20 Eylül 2018 Perşembe

AYRINTILI AŞURE TARİFİ BURADA...

Canım Aşure ayı geldi sevgili okur. Şükür kavuşturana.. 
Ayrıntılı tarifi her yıl yeniden yeniden vermek gelenek oldu.. 
Bu yıl da bozmayalım geleneği, hiç bilmeyenlerle aşuremizi yapalım. Hiç tereddüt etmeyin ilk kez deneyecekler ve eminim sonraki yıllarda da mutlaka yapacaksınız güzelce aşurelerinizi..
Öyleyse buyrun bakalım, Allah kabul etsin şimdiden.. 


**********************************************
Anlatmaya başlıyorum sevgili okur, hem de bana anlatılmasını istediğim gibi çok ama çok ayrıntılı anlatacağım, kulak ver bana şimdi sen :) 

Buğdayı, nohutu ve kuru fasulyeyi ayrı tencerelerde (ki buğday koyduğumuz tencere ana tenceremiz olacak o yüzden ne büyük tencereyi seçelim) güzelce yıkayıp, geceden  suya bastırıyoruz. Ertesi sabah (işe gidenler için söylüyorum azcık erken kalkmak lazım bu işlemler için ama öyle çok değil, yani seni caydırmasın bu durum sevgili okur!)  bir taşım kaynatıp bırakıyoruz ki  akşama kadar iyice şişsinler ;) 
İşten gelince, yani 8-9 saat kadar sonra da aşağıdaki tarife göre pişiriyoruz aşuremizi :) 
Aşure,  hep, zahmetli, yapılması zor bir tatlı gibi gelir ya insana, siz o düşüncelerinizi bir kenara atıp, deneyin bu sene, yapması uzun zamana yayılan ama aynı zamanda da çok zevkli ve sonucu da enfes bir tatlı olacak. Hem sen beni bilirsin Sevgili Okur, o kadar zor olsa ben her sene Muharrem Ayı'nda en az üç kez yapar mıydım hiç???

Benim yaptığım aşurelerin malzemesi böyle ama siz damak tadınıza göre pek çok şey daha ekleyebilirsiniz aşurenize... 

Bunlar geçen seneki aşurelerim :)



AŞURE

Malzemeler:
  • Yarım kg. buğday 
  • 1 su bardağı nohut
  • 1 su bardağı kurufasulye
  • 1 çay bardağı pirinç
  • 100 gr kuru kayısı, yıkanmış ve ufak ufak doğranmış (Yıkanmış ve ılık suda bekletilmiş)  (Fahriye Abla'ya bir teşekkür burdan, bu yıl da  Malatya'dan getirdiği kayısılar şenlendirecek aşuremizi)
  • 50 gr. kuş üzümü (yıkanmış ve ılık suda bekletilmiş)
  • 100 gr. çekirdeksiz kuru üzüm (yıkanmış ve ılık suda bekletilmiş)
  • Kuru kayısı, kuş üzümü ve kuru üzümü aşure yapma süremiz içinde birkaç kez sularını değiştirerek şişmelerini sağlıyoruz. 
  • 1 çay bardağı süt
  • 1 adet çubuk tarçın (buğday pişerken ekliyoruz, aşure tastamam olunca da çıkarıyoruz ;)
  • 2 adet karanfil (tarçınla birlikte attım ben) 
  • 1 adet elma (aşureye çok güzel bir tat katıyor, minik minik doğrayın, pişmesine yakın atıverin içine)
  • 1 kg. toz şeker (ben birazcık eksik koyuyorum (3,5 su bardağı kadar) yine şekeri, tadına bakıp ayarlanabilir son aşamada ;)
  • (1 adet) portakal kabuğu rendesi 
Hazırlanması:
  1. Geceden suda beklettiğimiz buğdayı, aşureyi pişirmeye başlamadan 8-9 saat önce üzerini 4-5 parmak geçecek kadar  içme suyu ile doldurun ve bir taşım kaynatın.
  2. Nohut ve kuru fasulyeyi ayrı ayrı  tencerelere alın ve onları da bir taşım kaynatın. 
  3. Kaynayan üç tencerenin de kaynadıktan sonra altını kapatın ve kapağı kapalı 8-9 saat dinlendirin.
  4. 8 saat sonra tencerelerin altını tekrar açın (kuru fasulye ve nohutun suyunu değiştirip, kaynatmak daha iyi olur sanki, bir de pişirmeden önce kabuklarını soyun nohutların, fasulyenin de çıkan kabuklarını alın) kısık ateşte (buğdayları ara sıra karıştıralım yoksa dibi tutuveriyor hemen) buğdaylar iyice ezilinceye, nohut ve kurufasulyeler de yumuşayıncaya kadar (yaklaşık 2,5-3 saat) pişirin. Buğday tenceresindeki su azalırsa kaynamış su ekleyin ve tencerenin kapağını taşma tehlikesi nedeniyle açık bırakın. 
  5. Buğdayın pişmesine yakın tencereye iyice yıkanmış pirinci ekleyin. Bir sürede pirinçlerle beraber pişirin. Tam o arada da hem tarçını, hem karanfili hem de bir çay bardağı sütü ekleyelim) 
  6. Hepsi pişince nohut ve kurufasulyeleri buğday tenceresine ekleyin. 10-15 dakika daha kısık ateşte kaynatın. Kevgirde sularını süzdürdüğümüz çekirdeksiz üzümü, kuş üzümünü ve küçük küçük doğranmış kayısı ve elmaları tencereye ekleyin. 15 dakika daha pişirdikten sonra toz şekeri ekleyin, bir taşım kaynatıp altını kapatın. (Toz şeker aşureyi sulandırıyor o yüzden kıvamına dikkat edelim, azcık koyu yapalım aşuremizi ki şekeri görünce cıvımasın)
  7. Aşurenin kıvamını kaynar su ekleyerek dilediğiniz gibi ayarlayabilirsiniz.
  8. Aşure soğuduktan sonra kaselere paylaştırıp tarçın/ceviz/fındık/nar ile süsleyin. (Süsleme işini- varsa- kızınıza yaptırın :)
  9. Altını kapamadan hemen önce portakal kabuğu rendesi ekleyelim (Daha önce eklemeyin sakın, acı olabilir)
Böyle güzel kavanozlara koy yaptığın aşureleri, hediye et etrafındaki sevdiklerine, bak nasıl mutlu oluyorsun aşureleri hediye ettiğin kişilerden daha ziyade sen :) 

6 Eylül 2018 Perşembe

BABAM...

Annem, benim doğduğum gün konusunda tereddütlü. 25 yaşıma kadar falan hep 12 Eylül dedik ama sonra baktım ki kimlikteki daha güzel bi tarih, 12 Ekim'i kabul ettim doğum günüm olarak. Zahide teyzenin düğününde kırk günlükmüşüm. Dayımın kızı Zekiye ile de aramızda 40 gün varmış, e bu durumda 12 Ekim olmalı. Çok da önemi yok ama esasen Başak burcu olmayacağım da gün gibi ortada. Hem çok rahat hem de biraz pasaklı diyeceğim ayıp olacak, titizlikten uzak bir tip olarak Teraziyim ben kesin.
Sonra annem benim günün hangi vaktinde doğduğumu da hatırlamıyor. Yalnızca o değil, hiç kimse de.. Ne tuhaf, tamam, ablam Elif'le aramızda yalnızca 18 ay olabilir, aklın karışık olabilir ama sabah mı, akşam mı, gece yarısı mı, ne zaman doğurduğunu bilmez misin be anne :( Bilmiyor. Onu bırak adımı kimin koyduğu bile net değil. Anneme göre Emine Yenge, Neriman Teyzeye göre de, kendisi.. Zaten anneme de hiç benzemiyorum. O beyaz tenli, kıvırcık saçlı, lazların özelliklerinde bir kadın. Neredeyse diyeceğim ki evlatlık alındım da annem doğurmadı beni ama Allahtan babamın kızıyım ben. Ten rengim babam, burnum babam, alnımın ortasındaki  saçlarımın çıkış şekli gibi. Kürtlerin özelliklerindeyim :)
Babam gitti.  Mayıs ayının 3. günü, basit bir safra kesesi ameliyatına girdi. Anneme demiş ki, çağırma çocukları bu kadarcık ameliyat için köye gelirler sonra. Ben de öğle arasında gittim zaten. Göya ameliyattan çıkmış olacaktı da, ben babamı uyanmış görecektim. Son görüşüm yoğun bakımda, uyurken oldu. Doktor hatası ile gitti babam. Safra kesesini, karaciğerinden ayırırken ana damarı kesmiş, dikememiş doktor. Başka hastaneden prof ve doç. çağırmış ama onlar da bi şey yapamamış. Dedi ki, "iki gün içinde vefat edecek, karaciğeri iflas etti." sonraki konuşmada "yarın" dedi ve sonra bi baktık ki o gün, ameliyattan çıktından 5 saat sonra gidiverdi babam. Uyurken.. Acısız, zahmetsiz. Kendisi için şahane, tam da istediği gibi. Bizim için...
Doktora çok kızdık ama babam gitmeden iki gün önce rahmetli amcamı gördüm rüyamda, güldü, el salladı bana. Yani doktor sadece vesileydi belki. Babamın gidesi belliydi muhtemelen...
Başka türlüydü babam, telefon eder,  benden eski bi kitap isterdi mesela, baskısı tükenmiş, eski bir kitap. Ben de ne yapar, eder, kütüphanelerden, sahaflardan arar bulur yollardım, sevinirdi.

Nisan ayında doktora öğrencilerinden biri bir kalem getirdi bana hediye, beyaz çok güzel bir tükenmez kalem. Onun hemen ardından, belki bir iki gün sonra da, Tuncelili bir başka doktora öğrencisi, organik kuru fasulye. Ben de hem kalemi hem de fasulyenin bir kısmını babama :) Annem pişirmiş, yemiş, çok da sevmiş memleketinin fasulyesini. İnsan böyle şeylerden mutlu olur mu, ben oluyorum işte. İyi ki... Çok şükür...

Babamdan kalanları sayayım size, 12 eylül döneminde sırf sendikacı diye yattığı 1,5 yıllık hapislik (Kenan Evren ve her kimse sorumluları hakkım helal değil!) , hapiste işkenceler ve tüberküloz nedeniyle çıkışında 6 aylık Heybeliada Senatoryumu (sonrasında yakalandığı, atlattığı ve bir kez daha yakalandığı kanserin kökeninde de hep o yıllar bence!) .. Yıllarca çok sevdiği işçi sınıfı için mücadele,  dar zamanlar. Ama bunlara mukabil okumak, bolca, aralıksız okumak, yazmak, şiir, solculuk, işçilerin haklarını korumak, darda olana hep yardım etmek, çok araştırmak, çok öğrenmek, öğretmek. Çiftçilik, arıcılık, bütün ağaçların dilinden anlamak, tavukçuluk, bir çorak toprağı cennete çevirmek. Bıraktığı kitaplar, o çok sevdiği dolma kalemler, tespihler bize, bahçesindeki çiçeklerin polenleri, ağaçların meyveleri arılara, kelebeklere, börtü böceğe miras.
Gülün canı varsa, incirin, armudun, dutların, hepsinin canı varsa,  o canın içinde değil mi babamın ruhu!
Bahçesinin tam karşısındaki tepede yatıyor şimdi, oradan her gün bakıyor, görüyor, izliyor..
Annemi de pek çok seviyorum ama ben babamın kızıyım.. Yalnızca bu dünyada değil her iki cihanda da öyle olacak, elbet bir gün buluşacağız..
Diyeceğim o ki, geldik gidiyoruz. Gittikten sonra geriye kalanlar mühim olan. Kimlere dokunduk, kimler arkamızdan neler düşünüyor (Yok "söylüyor" değil!). Somut nedir mirasımız. Var mı insan, hayvan, bitki, herhangi birine bir katkımız... İnşallah biz de, babam gibi dünyaya dokunmaya, iyileştirmeye, güzelleştirmeye gelenlerden olalım...
Razıyım senden baba, inşallah sen de benden razı olmuşsundur..




25 Haziran 2018 Pazartesi

ESKİŞEHİR TURU

Bayramın ardından üç gün yıllık izin alıp, Eskişehir'e gittik gezmeye. Şimdi bunca aradan sonra size Eskişehir'i anlatacağım dilim döndüğünce, elim vardığınca ;) Bunu da yazdığım mekanların bağlantılarını vererek, fiyatlarını söyleyerek yapacağım ki, faideli bir post olsun ;)
Hızlı Trenle gittik, Pendikten 10.05 seferine bindik, tam 2,5 saat sonra Eskişehir'deydik. Hızlı tren tam da adı gibi hızlı ve konforlu, ben seviyorum, geçtiğimiz manzaralar, dereler, denizler de mutlu ediyor beni..

Gar'da indik, yürüyerek Espark'ın hemen arkasına düşen otelimize, VIP Suite Otel'e ulaştık. Otel tam da şehrin göbeğinde, tertemiz, güzel bir otel. Çok memnun kaldık odamızdan, otelin imkanlarından, açık büfe olmayan (olmasın da zaten) kahvaltısından. Oda+kahvaltı hizmet veriyor, fiyatı da gayet makul.. Resepsiyona 9,4 puan tabelası asmışlar, bence o puanı hakediyor fazlasıyla. Bir de odada su ısıtıcısı var, çay-kahve ikram kaldığınız sürece, odada kullanılabiliyorsunuz, kurabiye de koymuşlar yanına ;) E bir de minibardakiler de ikramımızdır demesinler mi ;) Ekstra yok sizin anlayacağınız.
Otelden verilen Eskişehir'in gezilecek yerlerini tanıtan haritalı broşür çok işimize yaradı kaldığımız süre boyunca.

İlk gün, yani salı günü otelde biraz dinlenip, şehri tanımaya çıktık. Önce yemek pardon çibörek için bir yer aradık. İyi bir yer bulmak için o yerin yerlisine sormak en iyi yol bence. Biz de öyle yaptık ve Porsuk kıyısındaki Ada Kafe'de en iyi çiböreği yiyebileceğimizi öğrendik. Gerçekten de çok lezzetliydi çiböreği. Çocuklar gözleme ve sigara böreği istedi -ki onlar da gayet lezzetliydi. Yemek üstü kahve keyfinden sonra, Porsuk boyunca yürüdük ve Gondol'a bindik. , tekne ücreti kişi başı 5 tl idi ve biz 4 kişilik gondola binmeyi tercih ettik. 15 dakika sürüyor, bol bol resim çekildik...

Sonra yürüyerek (ki iki gün boyunca 20 km'den fazla kadar yol katetmişiz) Odunpazarı'na gittik. Orada ara sokaklarda yürüyerek Kurşunlu Camii ve Külliyesi'ne ulaştık. Külliye içindeki cam atölyesini, hediyelik eşya satılan dükkanı gezdikten sonra bahçesinde gölgelendik, serinledik... Odunpazarı evlerinin aralarında kafeler, hediyelik eşya dükkanları, çay bahçeleri sıralanmış. Çok sevdim bu semti, böyle güzel korunmasını. Odunpazarı'na çıkarken, Hamamyolu'nda çok güzel parklar, çocuk oyun alanları var. Bizim yürüyüşümüz Ali Deniz'in parklardaki molaları nedeniyle uzun sürdü ama çok sevdim o yolu da...

İlk günü böylece akşam ettikten sonra, akşam yemeğini de yiyerek otele vardık, ki çok, pek çok yorulmuştuk yürümekten.
Ertesi sabah yani Salı günü, kahvaltı sonrası Masal Şatosu'na gittik. Giderken taksi ile gittik, dönerken denk geldiğimiz belediye otobüsü Odunpazarı'na kadar götürdü bizi. Masal Şatosu, Sazova'da, neredeyse bir köy kadar alan üzerine kurulmuş adı üstünde masal gibi bir yer... Parklar, kahveler, restoranlar, bolca oyun alanları, gölet, Nuh'un Gemisi ve Kalyon Müze Gemi bulunan parkın hemen yanında Sabancı Uzay Evi, Eti Sualtı Dünyası, Hayvanat Bahçesi  ve Bilim ve Deney Müzesi var.
Masal Şatosu'nda bilet alırken, içerideki aktivitelere yönelik çeşitli seans seçenekleri var, en yakın saatteki "Efsaneler Diyarı"na aldık biletlerimizi. Masal Şatosu içindeki hediyelik eşya dükkanlarını gezdik ilkin. Sonra seyir terasına çıktık, orada kahve içtik, çocuklar da limonata. Terastaki kafede fiyatlar çok uygun, 2 kahve, 2 limonata 15 tl olur mu? Oldu :) Sonra "Efsaneler Diyarı" gösterisi için girişe indik tekrar ve gösteri başladı. İyi ki katılmışız, gözlerini kırpan, göz bebekleri bile hareket eden Dede Korkut ve Keloğlan'ı izlemek büyük keyifti, çok eğlendik, şaşırdık da tabii.. Yani ben en çok şaşırdım galiba :) Sonra Alice Harikalar Diyarında ile ilgili de başka bi gösteri vardı. Orada da iki çocuk bi odaya giriyor, büyük olan küçük, küçük olan büyük oluyor. Yani boy manasında :) Biz de dışardaki ekrandan izliyoruz. Bir de koridorda Şahmeran, Anka Kuşu ve Tepegöz vardı, onların hikayelerini anlattı görevli. Ve şu anda fark ettim ki, ki siz muhtemelen daha önce fark ettiniz, yazmaya yazmaya bi yazamama gelmiş bana :( Hiç güzel anlatamıyorum :(((
O zaman anlatamayaya devam :) Masal Şatosundan sonra ver elini Odunpazarı'ndaki Yılmaz Büyükerşen  Balmumu Heykeller Müzesi  Sanat nasıl güçlü, nasıl etkileyici bir alan, insanı hayretlere düşürüyor. Her bir heykelde çok büyük emek olduğunu somut olarak gördük. Atatürk heykelleri en çok. İyi ki!
Ve yine otel, ertesi sabah da kahvaltı sonrası İstanbul'a yine hızlı trenle dönüş..
Eskişehir hiç eski değil bi kere :) Çok yeni çok modern! Çok yaşanılası... Hiç Arap görmedik pek çok yerin aksine. Bir diğer dikkatimi çeken ise hiç dilenci de yok sokaklarda.
Çok güzel kafeleri, kitap kafeleri, parkları, bahçeleri, yaşanası mekanları var. Üstelik müze ve diğer yerlerin giriş ücretleri de ucuz.. E bi de nefis çibörek ;)
Çok ama çok tebrik ediyorum Eskişehir Büyükşehir Belediyesi'ni, Yılmaz Büyükerşen'i. Keşke diğer belediyeler de model olarak alsalar bu güzelim şehri...

Şimdi size Haziran 2018 fiyatlarını yazayım, fikriniz olsun...

Hızlı Tren: Yetişkin 46 Çocuk: 23, Genç: 36 tl (12 yaştan itibaren genç!)
Porsuk Gondol ücreti 30 tl Tekne Ücreti kişi başı 5 tl
Masal Şatosu (Efsaneler Diyarı) : Tam 10, Öğrenci 5 tl
Korsan Gemisi: Öğrenci: 1,5 Tl
Hayvanat Bahçesi: Tam 10, Öğrenci 5 tl (Eti Sualtı Dünyası'na giriş, hayvanat bahçesi bileti alanlara ücretsiz!)
Balmumu Heykel Müzesi: Tam: 12, Öğrenci: 6 tl
Sabahcı Uzay Evi ve Bilim ve Deney Müzesi tam Ali Deniz'e göre olmasına rağmen, saatini kaçırdığımız için giremediğimiz mekanlar. İnşallah tekrar gidersek, ilk oralardan başlarız.

Fotoğraflara bakalım şimdi ama hem çok az fotoğraf yükleyebildim hem de fotoğraflar düzgün kaydedilmedi nedense, şimdiden affola..

MASAL ŞATOSU
Ben olsam prensin yerinde o ruhsuz pamuk prenses yerine, ablasını alırdım, ki zannediyorum o da pamuk prenses değil, yani Nehir öyle dedi. Alis Harikalar Diyarında'nın karakterleri imiş bunlar. Her neyse işte, renkli olan, çılgın olan iyidir ;)  
Masal Şatosu'ndaki gölet, ki kuğular bir miktar fazla evcilleşmiş, neredeyse çantadan alacaklar nevalelerini ;) 



BALMUMU HEYKEL MÜZESİ
Canım Nazım Hikmet... 

MASAL ŞATOSU

MASAL ŞATOSU 
O zaman kal sağlıcakla sevgili okur.
Muhabbetle..

Not: Seçimler bitti, biz yine de ümit etmeye devam edeceğiz elbette, enseyi karartmak yok! Ama canım Yalova'm sana da "aşkolsun"..



28 Aralık 2017 Perşembe

2017'den Bana Kalanlar...

2017 bitiyor, size "İyi seneler" ve hatta "Şahane bir 2018" dilemek için geldim. Hepimizin gönlünce olsun yeni sene, dileklerin en başına elbette sağlık, sonra huzur, sonra bereket, sonra da kendi adıma bolca ürettiğim bir sene olmasını koyuyorum :)
2017'de ne çok çalışmış, ne çok ve ne de güzel üretmişim ispatı aşağıda ;)
Şuracıkta dursunlar ki yok olup gitmesinler, canım bloğum saklasın  2017'den bana kalanları...
Sağlıcakla ve muhabbetle sevgili okur...



9 Ekim 2017 Pazartesi

46 YAŞIM HOŞGEL...

Geçen yıl, 45'e basarken böyle anlatmışım... Ne çok şey değişti bir yıllık arada! En mühimi 21 yıldır çalıştığım kuruma veda etmekti. Zor bir süreçti ama geçti gitti çok şükür... Ondan bahsetmeyeceğim de, nasıl zalim zaman sahiden, nasıl ama nasıl bu kadar zalim, onu diyeceğim! Misal yılbaşı geliyor; seviniyoruz, ah diyoruz ne de güzel yeni bir sene başlıyor, taptaze, umut dolu falan filan! Sonra oldu mu sana Haziran! Ama öyle 6 ayda varmıyoruz Haziran'a, 6 dakikada falan toplasan! Sonra yaz mevsimi dersen zaten, sayılı zaman, izindir, bayramdır, geçip gider. Sonra yeniden doğum günü, yeniden yılbaşı! Ahhh!!! Sen çook zalimsin zaman! Ne demiştim sana halbuki, 40'ların başında, bloğu ilk açtığım zamanlarda; "Zamanın yavaş akmasını, elimdekilerin keyfine uzun uzun varabilmeyi diliyorum" demiştim ama duymadın sanırım sen beni...
Ki yine de bin şükür, sağlıkla geçti ki farkına varmadık! Hastalık olsa maazallah her bir dakika bildiğin sene... Misal geçenlerde boğazıma takılan Uskumru kılçığı bir gün kaldı da, acile gidip aldırana kadar, nasıl uzundu zaman, nasıl çekilmez...
Buna şükür, bin şükür... E o zaman ne diyelim, bu yeni yaşım, geçen yıllarımı aratmasın. Aklımdaki, gönlümdeki gerçek olsun, ben hayalime varayım inşallah 46 yaşımla birlikte..
Son dönemlerde öyle güzel hediyeler aldım ki arkadaşlarımdan. O hediyelerle birlikte nazarlıklar da coştu tabii  ;) Gelen güzel malzemeler zenginleştirdi beni, sınırlarımı epey genişletti.
Gel şimdi sen yaptıklarıma bir bak bakalım ;) Aynı fikirde misin?
Muhabbetle Sevgili Okur❤

NAZARLIK ATÖLYESİ
İlk atölye denemesi! Şahaneydi ekip ;)
DENİZE KARŞI BAYKUŞLAR :) 
YÖRÜK ÇADIRINDAN ;) 

KANAVİÇELİ NAZARLIK

KANAVİÇELİ NAZARLIK

KEÇE NAZARLIK

KANAVİÇELİ NAZARLIK


KEÇE NAZARLIK
ANALIKIZLI OLSUN ADI :) 

KANAVİÇELİ NAZARLIK
Nasıl şahane bir işleme değil mi? Bu kanaviçe de hediye gelenlerden...

AŞURE
Bu Muharrem iki kez yaptım aşuremi, ilki atölyeye gelenlere, ikincisi komşulara... Allah kabul etsin inşallah...
Tarif başlıkta;) 


AŞURE



BU DA SİZE BUGÜNDEN BENDEN BİR KARE 


Bunlar da var...

İlginizi çekebilecek bağlantılar.