14 Eylül 2012 Cuma

İSTANBUL SAKLASIN BENİ :)

Yemek yaptık, tatlı- börek vs. yaptık, sergi bile açtık  ama bi konuşamadık şöyle rahat rahat :)

Aklımdan geçenler var, anlatayım, söyleyeyim dediklerim, lakin bir türlü yazıya dökemedim bunları...

Bağlanmak bir yere, orda kalmak, kıpırdamamak, ya da uzaklaşmadan çabuk çabuk geri dönmeklere dair...

Hani yurtdışı seyahatlari planlarlar, sürekli gitmek isterler, hani misal Elif Şafak sendromunda olanlar, bir yerlere bağlı kalamayanlar, sürekli ev-mekan değiştirmek isteyenler, bir yere kök salamayanlar...
Ben şaşıyorum onlara, biraz da -kıskançlıkla- şaşıyorum, çünkü bende de bir yerlere gidememe, ayrılmak istememe durumları mevcut... Sanıyorum ki yabancı bir ülkeye gidersem, orda yaşamak zorunda kalırsam, boğulurum, yutar beni o ecnebi elleri... Bırakın yurtdışını Yalova'dan İstanbul'a taşındığımızda bile neredeyse depresyona girecektim, istemedim hiç, seçme şansım da yoktu zaten ama hep bir geri döndüm-dönücem umuduyla geçti buraya yerleştikten sonraki birkaç sene. Bunda Yalova'nın küçük bir ilçe (o zamanlar ilçeydi, İstanbul'a bağlı, herkes Bursa'ya bağlı sansa da!) olmasının, evden çıkınca, şehir içindeki en uzak mesafeye yürüyerek yarım saatte ulaşmanın rahatlığı ve elbette trafiğe, arabaya mecbur kalmadan dilediğince gezebilme özgürlüğünün olmasının da payı büyüktü... Gördüğün yüzler hep aşina olduğun ya da tanıdığın yüzlerdi...
Öyle çok üzülmüştüm ki, çok az kişinin bildiği bir sırrımı anlatırsam daha iyi anlarsınız belki beni ;)
İstanbul'a taşınmışız, yaz gelmiş, e yaz gelince de Yalova'ya atmışım kendimi (ki öyle çok şaşırmıştım ki ilk yıl, çalışanlara senelik izin olmasına, senelik izinlerde herkesin tatil planı yapmasına, sıcak tatil yerlerine akın etmesine), izin bitmiş malesef İstanbul'a dönüş için vapura binmişim... Nasıl sıkıntılıyım, nasıl üzgün ve nasıl da bedbaht :( Vapurun balkonunda oturuyorum, yanımda da bir arap adam (evet o dönemlerde de bol miktarda varlardı, şimdi olduğu gibi) Böyle bond çantalı 40-45 yaşlarında bir adam, ben o 2,5 saatlik yol boyunca tırnaklarımı nasıl yediysem sıkıntıdan (halen yiyorum ama çok daha nadir :) ) adam dayanamadı, açtı bond çantasını veeeee...... :(( Uyuz adam tırnak makası uzattı bana :( Sinir olduğum bir anıdır, öküz adam nolcak! Derhal yanından kalkıp, mıntıka değiştirdim tabii onu bütün öküzlüğüyle başbaşa bırakarak :))

Şimdi hani bazen yurtdışına yerleşiyorlar ya insanlar, mecburi ya da keyfi, hadi bırakın onu, Türkiye'nin bi ucuna gidiyolar ya, ben dua ediyorum ki benim başıma böyle bişey gelmesin...  Kıraç'ın dediği gibi "İstanbul Saklasın Beni" yani, sonra da geldiğim yere, yani doğduğum, büyüdüğüm, kimi mutlu, kimi mutsuz anılarımın dolu olduğu, Yalovama postalayıversin......

Bu akşam Yalova'ya gidiyoruz çocuklarla, üstelik kocam olmadan, birlikte gitmeyi planlamıştık ama onun aniden hafta sonu için çekimi çıkınca, kaldık çocuklarla başbaşa.. Taaa pazara kadar köydeyiz yani biz, havalar bozmadan azcık daha keyfini çıkaralım, dostlarla buluşalım, görüşelim, anlatırım yine size...

Güzelim cuma aşkınaaa..... Alttaki güzelim kuşlar da bu yazının bonusu olsun size :))


8 yorum:

  1. Sevgili Esen Hanım,

    Yazdıklarınızı büyük keyifle okudum. Sizin hissetiklerinizin 180 derece karşısında hisleri ve hayatı olan biri olarak, farklı düşünce ve duyguların ne olabileceğini anlamak adına merakla okudum aynı zamanda!

    Bağlılık, bağımlılığa dönüşmediği sürece; insana bir hayat amacı veriyor şüphesiz. Üstelik bir düzen tutturulmuşsa onu bozmak, hayatın rutinini değiştirmek bazen facia hissine de neden oluyor.

    Benim düşüncemde, değişim bu hayatın kaçınılmazı ve temel ilkesi!

    En korktuklarımız, en olmasa diye dua ettiklerimizle sınanıyoruz üstelik. Bu olgunlaşmanın olağan yolu! Felaketimiz olarak nitelendirdiklerimizle yüzleşmeden de hayat yakanızı bırakmıyor, siz de biliyorsunuz!

    Ben Sibirya'da dahi 1 yıldan uzun yaşamış biri olarak şunu söylemeliyim belki de gittiğinizde çok farklı deney ve düşünceler geliştirebileceğiniz yer değişiklikleri için biraz daha toleranslı olmakta fayda var.

    Korku, başka başka dünyaların kapılarını açmanıza engel olmasın - değişiklik yapmayın ama o fikre de korku duymayın. Malum oralardan sınava sokuyoruz hep (tecrübe ile sabittir efendim)

    Uzun oldu kusura bakmayın.

    Memlekette geçecek çok güzel bir haftasonu dileklerim ve Sevgilerimle,

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel anlatmışsınız Nurdan hanım, benim korkularım böyle ama bir yandan da elbette ki "Büyük söze tövbe" diyorum, hayatta başımıza geleni bir bir yaşıyoruz, yaşayacağız da, elbette, inşallah tevekkülle...
      Biliyorum ki, söylediğiniz gibi aynen çalışmadığımız ve sevmediğimiz taraflardan sınava çekiliyoruz...
      Dileyelim de yaradan zorluklarla sınamasın bizi...
      Ez-cümle çark ediyorum yukarıda yazdıklarımdan ve diyorum ki "Kim korkar memleket değiştirmekten, ailem yanımda oldukça dünyanın öbür ucu da olsa ne gam!" :)))
      Sevgiler iyi hafta sonları size de...

      Sil
  2. "Kim korkar memleket değiştirmekten, ailem yanımda oldukça dünyanın öbür ucu da olsa ne gam!" :))) "Günün özlü sözü seçildi bu cümle tarafımca:))"

    Allah hiç kimseyi-düşmanı bile- evlat ve can ile sınamasın ve kimseye de kaldırabileceğinden fazla yük vermesin! AMİNNNN

    Mal ve yer, gider sonra geri gelir! Onlar dünya malı adı üzerinde; el değiştirmek ve hep yeryüzene ait olmak için varlar!

    Bu kadar ahkam kesmek çok oldu; sağlıcakla gidin ve sağlıcakla gelin!

    Tekrar yazışana kadar da kendinize iyi bakın!

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ahkam kesmek olur mu hiç, bilakis çok kıymetli söyledikleriniz, ben de diyecektim ki size, siz de bu konuyla ilgili bir post yapsanız, yabancı ellerde yaşamakla iglili, tecrübelerinizle ilgili???
      Sevgiler

      Sil
  3. Esenciğim bende aynen senin duygularına katılıyorum....küçük yerde doğup büyümekten belkide...bende İstanbula ilk geldiğimde 1987 yılında sokağımızdaki kediyi bile özlemiştim ...ama araya yıllar ve mesafeler girdikçe sende çoluk çocuğa karıştıkça artık büyüklerimizin de dediği gibi doğduğun yer değil doyduğun yer memleketin oluyor....
    mangal partimize keşke gelebilseydiniz...güzel olurdu....lojman kapatılıyormuş ..okullar olmadığı için de kimseyle görüşemeden plan yaptık ...kısmet diyelim... gelende sağolsun gelmeyende...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. "Doğduğum yer değil doyduğun yer memleketim" olmadı benim için songülcüm yaaa valla olamadı bana İstanbul memleket :( Rüyalarımda bile halen Yalova var, diyeceksin ki, Yalova da değil esas memleketin, baba memleketim var bir de Tunceli ama gidip görmediğim hiç bilmediğim bir yere de memleketim diyemiyorum ki bir türlü :(
      Neyse uzun meseleler, boşver :)
      Mangal partisi olmadı yine şekerim yaaa, kısmet işte, gönüller bir olsun diyelim, bir dahakine inşallah ;)
      Öptümmm....

      Sil
  4. Esen`cim, ben de küçük bir yerde doğdum ve büyüdüm.
    Ailemin yanından 19 yaşında üniversite için ayrıldım ve sonrasında da dönmedim zaten. Aileden ayrı yaşam bana o kadar çok şey kattı ki, hani ayaklarının üzerinde durmak derler ya, işte onu kısa sürede halletmiş oldum:))
    Benim memleket sayım çok, dünyanın her yerinde yaşarım gibi hissediyorum kendimi:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel, makbul olan seninki Semicim, benimki anormal :( İstiyorum ki, heryer tanıdık, bildik olsun, bırak başka bir lisanı, şive bile olmasın :)) Mümkünse ben doğduğum yerde öleyim ama tabii hayat bu, ordan oraya savuruyor insanları, kimi gönül rızasıyla, kimi silah zoruyla ;)
      Çok isterdim senin gibi hissedebilmeyi, ne yazık böyle, her Yalova'dan İstanbul'a dönüşte azcık burukluk yaşıyorum halaaa :(

      Sil

Yazın bi, lütfen yazın yaaa, merak ediyorum ne düşünüyosunuz ;)
Yorumunuz çıksın istiyorsanız eğer:
Blog sahibi değilseniz adı/url seçeneğini seçip ad kısmına adınızı yazın url kısmını boş bırakın, yorumunuzu postalayın, aksi takdirde, çok istememe rağmen gelemiyor yorumlarınız :)

Bunlar da var...

İlginizi çekebilecek bağlantılar.