri gibi hissederim. Buna sebep, çok az şehir dışına çıkmam, yurt dışını hiç gitmemem. 21 sene Yalova'da yaşadım, çok az il sınırları dışına çıktım. Şimdilerde de çok istememe rağmen ne bi Mardin görebildim, ne bi Adana, ne bi Konya, ne de babamın memleketi Tunceli'yi.. Yuh olsun bana..
* Yalnız şu hayatta kendimi en takdir ettiğim hususlardan biri, hiç sigara içmemiş olmak. Denedim Allah için. Ortaokuldaydım. Denedim ve denediğim anda başıma gelen felaketten ötürü, bunun bana Allah'tan bir mesaj olduğunu kabul ettim ve o dakika bıraktım sigarayla olan muhabbetimi. Çok şükür aramız hiç olmadı bir daha da..
* Ortaokulda kız meslekte okudum ben. Çocuk elbisesi ve gecelik dikmiştik ama ben değil annem dikmişti benim ödevlerimi. Çok yeteneksiz(d)im dikiş konusunda ama geçen hafta sonu şeytanın bacağını kırdım galiba. Nihayet dikiş makinasını açtım ve youtube daki yardımsever kadınların videoları sayesinde iplik takmadır, masura sarmadır, düz dikiştir öğrendim ve hızımı alamayıp, aynı gün 20 kese diktim. Anahtarlıkların keseleri çok da güzel oldu caanım pazenlerimle :)
Devam edeceğim ama sadece kese dikeceğim sanki. Şimdilik niyetim bu yönde. Soranlara öyle söyleyin, "Hediye pakedi niyetine kese dikebilir yalnızca." deyin.Dikişi daha doğrusu kesimi kolaylaştırmak için Singer kesim matı, makası ve cetveli de aldım.  Gerçekten de büyük rahatlık. Fotoğrafını hikayede paylaşmıştım ama buraya da ekleyeyim. Sevgili Pembe hanıma teşekkürler tavsiyeleri için.
*Organ bağışını ve kan bağışını önemsiyorum. Bir kez daha yazayım, belki birilerinin aklına düşürür. 21 yaşında Çapa'dan geçerken, bir başıma gittim bağışladım tüm organlarımı. Rabbim ömrümü kısa yazdıysa, organlarım da işlevlerini koruyorsa, birilerine faydası olsun istedim. Maalesef sadece organ bağış kartı ve hatta ehliyete bunu yazdırmış olmak yetmiyor. Yakınlarınızın izni gerekiyor. Bunu da sözlü olarak hep söyledim yakınlarıma. Kan bağışını da, senede iki kez düzenli yapıyorum. Ne güzel kelime "bağış" gönülden yapılan vazgeçiş. Hem bağış yapana, hem de yapılana sonsuz huzur ve mutluluk sebebi..


Araba Nazarlıkları 

Yılbaşı Hediyelikleri 

 Sevgili Singer Promise dikiş makinam Gülistan'la diktiğim anahtarlık keseleri.. 


Bunlar da arkadaşlarıma yılbaşı hediyesi olarak aldığım aşağıdaki ajandalar için hazırladığım hediye paketleri. Pazen keseler.. 

Keselerin içindeki ajandalar

Ve Singer kesim matı, bıçağı ve cetveli.. Çok kullanışlı, tavsiye ederim. 

5 Aralık 2019 Perşembe

TÜRK KAHVESİ GÜNÜ

Türk Kahvesi ile ilişkimiz çok eski değil. 40'dan sonra vardım tadına. Esasen tadına değil de daha çok keyfine demeliyim. Zira kahve (orta lütfen, mümkünse 1,5 kesme şekerli, 1 taneyle güzel olmuyor) seviyorum ama onun o yanında çikolata ya da lokumla, o 5 dakikalık tamamen bana ayrılmış zaman dilimiyle,  keyfini daha çok. Zerrinciğimin hediyesi minik su bardaklarıyla ayrı bir görsel şölen kahve zamanı. Çeşit çeşit fincanlarım var, hepsini ayrı ayrı sevdiğim.  Misal günde bir tane içeceksen biraz daha büyük fincan tercih ediyorum, 2 tane içeceksem o gün, küçükleri seçiyorum. En çok Karaca'nın kahve fincanlarını seviyorum. Hani şu koleksiyon tarzı olanlarını ama onlardan hiç yok. Eski zaman fincanları yani hani o porseleni incecik olanları (ki birkaç tane var) en makbulü. Ve itiraf edeyim, instagramda #kahvebahane fotoğrafı çekmeye bayılıyorum. En güzel fotoğrafları da köyde, bahçede, dağlara karşı, mahzaraya karşı çekiyorum. Ama fotoğrafı paylaşmadan önce illa ki kahve keyfimin bitmesini bekliyorum.
İyi ki var yahu şu güzelim Türk kahvesi. Madem bugün kahve günü, en sevdiklerimden seçtiğim kahve fotoğraflarını paylaşayım.
Kahve keyfiniz, keyfinize yarenlik edecek dostlarınız bol olsun..
Afiyetle...



























26 Kasım 2019 Salı

ORTAYA KARIŞIK

Merkür retrosu bugün sona ermiş! Sanki sürekli gerileyen bir Merkür var. Engin astroloji bilgimle mahçup olmak da istemem ama adeta gökyüzünün bi nevi efendisi, reisi gibi bi gezegen kendileri. Durmadan ve sanki iki günde bir geriliyor. Çok yoğun ve biraz da daralmalı bir iş günü bana bunları düşündürdü. Bu arada yükseleninden bihaber biri olsam da, yeminle canım Sienna Miller sanki tüm terazileri bir kenara koyup, yalnızca bana sesleniyor, misal "ilham" diyor, "yaratıcılık" diyor "sanat" diyor. Bana diyor, bana :) Bu sebepten telefonuma indirdiğim uygulamasını okumaya bayılıyorum ;)

Dikiş makinasını alalı yıl oldu, belki de geçti bile ama henüz kutusunu bile açmadım. Korkuyorum çünkü. Bana sürekli, ne kadar da yetenekli, marifetli olduğumdan bahsedenler "Aaaa!!!" diyecektir şimdi ama maalesef durum bu. Bu hafta sonu açmam lazım artık, açmam ve 100 kadar youtube videosundan sonra ipliğini geçirip, kullanmaya başlamam. Aksi takdirde kendini gardrop tepesinden atacak garibim ya da zamanla kendini imha eden ayakkabılar gibi yayını, vidasını bırakacak olduğu yere :))

Yeri gelmişken merak ettiğim bir şey var. Terzilikte usta bir annenin kızı olarak, çocukluğumuzda ve ilk gençliğimizde, bunca mağaza ve hazır tekstil yokken, buna mukabil dünya kadar manifaturacılar varken, insanlar da kıt kanaat geçinirken, nasıl ama nasıl terzilere ısmarlama kıyafet diktiriyorlardı. Şimdilerde hem kumaşlar pahalı hem de terziler. Ama o zaman herkes diktiriyordu kat kat. Alım gücü mü fazlaydı? Para mı kıymetliydi? Kıyafetler daha mı kaliteli ve uzun ömürlüydü ısmarlama olduğu için.  Yorumsuz...

Çok alakasız olacak ama madem ki alakasız notlar postudur bu, şunu da not düşelim tarihe! Kaşıntılarım geçti çok şükür. Son bir aydır kaşıntıdan sebep ilaç içmedim hiç. Ama allerjik rinitim baki, o kararlı ahirete dek benimle kalmaya. Olsun, kaşıntıdan bi tık daha evla, alıştık birbirimize hem, giderse çok ararım :)

Şu ikinci fotoğraftaki muşmulalar var ya, geçen hafta köyden getirdiklerim. Her gün gözlerinin içine bakıyorum, olmuşlar mı diye :) Biraz nazlılar ama ;) Her gün, bir, en çok iki tanesi yenecek hale geliyor. Bi şey değil, Ali Deniz ve Nehir de çok sevdi tadını. Dedelerinden miras meyvelerden... Hamdolsun...

Bugün onca hengame içinde güzel bir şey de oldu işte :) Bakınız 1. fotoğraf, teşekkür için orkide göndermiş bir öğrencimiz. Ne zarif  ve de motive edici bir hareket :)

Ne güzel yağdı bu akşam yağmur. Keşke sabaha dek yağsa usul usul. Barajlar dolsa, mevsim sahiden kışa dönse. Yaz isteyen arkadaşlar çok pardon ama yaz da bir yere kadar, hem bünye hem doğa soğuk ister, kar ister, lütfen yani. Evrene mesaj diye diye sıcak hava da dilenmesin artık yani :)

Geçen yolda yürürken düşündüm, ne zor aslında yürümek. Yani öyle değil de, böyle dik şekilde, ayakların üzerinde, zor yani, iskeletin öyle yukarı olması, anlatamadım di mi, mucize gibi değil mi, seni ayakta tutan bir omurga, yere basmanı sağlayan ayaklar vs.. Di mi?

Ne güzel, ne gurur verici Haluk Bilginer'in En İyi Erkek Oyuncu dalında Emmy ödülü alması. Ve ne güzel, ne heyecanlıydı konuşması, çok alkış...

Dur bitirmeden, Ali Deniz'in okulunda yapılacak sergi için hazırladığımız aynayı da göstereyim. Ali Deniz'in gazoz kapağı koleksiyonuyla yaptık ve çok sevdik sonucu. Kapakları toplamaya devam edelim de, bir de boy aynası yapalım diyorum ;)

Oldu o zaman, bir başka ortaya karışık yazıda buluşmak dileğiyle, esenlikle..



Bunlar da var...

İlginizi çekebilecek bağlantılar.