14 Kasım 2019 Perşembe

BUGÜN GÜNLERDEN NEHİR...

Bugün benim iki gözümün çiçeği Nehir'imin doğum günü. Bugün 14 yaşını dolduruyor. Benim tatlı kızım artık bir liseli genç kız. Hamdolsun Rabbime.. Ömrü uzun, bahtı açık olsun, tüm çocuklar gibi.. 

"Nehir'den İnciler" bu blogda sık sık yazdığım Nehir'in küçükken söylediği komik lafların, komik hallerin özeti. Hatırlamak, gülümsemek isteyenleri aşağıya alayım :) 


23.12.2011

Nehir'den inciler....

Sabaha karşı ezanı duyan Nehir, "Anneee, sabah namazı çalıyoooo :)

*** Geçen Cuma, Nehir’in ateşi var, bir yerde de yeni okumuşum hazır; soğan, sarımsak, kerevizde antibiyotik etki varmış, evde de içinde bunların da olduğu Ali Deniz’in sebze çorbası var, kaçırır mıyım;
Nehir: Anne bu çorba ne zaman bitecek, ne zaman makarnaya geçicem, makarnaya canım coştu J (Benim de canım nelere coşuyo bi bilsen kuzum J)
Dün akşam:
*** Nehir: Anne biliyo musun bugün ben ona hiçbişey yapmadan Alper (gözlüklü olmayan!) benim başına vurdu pat pat pat diye, hem de vururken de “Kafanı ye” dedi. Ben de revire gittim, giderken sucu abiyi gördüm, ona söyledim, o da Alper’e “Yapma” dedi ama Alper hiç umursadı. (İyi ki umursamış :) Sonra hemşireye gittim, başıma buz koydurdum. ( İyi ki koydurmuşsun kızım, maazallah napardık yoksa J)
*** Bu geçen yaz bir kandil akşamından;
Ben: Nehir bu akşam kandil kızım, dua et yatarken olur mu, kabul olur bu akşamki duaların
Nehir: Tamam anne
Ertesi gün
Ben: “Naptın kuzum, ettin mi dün akşam dua, ne istedin”
Nehir: Dedim ki “Allahım annem bana straplez elbise alsın. (Demek ki neymiş, çocuklara duanın nasıl bir şey olduğunu, kandilde edilecek duanın bu türde bi dua olmayacağını da anlatmak gerekirmiş…)

* Hiç unutmak istemiyorum bunları, en iyisi çocukların söylediklerini yazmak lazım, kaydetmek, ilerde onlara okutmak...
11.02.2012
Nehir'in komik lafları var, daha önce de yazmıştım ya hani, bunlar da yenileri, bunlar benim için çok kıymetli çünkü kuzum büyüyünce burdan okuyacak, hem ben de unutmuycam hiç, ayrıca ne demiş atalarımız "Söz uçar yazı kalır". Ali Deniz henüz "Ba (buraya uzun bir es lütfen) ba"dan öteye gidemediği için beklemedeyiz. İnşallah günü geldiğinde "Ali Deniz'den İnciler"i de yazarım...
Buyrun öyleyse:

* Çok beceriksiz olduğum bir konu, sürpriz yumurtadan çıkan oyuncakları birleştirmek.Yapılmış oyuncağı görünce;
- Yapmışsın oyuncağı Nehircim
- Yaptık anne Asya ablamla ama o kadar canımızı koparttık ki!
- Canımızı koparttık ne kız???
- Yani canımız bitti!
- Canımız çıktı mı demek istiyosun?
- Evet canımız çıktı :)


* Nehir bana beni sinir eden bir cümle sarfedince (Söylemiycem hiç ısrar etmeyin ;) ) kızdım ona, konuşmadım bi süre, koşa koşa geldi yanıma, bişeyler anlattı, ben de hiç tepki vermeyince;
- Anne niye cevap vermiyosun, bana tavırın mı var?
- Kızdım sana, niye bana öyle şeyler söylüyosun, ben sana ne kadar kızsam bile, hiç senin dediğin gibi bişey söyledim mi bugüne kadar?
- Sen söylemiyosun çünkü senin sabırın var, ama ben daha küçük bi çocuğum benim sabırım yok!

* Nehir yeni patiklerini giyerken, patiklerin sağı-solu var mı sorusunun Nehircesi bu da;
- Anne, yanlış giysem, patiğin umurunda olmaz di mi?

* Çok şımaran Nehir'e, kızınca, bana yazdığı özür notu:
"Anne biliyorum biraz şimardım yada çok şımardım neyse bu konuyu geçelim nolur beni afet."

* Bileğim kırıldığında, kuzumun söylediği "Anne alçın açılana kadar benim iki elim de senin olsun" demesi en iyi ilaç oldu bana...



04 Mart 2012 Pazar

 



- Sokakta fare gördük Nehir'le, ben iğrenerek, "IIyyy pis hayvan" Nehir "Niye öyle diyosun anne, günah değil mi fareye" "E pis hayvan kızım, mikrop taşıyo, hastalık taşıyo insanlara" "E o zaman kendi niye hasta olmuyo"

- Sabah dudağı uçuklamış küçücük,
"Nehir n'oldu kuzum, akşam korkunç rüya mı gördün?"
"Yok anne, rüya yapmadım"
"Nasıl yani "
"Yani gelmedi rüya bana"

Yolda tökezleyince, Nehir; "Anne kendine hakim çık, öbür elini de kıracaksın sonra!"

- Bu sabah Nehir koşa koşa mutfağa geldi: "Anne Yunanistan mıydı?"
"Anlamadım kızım, ne diyosun?"
"Anne Selahattn'in karısını soruyorum, adı Yunanistan mıydı?"
":))))) Gülistan'dı kızım"
Bilgi Notu: Yalan Dünya'nın üçkağıtçı damadı olur Selahattin



- Ödev yapan Nehir, matematik ödevinde toplama yapacak, birden heyecanlandı: "Anne ben bunu "zeynimden" yaparım :))) Zihnimden+Beynimden= Zeynimden


Güzel kuzum benim...


- Anne çantama kuruyemiş koyar mısın, okulda yemsiz kalıyorum...

- Ali Deniz alma herşeyimi, ağlama, almak istiyorsan ağlamadan bana "IIhh" de ben sana veririm. Babam ağlayan çocuk istemiyo, ben de babama çekmişim, o yüzden ben de istemiyorum...

- Dizini tutan Nehir'e "N'oldu dizine, bi yere mi vurdun?" Nehir "Kramp bağladı" :)

- Dışarda, hava soğuk, üşüyen Nehir'e, "Çok mu üşüdün Nehircim?" "Evet anne, toynaklarım bile üşüdü" :))))

- "Nehircim bugün okula spor ayakkabınla mı gideceksin?" "Evet anne, Modern Dans'ta ihtiyacıma göz yumar" :))))










09 Nisan 2012




Ne bol malzeme varmış bizim kuzuda da, sürekli yeni bişeyler uyduruyo, güldürüyo çok beni :)

* "Anne şuna bişey de yaa, almasın oyuncaklarımı. Bu çok ussuz!"
"O ne kızım yaa"
"Uslu değil yani, ussuz... :)))


İtiraf kelimesinin Nehir tarafından aynı gün iki değişik kullanımı:

* Nehir'den müjde, okul çıkış saati eskisi gibi olunca;
"Anneee, müjde, çıkış saati eskisi gibi oldu, öğretmen söyledi."
"Aaaa çok iyi olmuş, ne dedi öğretmenin kızım"
" Veliler çok itiraf etti diye eskisi gibi oldu çıkış saati dedi" :)

* Nehir eve küçük bir oyuncak getirmiş,
"Yarın götür oyuncağı okula, arkadaşına geri ver kızım"
" Ama anne Buse benim olsun diye çok itiraf etti" :)

* Cumartesi ödevlerinin tamamını bir kerede tamamlayan Nehir;
" Anne bitti ödevlerimin hepsi, yarına cıvırımız mıvırımız kalmadı" :))

* Hafta sonu babasıyla Kadıköy gezmesi yapan Nehir, eve dönünce,
"Nasıl geçti kızım gezmeniz?"
"Anne biliyo musun Kadıköy'de siting vardı" :))) Mitingin bir değişik versiyonu :)

* Mağazada ayakkabı denerken, ayağımdaki kalın çorabı çıkarınca ayıp olacağını düşünen Nehir,
"Anne çıplak ayakla biraz abiye olmuyo mu böyle?"

* Kumbarasına her gün para atmamızı isteyen Nehir; "Anne her gün maaş atacaksınız kumbarama!"

27 Nisan 2012 Cuma

 


Okulda Şimal'le piknik yapmayı planlayan Nehir'e:
- Bugün piknik olmaz kızım, hava yağmurlu
- Belki olur anne, yağmur söner belki...



- Arkadaşının kalem kutusunu eve getirmiş Nehir.
"Niye getirdin kızım"
"Bahar pazara kadar bende kalsın diye verdi"
Bahar'ın annesi Işıl'a face'den "Bahar'ın kalem kutusu bizde, pazartesi verecek Bahar'a, pardon" yazdığımı okuyunca ve tabii Bahar'ın annesinden tırsınca;
"Annee, Bahar'ın annesi bu akşam bilgisayar yapar mı?"






- Nehir'in sınıf arkadaşları bize gelecek, bir de diğer sınıftan arkadaşı Sahra... Nehir Sahra'yı arkadaşlarından kıskanınca, "Anne Sahra Aleyna'yı görünce mutlanıyo, Tuanna'yı görünce de mutlanacak, sonra beni unutacak..."



- Anne çiçekler canlı mı, "Evet kızım, canlı"
"Anne peki çiçeklerin de doğum günü var mı?" :))



- Konumuz bitmeyen okul faaliyetleri için parayı kim versin..
Nehir:
"Anne okula midilli gelecekmiş, 10 lira verir misin?
"Babandan iste kızım"
Şimdi yazacaklarımı Nehir'in nefes almadan ve bağırarak söylediğini düşünün lütfen :)
"Anne hep babandan iste diyosun, babam gezi için verdi zaten 40 lira, sen versen bi kere de nolur, babamın paralarını bitiriyosun, babam fakir olacak, sen zengin olacaksın, yazık değil mi babama, geçen gün de zaten sufle aldı parasıyla, biz yedik, onun ağzından sular aktı, canı çekti ama yiyemedi..."
Diyecek çok sözüm vardı tabii ama gülmekten hiçbişey diyemedim :)))) Görün bakın nasıl bir "babasının kızı" bu çocuk...


18 Mayıs 2012 Cuma




* Köyde bahçede yonca gören Nehir: "Anne sekiz yapraklı gonca gördüm!"


* Halil'le aramızın limoni olduğu günlerden birinin akşamında, yatağında Nehir'e masal anlatıyorum uyusun diye, Halil de Ali Deniz'i uyutacak, sesleniyo bana içerden "Altını değiştirdin mi Ali Deniz"in?" Ben "Hayır"
Nehirim küçücük canıyla aramızı düzeltme gayretiyle :) kulağıma fısıldıyor "Anne öyle demesene, "Hayır Halilcim" desene, kibar olmalıyız birbirimize karşı!" :)))


* Sabah hava serin, pardesü giymek istemeyen Nehir : "Anne perdestü giymesem olmaz mı?"




* Araba reklamında topu sürekli patlatan çocuğun babası için Nehir "Anne babası sabrediyo di mi çocuğunun sürekli topu patlatmasına, peygamber sabrı mı var anne adamda" :)) "Nerden biliyosun kızım sen peygamber sabrını" "Babamdan duydum" Hangi durumda söylettiyse artık babasına ;)


* Tırnaklarını kesiyorum, biraz derin kesebilmişim ama kan yok, yara yok, bişey yok yani görünürde... Nehir "Anne ne biçim kesiyosun, canım acıdı, böyle yaptığın için hep hemşire ablaya gitmek zorunda kalıyorum, pansuman yapıyo" :)) Sizin bu hemşire ablanızda da "Peygamber Sabrı" var galibaaa :)

1 Ağustos 2012 Çarşamba


* Köyde, bahçede, yonca gören Nehir "Annneee yaşasın, 8 yapraklı gonca buldummm" :)))

* Babasından ısrarla ranzalı yatak isteyen Nehir: "Baba bana franzalı yatak al"
"Kızım niye franza diyosun, doğrusunu söylesene"
"Baba söyleyemiyorum, normal demeyi bile daha yeni öğrendim, hep rolmar diyodum ya"

* Sütlaca bayılan çocuklara sütlaç yaptım dün akşam, Nehir "Anne benimki kadefte olsun"

* Söz verdim Nehir'e akşam yemeğinde patatesli yumurta yapacağıma ama unutuverdim, öbür yemekleri yedi, uyku saati geldi, koşa koşa geldi yanıma, gözlerini patlata patlata, o meşhur cazgır sesiyle "Anne, niye böyle yapıyosun, söz veriyosun tutmuyosun, küstüm sana, hani patatesli yumurta, hani!?!"
"Kızım niye bağırıyıson, unutmuşum, e sen de hatırlatmadın" "Unutma anne, sevgimi unutmuyosun, bunu da unutma!"

* Televizyonda kandil gecesi peygamberimizi anlatan programı dinlerken, "Anne peygamberimiz çok mu sabırlıydı?" "Evet annecim, çok sabırlıymış tabii" "E peki, çocukları; "Park, park, park" diye tutturunca bile mi sabır ediyomuş?" :))))

* "Anne sen çok güzelsin biliyo musun, hem dışın güzel, hem için. Dışın her zaman güzel olmasa da için hep güzel anne :))))"

* Şimal'e, başka arkadaşlarıyla oynuyo, onu başkalarıyla aldatıyo diye küsen Nehir, ağlaya ağlaya "Anne, Şimal'e küstüm, onu artık istemiyorum, o bana karşı çok soğukkanlı" :)))


20 Eylül 2012 Perşembe


Bizim evin dibinde, arka tarafında Kaşif Kalkavan Çamlıca Musiki Derneği var (link vermiyoruz-veremiyoruz sevgili blog okurum, bloğumuzu ağırlaştırıyormuş malum ama buna mukabil bak senin için ismini tam yazdım, kopyala yapıştır gogikle :)) ) her önünden geçişte Nehir'i buraya versek de bi enstrüman öğrense (ben mi? ben çok kabiliyetsizim bu konuda, nota bile bilmem, isteyip de yapamadıklarımı çocuğum yapsın istediğimden değil ama valla ;))) dedik durduk ama bir yıl boyunca faaliyete geçemedik, kısmet bugüneymiş... Nehir'in sınıftan birkaç arkadaşıyla başvurduk, sınavı da geçti (ritm tutmak suretiyle müzik kulağına baktılar) önümüzdeki haftadan itibaren, cumartesileri bir saat gidecek inşallah... Ve tabii inşallah sever, keyif alır, uzun ömürlü olur...
Nehir çok heveslendi, bundan 1 ay kadar önce bilgi almaya gittiğimizde hoşuna gitti bu fikir, eve dönerken "Anne bana şimdiden alın da kemanı, kurs başlayana kadar öğret bana daha iyi olur" "Kızım keman mı biliyorum ben, nerden öğreteyim?" "Bilmiyo musun anne, e o zaman babam öğretsin"  :))) "Annecim tamam baban mesleğine ek olarak ünlü bir keman virtiözü aynı zamanda, ünü dünyayı tutmuş ama senin yakının birinden değil kurstaki hocandan öğrenmen daha doğru, daha etik" demedim tabii, güldüm sadece ;)




Son yazıda söylemiştim ya size Nehir'in küçük ayıcığından ayrılmadığını (ki ispatı üstteki resimdir!) okula giderken evde bırakıyor ama Ali Deniz'in oyuncak balinasına emanet ediyor, gündüzleri baksın ayıcığına diye :)) Bunu büyük bir ciddiyetle yapıyor, karşısına alıp balinayı resmen tembihliyo, bu nasıl bir hayal gücüdür kuzuuuu, sorunca da, canlı sanıyomuş ayıcığı (bunu söylerken de bi duygusallaşıyo ki sormayın!)
Dedi ki dün sabah okula giderken, portmantoya bırakıp vedalaştığı ayıcığı için "Anne ayıcığımı balina teyzesine götürür  müsün, onunla duracak" "Tamam kızım" dedim lakin, sabah sabah telaşla unuttum küçücük, zavallı ayıcığı :( Kalıvermiş akşama kadar portmantonun üstünde aç-bilaç :)) Akşam okul dönüşü bıraktığı yerde görünce kızdı tabii kuzu "Anne niye vermedin Balina Teyzesine" "Kızım verdim, bütün gün onunlaydı da, sen geleceksin diye, seni karşılasın diye buraya koydum yine" "Aaa, iyi yapmışsın anne" :))) Annelik pratik zeka da gerektiriyo galiba ya da uydurma gücü, kıvırma kuvveti de diyebiliriz :))))

07.10.2012

Uyumak üzere olan kuzuya refakat ederken:
Nehir: Anne dünyada sihir yok biliyorum ama eğer olsaydı ve insanların beyninden geçenleri görebilseydik ne görürdük"
Ben: Nasıl yani kızım?
Nehir: Yani beyninden geçenleri, yazı olarak mı yoksa resim olarak mı görürdük ?
Ne görürdük sahi ;)
*****
Bugün Ali Deniz'i öğlen uykusuna yatırmaya çalışırken, Nehir kitap okumak istedi. Nehir kitap alınca eline Ali Deniz almazsa kıyamet kopar ya, ona da bir tane verdik tabii... Ne yaptı peki kitabı Ali Deniz, fırlattı taaa gardrobun altına. Bunu gören Nehir, bir yandan kitabı bulmaya çalışırken, fırça atarkenki cırtlak ses tonuyla:
- Ali Deniz, kitapları niye yere atıyosun, ya sayfası yırtılırsa. Biliyo musun bu kitaplar ağaçlardan yapılıyo! Yaşlı ağaçlardan! Ya yaşlı ağaç yoksa, genç ağaçları öldürürler o zaman biliyo musun? :))))
Bilmiyo tabii Ali Deniz bunların hiçbirini, anladı mı bunca nutuktan bişey onu da ben bilmiyorum ;)
*****
Nehir'in meşhur minik ayıcığınin bir de ablası çıktı malesef :( Ankara'dan gelmiş ;) Tanıştırdı geçen gün, kocaman bir peluş köpek. (Bakınız alttaki resim) Dedim ki: "E bu köpek kızım, nasıl ayığıcın ablası bu"
Nehir: Anne o köpek değil bi kere!!! Ayı o, ayı ailesinin bir çeşidi :)
Geçen sabah okula uğurlarken Nehiri:
- Anne ayıcığı okula götürüyorum ama sen de ablasını bale kursuna bırak bugün olur mu?
Baleye bırakıcam bi de, oldu,! İki çocuk, bir ayıcık, bir de ayıcığın balerin ablası, allahım sen sabır ver bana bir de dayanma gücü :)))

Ayıcık okula gidiyor...

9 Kasım 2019 Cumartesi

MEYDAN OKUMA 10.GÜN


10. En son gördüğün en güzel manzara neydi? İstersen anlat istersen fotoğrafını bırak.
Günaydın, bugün 10 Kasım. Benim için bugünkü meydan okumaya en çok uyan ve en güzel manzara Atamız 💟
Özlemle... 

MEYDAN OKUMA 9. GÜN


9. Soğuk kış günlerine geçiş yapıyoruz artık. Bu kış günlerinde pişirip yemekten keyif aldığın bir tarifini paylaşır mısın? Mesela meşhur bir kekin, ya da kurabiyen var mı?
Var tabiii, olmaz mı :) Tam da kışa yakışır, tarçınlı, zencefilli kurabiye var. Onu paylaşayım. Tarif sevgili Ayda'dan, yani cafenohut'tan, kopyalayayım aşağıya sizler için ama söz verin deneyeceksiniz bu şahane kurabiyeyi :) Linki de blog adına ekledim ki siz de Ayda'nın şahane kurabiye sunumlarını görün.. 


Afiyetle..

ZENCEFİLLİ KURABİYE

Malzemeler
·                    1/2 çay bardağı sıvıyağ (ben çok daha az koydum yine de oluyor)
·                    50 gram margarin (erimiş ) (Erimiş derken öyle su gibi değil yumuşak yani)
·                    4 su bardağı un (yook ben her defasında biraz daha fazla koyuyorum, alabildiğine un demek istiyorum burada: )
·                    2 tatlı kaşığı tarçın
·                    2 tatlı kasığı zencefil
·                    2 yumurta
·                    1 paket kabartma tozu
·                    4 kahve fincanı pudra sekeri
Tüm malzemeleri aynı anda karıştırıyorsunuz, yok öyle önceden yumurtayla şekeri falan çırpmak. Sonra merdane ile açılacak bir hamur haline getirip ne çok ince ne çok kalın açıyoruz. Şekilli kalıplarla oynamaya başlıyoruz sonra, bir ondan bir bundan….
Önceden ısıtılmış 180 derece fırında 15-20 dakika piştikten sonra biz dayanamayıp sıcak sıcak yiyoruz. Siz keyfinize göre takılabilirsiniz.

8 Kasım 2019 Cuma

MEYDAN OKUMA 8. GÜN

8. Neden blog yazıyorsun? Bloğu sevme sebebin nedir?

Neden yazıyorum ve neden seviyorum? Çünkü yazmayı, yazarak anlatmayı çok seviyorum. 9 yıldır blog yazıyorum. Zaman zaman çok yoğun, zaman zaman uzun aralıklarla. Ama hep illa ki burada bloğum. Her ihtiyaç duyduğumda, içimi dökmek istediğimde yanı başımda, beni bekleyen sadık bir dost adeta.. 
İlk zamanlar daha çok günlük gibi yazdım bloğa. Çocukların -bilhassa da Nehir'in- güzel anlarını, komik hallerini yazdım. Hatıra kalsın istedim. Şimdi aklıma ne geldi bak, aslında blog dediğin, yazılarla süslü eski fotoğraf albümlerinden. Hani şöyle sayfa sayfa açılan, üstü yapışkan jelatinli o güzelim albümler gibi.. 
Blogda eskilerde kalmış pek çok anı, yemek tarifleri (ki tarif bakmak için çok kullanıyorum bloğumu) var. Biraz akıl defteri, biraz tarif defteri, çokca hatıra defteri. Ve ayrıca hem kişisel hem beceri anlamında gelişim sürecime, nazarlık serüvenime ayna tutan mecra benim güzel bloğum. 
Yazmayı, uzun uzun devrik cümlelerle içimden geçenleri anlatmayı pek çok seviyorum ben. Görüyorum ki, dostlarda da karşılığı var bu sevginin. Onlar da seviyor yazdıklarımı, okuyor ve  yazmam konusunda yüreklendiriyorlar beni. Samimi, içimden geldiği gibi, hesapsızca yazdığımda illa ki karşılık buluyor. Kimse okumasa yazar mıydım ya da nereye kadar yazardım bilmiyorum ama iyi ki var bloğum, canım bloğum, upuzun yıllar sürsün, devam etsin dilerim :) 
Düşünsene bundan 20 yıl sonra Nehir ya da Ali Deniz, çocuklarıyla bakarlarmış bloğa, okurlarmış güzelce.. Şahane olmaz mı?
Ve son olarak çok çok kıymetli dostlar kazandırdı bana bloğum. Instagram henüz icadedilmemişken, bloglar çok kıymetliyken öyle güzel dostlar kazandım ki, çoğuyla hala görüşüyoruz artık pek çoğu blog yazmasa da. Yazsalar keşke, hatta herkes yazsa keşke... 

MEYDAN OKUMA 7. GÜN

7. Hayatında seni yönlendiren en belirgin duygun nedir?

Bu soruya çok net bir cevap veremesem de, "vicdan" en yakın duygu sanki. 
Şöyle ki, çok haklı olduğumu bilsem de, karşımdakine kızdığım, üzdüğüm zamanlarda, ardından hep bir vicdan muhasebesi. "Evet, haklısın ama değdi mi, niye öyle dedin ki, ya çok üzüldüyse.." gibi.. Halbuki haklıysan haklısın, niye karşı tarafa bunca empati bilmem. Geçenlerde okudum bi yerde, "empati" çok da gerekli bir şey değilmiş. Yani tam olarak böyle değildi belki de ama buna yakın bi anlamı vardı okuduğumun. 
Kimseler üzülmesin benim yüzümden, darılmasın istiyorum. Bu ne kadar mümkün? Tartışılır. Ne kadar gerekli? O daha da tartışılır ama böyle işte. 
Bu soruya da bu cevap olmadı sanki yahu? Tekrar okuyunca şimdi öyle düşündüm. Soruda seni yönlendiren diyor. 
Ama bu dar zamanda bu kadar yazmışken silmeyeceğim de soruyu nasıl anladığımı yazıp, bir sonraki soruya geçeceğim. "Hayatında en belirgin duygun nedir? miş gibi yapalım benim sorumu sayın yönetici, çok rica edicem :) 

6 Kasım 2019 Çarşamba

KASIM MEYDAN OKUMASI 6.GÜN

6. Bir şehir olsan hangi şehir olurdun? Neden?

Beni az buçuk tanıyan herkes bu soruya "Yalova" diye cevap vereceğimi bilir. Nedenini sık sık blog yazılarımda ve her mecrada anlattım daha evvel ama olduğu gibi aşağıya kopyalayacağım yazımı okuyunca siz de bana hak vereceksiniz. 

Bu soruyu ben önermiştim meydan okuma soruları hazırlanırken ;) 
Sonra dün gece bu postu nasıl hazırlayacağımı düşündüm ve illa ki Yalova ama başka hangi şehir olabilire cevap olarak İzmir geldi aklıma. Ki İzmir'le teşriki mesaimiz bir kaç günle sınırlı. 89 yılıydı sanırım, Elif İzmir'de üniversite okurken, onun yanına gitmiştim. Aylardan temmuzdu ve dediğim gibi yalnızca bir kaç gün kalmıştım. Güzeldi İzmir, sıcak ama güzel. Bu kadarcık zamanla değil ama yıllarla birlikte İzmir'in bende bıraktığı, o, hani böyle gencecik, misal 30'larında, saçları uzun, dalgalı, havalı ama aynı zamanda yalın, böyle saçlarıyla birlikte maksi etekleri uçuş uçuş, özgüveni tam, özgürlüğüne son derece düşkün, kültürlü, açık görüşlü kadınmış algısı. İzmir'in cinsiyeti kesinlikle kadın ;) Evet yahu, İzmir de olabilirdim, tüm bu saydığım özelliklerden. 

Yalova'ya gelecek olursak, Atamızın da "Yalova benim kentimdir." sözünde dediği gibi Yalova benim de kentim. 
Okuyacağınız yazı bugünler düşünülerek yazılmış bir yazı ama gerçek olamadı -maalesef demeyeceğim- Çünkü Nehir, liseye Yalova'da gitmek istemedi. Sınavda iyi bir puan aldığı ve İstanbul'daki iyi okullardan birine yetttiği için puanı, liseyi burda okumak istedi. Ben nasıl ki, çok seviyorsam doğduğum şehri, tercihimi hep oradan yana kullanıyorsam, onun da buna hakkı var diyerek saygı duyduk. Dolayısıyla -şimdilik- yazları ve tatillerde Yalova'dayız ama bakarsın Ali Deniz, söz verdiği üzere, ziyaret ettiğimizde o çok sevdiği Yalova'daki Fen Lisesi'ne gitmek ister (inşallah puanı da yeterse). Kısmetten öte köy yok demişler ama Üsküdar da güzel yahu, hamdolsun... 
Buyrun öyleyse, size bir Yalova güzellemesi ;) 

2014, Baharında yazdığım post: 


O kadar çok almana gerek yok, Çarşamba günü yine var pazar, olmadı Cumartesi de…  Taze taze alırsın. Ama gittiğinde ilk önce mutlaka köylülerin tarafına uğra. Köylü kadınlar bahçelerinden toplayıp getirdiklerini satıyorlar misler gibi, ilk önce onları dolaş, onlardan al alacaklarını, unutmadan bir demet de çiçek al onlardan, İstanbul’da aldığının üçte bir parasına, her hafta bir kez mutlaka al bir buket çiçek...
Evle pazarın arası 5, bilemedin 7 dakika. Pazara giderken yanına mutlaka kırmızı puantiyeli pazar arabanı al, hem havalı olursun, hem de yorulmazsın. 
Pazardan dönüşte yerlerine yerleştir pazarlıkları başka hiç bir işe bakmadan doğru sahile... Sahil dediğin ne ki, 2 bilemedin üç dakika... Git bir güzel çay iç balıkçılarda, yanında eşin,  de ki ona "Ne iyi ettik de geldik buraya!"... Al gazeteni de oku misler gibi. Arada da Evim dergisi al yanına,  de ki "işte hayalimdeki hobi odası şöyle bişey, baksana bi!" denize karşı püfür püfür, senden güzeli yok o anlarda...
Sonra bisiklete binersin belki, şehri baştan sona kaplayan bisiklet yolları ne güne duruyor? E bisikletin yok diye niye dertleniyorsun, bedavaya senin bisiklet işte, kullan, koy yine aldığın yere...
Şehri bir baştan bir başa gezmek istersen sana yeminle 20 bilemedin 30 dakika! Yürüyerek tabii, arabaya ne hacet... 
Çocukları okuldan al sonra, yani ufaklığı, senin de gittiğin ilkokuldan, bahçede bekle, koşarak, uçarak atlasın kollarına, eve gidin güzelce, ev dediğin ne ki, okulla arası 3 bilemedin 5 dakika.. Arada başka yollardan götür oğlanı, başka başka sürprizler keşfedin birlikte, hem ne kadar uzatırsan uzat, okul ve ev yolu en fazla 7 bilemedin 10 dakika.. Kız mı, e o artık liseli zaten, yürüyerek gider okula, "korkmak" mı, yok canım, 7 bilemedin 10 dakikalık okul yolu zaten, hem unutma burası senin memleketin, bi damlacıkken sokaklarında korkusuzca oynadığın, kendi başına nerelere güvenle gidebildiğin memleketin, bırak biraz kızı, serbest bırak ki özgüveni gelsin... Kız da büyüdü zaten, okul çıkışı arkadaşlarıyla takılmak ister, sahildeki kafelerde buluşmak, görüşmek ister. Elbet görüşsün, sen az mı vakit geçirdin kafelerde, pastanelerde??? Unutma, sen ne yaptıysan, misliyle yapmak onun da hakkı... Hem anne-kız sır kafenize de gidin arada arada, sana anlatacakları vardır elbet kuzunun, sadece sana anlattığı sırları, bazen de senin ona elbet... 
Sonra akşam olsun, ailecek kebapçıya gidin, misler gibi lahmacunları, kebapları yiyin afiyetle, kebapçı dediğin ne ki, 2 bilemedin 4 dakika... Ordan sahil zaten iki adım, dondurmaları alın elinize, yürüye yürüye, yediklerinizi sindire sindire, sahil boydan boya sizin. Kendinize hedefler koyun, bugün Donanma'ya kadar yürüyelim.. Yok yok bugün biraz daha fazla, mendereğe kadar....
Günler uzun ki ne uzun, yemeği koymuşsun, işler güçler bitmiş, sen televizyonu hiç açmamışsın ama radyon her daim seninle... Bir elinde keçe, bir elinde etamin, bütün malzemelerin emrine amade, kafana göre takılıyorsun, bu şehre döndükten sonra senin ilham perileri bir hücum etmiş ki kalbine, sorma. Ellerin de bir itaaatkâr bir çalışkan ki hiç sorma... Arkadaşların gelmiş, liseden sevgili, canın arkadaşların, Nurcan gelmiş, Hülya gelmiş, kankan Arzu'n da gelmiş, birlikte hem sohbet edip, hem imece usulü bir sürü işler çıkarmışsınız...
Daralmışsınız arada, çayları koymuşsunuz da, içinizden biri Efsane Fırın'a gidivermiş, fırın dediğin ne ki, 1 bilemedin 2 dakika, kapmış bütün yeni çıkmış ne varsa fırında, kekler, pastalar, tahinli pideler...  Kilo mu yok canım, yürüyerek gidiyorsun her yere,  sabah akşam spor yapıyorsun ya, kilo mu kaldı! Bütün pencereleri açmışsınız, misler gibi hava, siz balkondasınız, e hayat  balkonda güzel...
Sık sık köye git, ananeye, dedeye, çocuklar mis gibi dağ havası alsın, bahçede yuvarlansın, dalından yesinler yahu bütün meyve sebzeleri, sen izle, seyret ve kaydet o güzel anları...
Kış olur bırakırsın çocukları ananeye dedeye, sen koca kişisiyle baş başa takılırsın azcık, misal iki-üç günlük kısacık tatiller ayarlarsın, Safranbolu olur, Kapadokya olur, Amasra olur, paşa gönlün nereye isterse oraya gidersin...
Misafirlerin gelir bol bol, Bursa'dan, İstanbul'da bıraktığın dostlardan, güler eğlenir "İyi ki geldiniz!" dersin... 
Yaz olur, atlarsın arabaya, çoluk çocuk yallah denize, kah okur, kah uyur, kah yüzersin misler gibi. Denizin üstünde kıpırdamadan yatarsın, yüzün güneşte, sırtın serinde.. Çocuklara seslenirsin ara ara "Çık artık sudan, üşüyeceksin, gel kurulayayım seni, yağ süreyim yüzüne!" Ve sık sık dersin ki "Şükür yarabbi!" "Şükür bugünümüze..."
Böyle böyle geçer gider günleriniz. Onca yıl- teee lise sonda stajla başlayan onca yıl- çalışmadan sonra, şimdi devir -hayattan emekli etmeden kendini- "Emeklilik" devri... Sen tadını çıkar, bir daha mı geleceksin bu dünyaya sevgili okur, sen doyasıya yaşa, "ölesiye yaşa" e mi...



Köyden sonbahar

Bahtiyarcığımla..

5 Kasım 2019 Salı

KASIM MEYDAN OKUMASI 5. GÜN

5. Gözünü kapat ve hayal kur, şu an nerede olmak ne yapmak istiyorsun, anlat bize.
Vallahi an itibariyle gözümü kapadığımda, tekrar açmak istemiyorum. Zira başımın belası migrenim tuttu yine. Karanlık bir odada, sakin, sessiz uyumak hayalim. Rahat bir yatakta, ne yüksek ne çok alçak bir yastıkta, serin serin uyumak. Ben diyeyim 1 sen de 2 saat sonrasında da başağrım geçmiş şekilde uyanmak.. Lütfen... 
Çok ihtiyacım var buna... 
Bu soruya sabah salim kafayla cevap verseydim muhtemelen, "Köyde, bahçede, ılık bir mayıs günü, keyif yapmak isterdim." diye cevap verirdim. Öyle sakin, öyle huzurlu, renkleri şahane bir doğa ki, bir de bana göre zamanın en yavaş aktığı yer üstelik. Şanslıyım ki hem de ne şans.. Hamdolsun.. 


Ayçiçekleri 2016 Yılından. Babamın ektiklerinden.. 

4 Kasım 2019 Pazartesi

KASIM MEYDAN OKUMASI 4. GÜN

4. Gün içinde, her ne kadar yaşamlarımızın zorluğuna rağmen yine de arada bizi mutlu edecek "Küçük Sevinçler" yaşıyoruz, bugün seni mutlu eden küçük sevinçleri yazar mısın?

* Cumartesi gönderdiğim kargo ulaşmış, alısıcının teşekkür mesajı ve bu kadar hızlı ulaşması bir sevinç kaynağı oldu benim için. Zira 10 günde Üsküdar'dan Fenerbahçeye ve öncesinde de 10 günde İzmir'e ulaşamayan PTT kargoları benim sinirimi öyle zıplattı ki, bu Yurtiçi Kargo aracılığı ile hızlıca giden kargo şahane :)
* Pembe triko kazağımın altına pileli gri kolej etek giydim, Nebahat hanımın hediyesi uzun sıralı incilerimi de taktım, saçımda da kendi yaptığım büyük çiçekli tokam. Birden fazla kişi, ne güzel olmuş kıyafetin deyince o benim bünyede küçük sevinç işte ;)
* Yaptığım iki nazarlığın da sahibi, çok beğendiklerini yazınca mutlu oldum. 
* Ali Deniz ve Nehir'in önemli sınavları vardı, ikisi de iyi geçmiş, bu da bir küçük sevinç kaynağı tabii.. 
* Ali Deniz'e 10 Kasım'da okuldaki törende giyeceği Atatürk baskılı tişörtü, tesadüfen bir mağazada görünce pek mutlu oldum zira geçen hafta bulamamıştım. 
* Akşam üstü yediğim trileçe de pek güzeldi, al sana bir küçük sevinç daha.. 

Bazı günler, çok çok oluyor bu küçük sevinçler ama bugünlük bu kadar oldu. İnsanın neşelenmeye gönlü olunca, bi minicik şey bile mutlu ediyor. Bakalım akşam evde de küçük küçük sevinçler olacak mı ;)
Neşeniz, keyfiniz bol olsun... 



MAISON FRANCAISE
Misal bu da akşam beni bekleyen sevinçli keyiflerden ;) 




3 Kasım 2019 Pazar

KASIM MEYDAN OKUMASI 3

3. Şuan  aklına ilk gelen "seviyorum" dediğin şeyler neler? Bir liste yapsana bakalım neler çıkacak ortaya?
Tamam, bir çırpıda aklıma gelenleri sıralayayım: 

* Her sabah güne, aklıma ilk gelen motivasyonla (misal o gün gelecek bir kargo, görülecek bir dost, heyecanla beklediğim herhangi bir şey, gidilecek bir güzel yer vs.) başlamak,
* Yeni yeni nazarlıklar tasarlamak, aşkla üretmek, 
* Çocuklarım, ailem,
* Güzel bir yemek, tatlı, 
* Alışveriş,
* Birine hediye vermek ya da birinden sürpriz hediye almak, 
* Tatiller, en çok da resmi bayramlardaki, insana nefes aldıran o bir günlük tatiller,
* Yalovam, 
* Köyüm,
* Uyku,
* Altın takılar, 
* Hafif, ipek kıyafetler,
* Yumurta,
* İncir ve karadut, 
* Ve neredeyse bin yıldır hiç değişmeyen şey, canım "yoğurt" :))
ELİ BELİNDE NAZARLIK
Bu sabahki mutluluk sebebim, dün gece tamamladığı nazarlık 🧿💟


2 Kasım 2019 Cumartesi

KASIM MEYDAN OKUMASI 2. GÜN

2. En sevdiğin koku ve sesleri yazar mısın?
Yazayım elbette,
Koku dersen en çok çocukluğumu hatırlatan güzel kokular. Sonra çocuklarımın bebeklik kokuları. Sevdiğim meyvelerin ve çiçeklerin kokuları. Kırtasiye kokusu mesela. Aslında bununla ilgili bir post yapmıştım, onu kopyalayayım aşağıya en iyisi.

Seslere gelince, usul usul söylenen şarkılar mesela, çoğu kimsenin aksine rüzgarlı, gökgürültülü havalar, hem lazca hem de kürtçe söylenen türküler, ve ayrıca illa ki türküler.. Tulum sesi, ney sesi. Bir de canım babamın yitip giden güzel sesi..



KOKULAR..
* Çocukluğumdan ilk aklıma gelen koku, bakkal kokusu, küçük, hafif loş bir bakkal, içindeki envai çeşit şey nasıl böyle güzel bir koku oluşturabilir! Leblebi tozu almaya gittiğimiz köydeki küçücük bakkalın kokusu bu!  Bazen küçük mahalle bakkallarında rastlıyorum o kokuya, doya doya içime çekiyorum, bin yıl önceye gidiyorum...

* Dedemin atölyesinin keskin talaş kokusu...

* Köydeyiz, evde, telaşsız, zamanın ağır ağır geçtiği günlerden birinde, hani böyle havanın dalga dalga aktığı, sımsıcak günlerden birinde,  yakında çok yakında bir yerde odun kesiliyor motorlu testereyle, evden çıkınca burnuma çarpan odun kokusu...

* Kırtasiye kokusu... Kitap, defter, kalem ve diğer kırtasiye malzemelerinden gelen koku, en bariz hatırladığım Yalova'da eski adıyla (ve bence hala adı odur!) Karamürsel caddesindeki Kuşku Kırtasiye'nin kokusu, nedendir bilmem orası da loş bir yer olarak kalmış hafızamda...
Hala çok seviyorum kırtasiyelerde bakınmayı, kendim için değil artık ama Nehir için kırtasiye malzemesi seçmeyi...

* İlkokula giderken, Pembe Panter'li, pespembe, bavul şeklindeki okul çantamı açınca içinden yükselen koku... Bu koku da çok güzeldi, silgi kokuyordu en çok da, bir de akmış uhu...

* Kitap, defter, kalem, silgi, tebeşir ve çocuk kokan sınıflar, okullar ;)

* Rahmetli teyzemin reçellik güllerinin güzelim kokus
u (ama buna mukabil, gülsuyu kokusunu sevmem)

* Bahçeden yeni koparılmış domates kokusu,

Bunlar çocukluğumdan kalan ve ilk aklıma gelen kokular...

Şimdilerde ise;
* Yeni yıkanmış, serilmiş nevresim kokusunu çok seviyorum, serin serin uyumayı bu kokuların içinde...
* Salatalık kokusu,
* Beyaz sabun kokusu,
* Bebeklerin yeni uyandıklarında, terli saçlarının kokusu,
* Çocuklarımın banyo sonrasındaki kokuları, çenelerinin altı ile boyunlarının arası özellikle de...
* Vanilya, tarçın kokusu,
* Ihlamur kokusu  (Baharda, evden Üsküdar'a yürürken, ara ara burnuma gelen ıhlamur kokusunun hangi ağaçtan geldiğini bulmaca oyunuyla ;) )
* Hani bütün evi havalandırırsın, mümkünse ceryan yaptırırsın, içeri serin, taze hava girer, evin kokusu bir anda değişir, işte o koku,
* Deniz kokusu,
* Yemek pişen ev kokusu (ama burdan kastım asla ve asla karalahana pişen ev kokusu değil, karalahanaya bayılırım küsmesin böyle dediğime ama pişerkenki kokusu ıyyyy :( )
* Yeni biçilmiş çimen kokusu,
* Limon kolonyasının kokusu,
* Yağmur sonrası toprak kokusu,
* Sobada kızarmış ekmek kokusu,
* Demlenmiş çay kokusu,
* Yeni mobilya kokusu,
* Tabii ki, en sevdiğim çiçek kokusu olan hanımeli kokusu, hem çok zarif hem de çok güzel kokulu bir çiçeksin sen HANIMELİİİ ;)
Köy'den. Babamdan miras meyveler ❣️


1 Kasım 2019 Cuma

KASIM MEYDAN OKUMASI BAŞLIYOOORRR! GÜNAYDIN...

Zeynep'in Kasım Meydan Okuması başlıyor bugün :)
Siz de katılsanıza :) Hem birbirimizle hasbıhal ederiz hem de geçen seferki meydan okumada olduğu gibi hareketlenir blog alemi..
 Burada var ayrıntılı bilgi..

1. Bu sabah "günaydın kartı" hazırlar mısın?
Ben size günaydın derken bir de kahve ikram edeyim bu sabah. Köyde, mis gibi bir manzaraya karşı, tee ötelerde Marmara denizine karşı birlikte içelim orta şekerli kahvelerimizi.. Biraz da sonbahar renkleri, meyveleri.. Hurma, nar, elma kurusu. Şaşkın baykuşlarım da eşlik etsin bize.. 
Kahve sever misiniz? Ben kahveden öte verdiği keyfi, o kısacık keyifli zamanları seviyorum. Yani  kahve bahane.. 
Afiyetle... 

Bunlar da var...

İlginizi çekebilecek bağlantılar.