13 Nisan 2014 Pazar

GELİNCİK TARLASI KEÇE ÇANTA VE SAİRE...

Sen misin Yıldız'da hava atan, laleleri görmeye gidip, pembeleri çekip, poz poz fotoğraflar çektiren??? Deli misin nesin kızım sen, ne işin var senin ormanın göbeğinde, lale görecekmiş, yer gök lale dolu zaten İstanbul'da, kafayı kaldırdığın anda göz hizanda mutlaka bir lale tarlası mevcut zaten. Uyuyan devi uyandırdın, alerjini azdırdın-ki hem de ne azdırmak!- Uzun zamandır bu kadar kötü olmamıştım sevgili okur, o lale ziyaretinin vuku bulduğu çarşambadan beri burnum bana ait değil. İşlevlerini yitirmiş bir mikrop taşıyorum yüzümün ortasında. Tıkanmak ama ne tıkanmak, kelimeler kifayetsiz anlatmaya :( Yani bana Yıldız Parkı haram bundan gayrı, lale ziyareti haram, unutursam bir dahaki bahara, gitmeye kalkarsam yine saf saf, sen hatırlat bana e mi? "Otur oturduğun yerde" de lütfen, söz alınmak, kırılmak yok sana...
Bu haldeyken ders de çalışamadım tabii, yani niyet ettim yeminle, her daim önümde kitabım, beton gibi, tuğla gibi zaten şekil itibariyle, bi de 900 küsür diye Nehir sayfa sayısını söylemesin mi uyuzun ! Yani insan nefes alamayınca beynine yeterince oksijen de gitmiyor maalesef, o zaman da okuduğunu anlayamıyor elbette! E ben de okumadım fuzuli vakit kaybı olmasın diye, der çalışamadım. Yalnız şunu farkettim ki sevgili okur, ders çalışamamaya engel olan bu burun tıkanıklığı el işlerinde hiiiiç sökmüyor. Bak şimdi, aşağıdaki fotoğraflara bak ve sen söyle, ilham veren bir tarafı  yok mu bütün beterliğine rağmen bu illetin! :))

GELİNCİK TARLASI-KEÇE ÇANTA
Aklımdaki bir projeyi daha hayata geçirdim şükürler olsun...
Yine yakma çiçeklerle yaptım bu çantayı da... Çok zarif oldu Allah için, gerisini ben demiyim artık :)) 

Arkasını ve yanlarını kırmızı, tabanını yeşil yaptım bu çantanın. Arkasına da bir yeşil nazar boncuğu :) 

Böyle böyle çiçekler hazırladım elimdeki organze kurdelelerin en bi kırmızı tonlarıyla...
Tez vakitte organze parça kumaşlar bulmam lazım, böyle kurdeleyle olmuyor, hem çok pahalıya geliyor hem de çeşit az, sanatım kısıtlanıyor :( 


Böyle böyle saplar yaptım ilkin gelinciklerime, sonra kesmedi yaprak da yapıverdim :)
Bu saplar iğne ardı...


GELİNCİK TARLASI KEÇE ÇANTA
Dükkan'da
(Yavaş yavaş açılıyor sanki burnum, başlayayım bari ders çalışmaya :() 

KEÇE TELEFON KILIFI
Biri yelkenlili yine istek üzerine, diğeri de uğur böcekli ;) 

Arkaları da şöyle...


*******************************
Her güzel şey gibi bu postun da sonuna geldik sevgili okur, yooo daha fazla yazamam, çok geç oldu ve ben bildiğin üzere hasta bir kadınım (yok yahu öyle demiyim şimdi, burnundan muzdarip diyim) Sana da sırf bu gece rüyanda gelincik tarlalarında dolaş diye bu kıyağım, yoksa hayatta bu saatte post, most :)) 
GÜZEL OLSUN YENİ HAFTAN, SAĞLIKLA, MUTLULUKLA, KAHKAHAYLA GELSİN... 
(O ne acayip bir kadın yaa, baştan sevmiştim güzel güzel yazıyordu terazilere ama bu hafta sildim onu, acayip acayip yorumlar, anladık "ay tutulacak" da, yani, olmuyor Siena abla :) 

BONUS 1
Dün ışıklarda rastladık bu güzel çocuklara. Güldüler, el salladılar bana, ben de o anı saklamak istedim. 

Yolunuz hep açık ve aydınlık olsun desem, şansınız bol olsun, ömrünüz uzun ve bereketli olsun desem... Çocuklarıma ettiğim duaları size de yollasam...
BONUS 2
Gazeteleri bıraktığımız odun deposundaki teşekkür mesajı :) Eski semtlerde böyle böyle sürprizler çok çıkıyor insanın karşısına, misal daha önce de bir kolyeli ev göstermiştim ya sana, o da bu depoyla birkaç ev mesafede...
Bilmem o upuzun sitelerin de var mıdır böyle sürprizleri ;)
(Arkadaki mesajı da aldın di mi sevgili okur, "İnsanları kaybetmektense, para kaybetmeyi tercih ederim" demiş amcam :) 


9 Nisan 2014 Çarşamba

YAKMA GÜLLERLE NELER YAPABİLİRSİN EY SEVGİLİ OKUR? MOLACIĞIMLA BİR GÜZEL BULUŞMA EŞLİĞİNDE :)

Sabah hastanede yapyaşlı bir teyzenin parmağındaki alyans dikkatimi çekti. Sen de farkettin mi sevgili okur, yapyaşlı teyzelerin alyansları ipincecik oluyor. Yani, böyle zamanla aşınmaktan incecik kalıyor alyansları... O an dedim ki kendi kendime "Yarabbim inşallah benim alyansım da böyle ipincecik kalır parmağımda!" Yani ben o günleri sağlıkla görürüm inşallah... Sen de mi??? E hadi inşallah, inşallah eskiyen aşklarımız değil,  parmaklarımızdaki alyanslarımız olur...

Yakma güllerle yaptığım kapı çelengini takdim edeyim o vakit sana :)
Kapı çelengi yapmayı çok seviyorum, bu üçüncü ama ondan da ziyade yakma çiçekleri çok seviyorum bu aralar...
Böyle bir şekil yapayım dedim bu sefer, bütün çelengi organze tül kurdeleyle kapladım ilkin, krem rengi, beyaz gibi yani, hadi kırık beyaz diyelim, sonra bir bölümünü de böyle turuncu gibi, hadi ona da yavruağzımsı diyelim öyle bir renkle kapladım. Sonra kafama göre güller yaptım ki onları nasıl yaptığımı hala bilmiyorsan, şurda anlatmıştım ;)  Bu güllerle yaptığım çantayı görmüş müydün peki, görmediysen onu da şurda göstermiştim :) 
Bilmiyorum nereye varacak bu işin sonu, dur bakalım birlikte görürüz inşallah :)

YAKMA GÜLLÜ KAPI ÇELENGİ
DÜKKAN'DA
Horozcuğumu gördün mü :)) Çiçeklerimi koyacağım o kutuya, itinayla :))
Burdan da ayrıntıları gör istedim. O çay ve eypıl krambıl yüzünden mi bu kadar güzel oldu bu çiçekler acaba??? 
Akşamları çocuklar uyuyunca çay içmeyi çok seviyorum, çayın boş içilmesine de sinir oluyorum. Çaya haksızlık gibi geliyor oysa biliyorum çayın yanında bir şeyler yemek de  bana haksızlık :( Allah beni ıslah etsin :) 
Broş yaptım iki tane,  Alt kısmına annemin verdiği dantel oyayı diktim itinayla, daha bir zarif oldu sanki :) Birini molacığıma  hazırladığım  hediye paketini süslemede kullandım :) Haklısın bu fotoğrafların yeri ters oldu, önce alttaki fotoğrafa bakman lazımdı, değiştiremeyeceğim yeminle,  paydonnn sevgili okur :)) 
Ali Deniz'i okula bu sabah ben götürdüm, beş dakikalık yoldu ama nasıl güzel bir yolculuktu, nasıl sevinçliydi çocuğum anlatamam sana :)
Son kare de Yıldız Parkı'ndan, bu öğlen ofisteki arkadaşlarla yemeğe gittik, bol bol da fotoğraf çektirdik :) Çok güzeldi çook :) 


cafe-mola bloğunun sahibi yetenekli molacım geldi dün öğlen, Ortaköy'de birlikte mantı yedik, çok güzel zaman geçirdik, ilk kez yüzyüze gelmemişiz de, eskilerden bir dostla vakit geçirirmiş gibi su gibi geçti zaman :) Çok teşekkürler bir kez daha molacım :) Zarif, sıcacık arkadaşım, iyi ki geldin, sağol... Yine gel ve  bu sefer daha geniş zamanlarda birlikte olalım inşallah...


Benim için bir güzel ahşap kutu hazırlamış arkadaşım, nasıl güzel bir kutu :) Üstelik benim bu tavuklu resmi sevdiğimi  bloğumdan okumuş evvelden ve o resmi kullanmış kutuda, var sen düşün benim için nasıl bir özel hediye bu :)  O yanları da bir güzel kırmızı ki, kıpkırmızı :)) 

Ahşap üstünde böyle yazılı, basılı, desenli şeyleri çok seviyorum ben :) Stencil mi deniyor, mühür mü bunlara molacım??? 
(Fotoğrafları  benim çektiklerimden çok daha güzeller diye izniyle molanın bloğundan aldım :) 

Sevgili Diğdem Doğan'ın mimi içindir bu fotoğraf :) Kullandığım ajanda, defterleri sormuş ;)
İlk defter (ki üstünde benim geçtiğimiz yılbaşı için hazırladığım süslerin resimleri var) benim keçe defterim, çantamda kullandığım defterlerden biri, içi çizgili bir defter.  Ben ona keçeyle ilgili siparişleri, yaptıklarımı, aklımdakileri, unutmayayım istediklerimi, ilham kaynaklarımı vs. yazıyorum :) Yanındaki o narin çiçekli defteri Nezih Kırtasiye'de kasanın kenarında gördüm, 1.95 diye, gayet ucuz diye alıverdim ama henüz içine yazmaya kıyamadım, o da çantamda :) Üçüncü yani üst sıranın kırmızılısı ajanda, 2014 ajandası ve çantamda o da, ona da önemli bişeyler olursa yazıyorum ama birazcık fuzuli gibi, yok yere ağırlık yani çantada, onu belki taşımam artık, ağır çünkü ciltli miltli, boşver, ben ortadaki hafif olan narin deftere yazayım yazacaklarımı :)
Alt sıranın kırmızılısı da not defteri, eski zamanların bakkal defterlerini bilir misin sen, köyde biz kullanırdık evvelden. İşte onu hatırlattığı için almıştım o defteri geçen sene ama kullanmadım onu da pek,  Ali Deniz'in güzel karalamalarına bakılırsa ona hediye etmeli :)
Ortadakini Ümran mı hediye etmişti acaba bir kaç yıl önceki yılbaşında? Öyle miydi Ümrancım??? Onu da kullanmaya kıyamadım bir türlü (ki kullanmaya kıyamadığım pek çok defterim daha var ama dün akşam aceleden bunları çıkarıp fotoğraflayabildim yalnız) Olmayan Kelimeler de Metis'in ajandasıydı, bak onunla ilgili bir postum bile var, çok sevmiştim onu çünkü :)
Yani ben defter almak konusunda çok cömert, kullanmak konusunda çok da cimriyim maalesef :(
Üşeniyorum biraz, biraz da kıyamıyorum kullanmaya... İşyerinde masamdaki ajandanın açık tarihi 04 mart mesela, o sayfa dolu notlarla ama bir türlü ilerlemiyor sayfalar :(
Mim için teşekkürler Diğdem'cim :) 

BONUS
YILDIZ PARKI'NDA LALE DEVRİ...


NOT:
"Sevi-yoyummm!" "Anneyi, babayı, dehiyi, kipatı sevi-yoyummmmm!" :)) E biz de seni çok seviyoruz kuzu :)
"Ali gözleyini kapattı, uyudu, Ali süpizzz???" "Evet oğlum, Ali uyudu, o yüzden Ali'ye sürpriz var" "Goooolllll!"  Nasıl yani, yaşasın değil, oley değil, "Gooollll!" :))) Evet oğlum, feci şekilde gol :))))
DİPNOT:
Haklısın, pek bir karmaşık bir post hazırladım yine ama sen bunu bahara ver :) Bahar çarpmış Eseni de geç :) Öperim.....

7 Nisan 2014 Pazartesi

E BU DERGİLİĞİN BİR DE ARKASI VARDI Dİ Mİ ;) NİHAYETE EREN BAŞKA BAŞKA İŞLER EŞLİĞİNDE...

Hafta sonu ne çok başım ağrıdı, başımın ağrımasına sebep ne de çok şey vardı! Kendimi bırakıverseydim bana, "Gel güzel kollarıma!" diyen depresyona yeminle sen bile çıkaramazdın beni sevgili okur... Bırakmadım şükür, ama inan bazen nasıl da sıcacık gerçekten, nasıl da davetkâr (ki bu yaşa kadar hiç depresyona girmedim ama bu hafta sonu inan ziyadesiyle yaklaştım!)... Başağrısı illet, bir geldi mi en az üç gün garanti :( Ve o zamanlar, nasıl bir sersemlik, nasıl bir lodos vurmuş balık misali bezginlik, bir rüyalar aleminde gibi hissetmelik (haklısın sonunu güzel bağlayamadım)
Neden sıkıldığımı anlatıp da seni de daraltmayayım, geçti gitti (inşallah!)
Başımın ağrısı pazar günü mola verdiğinde  sevgili Filiz Abla'mın hediyesi dergiliğin arka tarafını da süsleyiverdim :) Kafama göre takıldım yine :) Bakalım mı birlikte ;)

AHŞAP DERGİLİK
Sakın deme "O kuzuyu ne güzel yapmışsın" diye, ben yapmadım, onu öylece aldım, sadece gözlerini yapıştırdım, ama sen söyle bu gözler olmasa bu kuzu bu kadar güzel olabilir miydi sevgili okur? 
Ağaç yaptım ilkin upuzun, üstüne o çok sevdiğim şeffaf boncuklarla yaptığım çiçeklerle süslü... Altına da bir kırmızı mantar ;)

Sonra bu ağaca upuzun bir ev yakışır dedim ve kesinlikle apartman olmayan, sadece metrekaresi küçük diye bu kadar uzun olan bir ev, müstakil bir ev yaptım :) Her katında bir oda, o kadar dar yani, sen düşün :) 
Çatısına çatı katı, alt kısmına bir saksı, kapısına bir firkete işi oya, evin salonunun penceresine bir dantel tül :)  İçimden ne gelirse o, peki bir evi inşa etmek için yaklaşık iki saat uğraşmak ne  kadar akıl kârı, var onu da sen düşün :) 
(O bulut yağmur getirmez di mi ;) )

Kurbanlık değil o kuzu, sakın yanlış anlama, o kuzu evin en küçük kuzusuna arkadaş bir kuzu :) Eceliyle ve yaşlılıktan ölecek, sana söz! ;)
Ve aslında bu gördüğün ipteki çamaşırlar evin iki çocuğunun çamaşırları olacaktı ama dedim ki, annelerine "Boşver şimdi, uğraşma ufak ufak parçalarla, sen en iyisi bütün nevresimleri birden yıka, bak hava da güzelken, onlar çıksın aradan!" Yoksa, haşaa hiç çocuk kıyafetlerini yapmaya üşendiğimden falan değil ;)
Bu nevresimlerin kenarlarından iplikleri hiç çıkmayacak, çünkü ben, Filiz Abla'nın etaminler için bana öğrettiği o kıymetli yöntemi  kumaşlara da uyguluyorum. Yani kumaşları çizdikten sonra çizgilerin üstünden beyaz tutkalla geçiyorum. 10 dakika kadar bekliyorum ki kurusun (ki dün sabredemedim ve saç kurutma makinesi ile kuruttum)  ve sonra kesiyorum, iplikler sabitlenmiş oluyor, tavsiye ederim sana da :) 


Ve bu da dergiliğin daha önce süslediğim ve sana gösterdiğim yüzü, o geniş danteli söküp, yerine bu incesini koydum, daha iyi oldu di mi ;) 

AHŞAP DERGİLİK
Hangi taraf önü, hangi taraf arkası bilemedim ama ben sanıyorum kuzulu tarafa bakacağım en çok :) 



KEÇE BOZUK PARA CÜZDANI, HELLO KITTY ÇANTA
Ve cuma gecesinin bereketinden midir bilmem, bütün yarım işlerimi tamam ettim cuma gecesi..
Günlerdir duran cüzdanı ve Hello Kitty'li çantayı ve bir de aşağıdaki çengelli iğneli nazarlığı... 


NAZARLIK
Bir kez daha mı söyleyeyim nazar boncuklarını ve nazarlıkları ne kadar sevdiğimi, ben bıkmam hiç, ne yapmaktan, ne de söylemekten ama sen bıktığında beni uyar e mi, "yetti gari" de :)  Çünkü ben bunları yapmaya da bakmaya da hiç doyamıyorum! Bütün o renkler var ya , o renkler beni deli ediyor yeminle!
Çok malzemem olsun, çok boncuğum olsun, kutular dolusu ama, beni koy bir odaya, ben sana envai çeşit nazarlık yapayım, rengarenk deli nazarlıklar... Bilmem anlatabildim mi, o kadar yani! 


Ali Deniz için yaptığım elmalı kurabiyelerden kendimize de tırtıkladım azcık ;) Ne zamandır yapmıyordum, özlemişiz ailecek :) 

Kalıpçımı takdim edeyim :) 


BONUS
"İnsan içinden yenilenmeyince dışından eskir..."  Nar Ağacı Sayfa 351 
Bundan hareketle, lütfen ama lütfen içinizin de ne alemde olduğunu ara ara kontrol ettirin, ihmal etmeyin, rutin yapılması gereken ne varsa, zamanında ve eksiksiz yaptırın e mi Sevgili Okur ;) Yaptırın, yaptıralım ki, çocuklarımız için "genç" kalalım, geç kalmayalım... 

Not:
Ali Deniz dün gece uyumadan önce defalarca "Sana küstüm" dedi bana, ama belki 50 kere, sebebi de, uyumadıkları için ona ve Nehir'e dediğim "Yok size yarın sürpriz" hepsi bu! Sen bir alın, bir trip yap anneye, ne ayıp şey! İnatla barışmadı, öpmelerime, şaka yaptım demelerime hiç mi hiç aldırmadı, çok üzüldüm :(
Çok tatlı konuşuyor, hiçbir söylediğini, telaffuz şeklini unutmak istemiyorum, aklıma kazımak istiyorum çünkü çook hoşuma gidiyor söyledikleri..  Dün Nehir buna deli demiş galiba, bu da babasına şikayet ediyor ama nasıl bir abartma, nasıl bir uydurma "Dehir bana delliii dedi, oküzzz dedi, mayak dedi" demedi elbette, benim kızım hayatta demez, biliyorum ;) Bu bücür iftiracı mı ne :))

3 Nisan 2014 Perşembe

FİLİZ TÜRKOCAĞI ve ESEN CAN ORTAK YAPIMI AHŞAP ÇANTA DERGİLİK ;)

"Ne düşünüyorsun bu kadar anlamadım ki! En çok ne seviyorsun sen, onları koy işte üstüne, çanta senin nasılsa, sen kullanacaksın, içine en sevdiğin dergileri itinayla sen yerleştireceksin, her akşam evine geldiğinde, elişlerinle uğraşırken tam karşında, sana göz kırpacak!"
"Evet haklısın galiba", o zaman "Kafa nereye ben oraya" hadi başlayalım bakalım...
Sevgili Filiz Türkocağı (ki kendisi yazının bundan sonrasında Filiz Abla olarak anılacaktır) bana ahşaptan çanta şeklinde bir dergilik  hediye etti. Ham ağaç halindeki çantayı önce kendisi desenlerle giydirdi bir güzel, sonrasını da bana bıraktı.  Beni çocuklar gibi mutlu etti ;)  Hem beni hem de kızımı :) Nehir'e gönderdiği desenli kağıtların içlerinden kendime ayırsam mı diye düşündüm ilkin, yarısını, hatta çeyreğini versem ona, sonra "Ayıp yani, sana verilenle yetin, sulanma kızın hediyelerine!" dedim ve hepsini verdim kuzuya :)


AHŞAP DERGİLİK Bin teşekkür Filiz Abla sana :) Çok özel bir hediye bu, çok kıymetli...


AHŞAP DERGİLİK



AHŞAP DERGİLİK Kargodan geldiğindeki ilk hali böyleydi çantamın...

AHŞAP DERGİLİK ve Kızımın hediyeleri



AHŞAP DERGİLİK
Bunu böyle koy karşına, resimlerin arasına, seyret dur :) 


AHŞAP DERGİLİK
Ve ben bu hale getirdim...
O dantel bence de azcık kısa kaldı, uzatmalı ama zarar vermeden sökmek biraz zor, dur bakalım, akşam bi deneyeyim ;)
Evet kalabalık oldu ama başka türlüsü, daha sadesi de benim içime sinmezdi :)) Sebebini de aşağıda anlattım itinayla :) 
Yan taraflarında da böyle güzel baskılar... 

AHŞAP DERGİLİK
Ne görüyorsun bu ayrıntılarda sevgili okur, sen beni hiç tanımıyorsun (yok yani, sen beni tanıyorsun elbet, ciğerimi bile biliyorsun neredeyse de, ben bunu bloğa bugün ilk kez giren Ayşe'yle, Fatma'ya diyorum!) Ne görüyorsunuz bu ayrıntılarda, nasıl biriyim ben??? 
* İlk başta ve en çok nazar boncuğu sever, her yere iliştirir,
* Kurdele sever
* Dantel sever, dantel ve incinin uyumunu pek çok sever
* Müzik sever, şarkı, türkü dinlemeye ve söylemeye bayılır
* Tığla motifler örmeye, ördüklerinin toplamda bir işe yaramasa da tek tek, minik minik hallerine bayılır
* Keçe sever, hatta pek çok sever
* Yakma güller sever, güllerin ortasına illa inciler ister,
* Etamin sever (bu minik çerçeveli etamin de Filiz Abla'nın daha önceki gönderdiği hediyelerden biri, bu çantaya son anda ekledim, o yüzden fotoğrafların çoğunda yok, ama bence çoook yakıştı oraya bu zarif  çerçeve!)
* Hayvanları, ama en çok da kedi-köpeği sever, hayal kurar, bir gün müstakil (evinin bir odası hobi için ona ayrılmış) evinin bahçesinde, kedi ve köpeklerle yaşamayı hayal eder
* Minik kalpler sever, kırmızı kalpleri daha bir başka sever, kalplerden yola çıkarak AŞK'ı deli gibi sever...
* Neşe sever, heyecan ister
* Ruhu çingene ruhudur ki, ortaya çıkan çingan pazarı gibi çanta da bunu gösterir...

Ben kendimi çanta süslemeye kaptırmışken Nehir "Anne nasıl olmuşum!"
Süper olmuşsun kızım, tam da benim kızım gibi :)))

Filiz Abla senin için bu fotoğraf :) Nehir'den teşekkürler sana pek çok...
***********

Ve bunlar da söz verdiğim üzere çocukların TÜBİTAK Kitapları, bir kısmı yeni, bir kısmı Nehir'in eski kitapları
Hepsi de çok güzel hazırlanmış, gayet faideli kitaplar, hem de çok ucuz kalitelerine oranla..
Ali Deniz'e uyku öncesi çabuk uyusun diye söz verdiğim kitaplar bunlar. Her gece aynı sahne bizim evde. Ali Deniz "Ali süpizzz??" "Evet oğlum, Ali'ye sürpriz var" ;) Yaklaşık 50 kez tekrar edince bu cümleler insana darallar geliyor ama...
Uyku öncesi okuyoruz, resimlerine bakıyoruz. Kitapların sayfalarına gizlenmiş ördekleri buluyoruz. Ali Deniz'den önce abla bulunca çok sinirleniyoruz ;)
"Hastanede" ve "Diş Doktorunda" kitaplarını da alıp seriyi tamamlamak istiyoruz ama bir türlü bulamıyoruz, çok üzgünüz çoook :)
Şu 1001 Hayvanı Bulun kitabı var ya onu da şiddetle tavsiye ediyorum, Nehir çok uzun zaman elinden düşürmemişti o kitabı...

BALKABAKLI TOPLAR :)
Geçen postta söz vermiştim di mi sana fotoğraflayacağıma balkabaklı topları...
Buyur diyeceğim ama :)))
Kandırdım seni sevgili okur, bunlar daha önce yaptığım havuçlu topların fotoğrafı, balkabaklıları çekemedim bir türlü :(
PAYDONNNN :))
E bu da aynı zaten görünüş olarak, ben bunu göstereyim sen balkabaklı top olarak gör :)) O kadar benzerler yani, ikiz gibi, yeminle :)))
Not: 
Benimki züğürt tesellisi mi bilmem ama ziyadesiyle memnunum Yalova'da yeniden sayılan oyların sonucundan, çok mutluyum çoook :)
Dipnot:
O resimlerdeki kedinin trafo kedisiyle uzaktan yakından alakası yok sevgili okur, benimki tam bir ciğerci kedisi, ne işi olur öyle pis trafoların  içinde, baksana misler gibi pembe puantiyeli bir pisicik bu :) 

HEDİYELERİN, SÜPİZZZLERİN BOL OLSUN SEVGİLİ OKUR, KAL SAĞLICAKLA......

1 Nisan 2014 Salı

BİR HİKAYE, BİR VİDEO, BİR KAPI ÇELENGİ

Bak ne geldi aklıma şimdi, hani böyle iki kutulu dondurma dolapları olurdu eskiden bakkallarda. Bizim köyde de vardı, ordaki sütlü dondurmanın kokusu geldi aklıma. İçinden bolca buzun çıktığı ama tadı mis dondurmalar... Kornet diye birşeyin olmadığı, dayanıksız sarı külahlarda aldığımız o sütlü dondurmada ne vardı ki, bugün bile aklımda tadı ve kokusu...
Bakkal demişken, sen eski bakkalların kokusunu hatırlarsın di mi sevgili okur, hani böyle az biraz rutubetli, serin, bir ton kokunun aynı anda duyulduğu hafif karanlık, hafif de kasvetli bakkalları, o kokuyu da unutmuyorum hiç, aklımda mıh gibi o da...
Peki sen benim pembe panterli bavul şeklindeki ilkokul çantamın içinden yükselen kitap, kırtasiye, silgi kokusunu bilir misin? İçinde kitapları tutmak için bir de lastiği vardı. Nasıl güzel bir pembe bavuldu. O kokuyu istiyorum ben, zaman zaman o kokuya benzer kokuyu Nehir'in çantasından da alıyorum ama kesinlikle aynı değil, o başkaydı...
Sana bu koku  merakım yüzünden başıma gelen silgili hikayemi de anlatmadım di mi, anlatayım ve sen hayret et...
İstanbul'a gelmişiz okul alışverişi için, benim yaşım 6 falan sanırım çünkü okula o sene başladım, vapurla dönüyoruz Yalova'ya, amcamdı galiba yanımdaki...  Hatırladığım sahne şu, ben vapurun küçük tuvaletindeyim, elimde aldığımız malzemelerden bir minik çilek kokulu pembe silgi. Öyle güzel kokuyor ki, ben nasıl yapıyorsam silginin bir parçasını burnuma sokmuşum. Bunu hiç hatırlamıyorum. Nasıl soktum, sonra korkumdan nasıl söyleyemedim kimseye bunu, onlar muamma :( Senelerce kaldı o silgi burnumda. İlkokul 4 ya da 5. sınıfa kadar...
Başım çok ağrıyordu o zamanlar, annem Yalova'da KBB doktoru Ergun Bey'e (ki bilenler bilir kendisinin bir de Ergun Sineması vardı!) götürdü ama o anlamadı, çözemedi. Sonra İstanbul'a gitmek şart oldu. Göztepe Hastanesi'ne gittik, Melahat Teyze de refakat etmişti bize, e çünkü biz ne bilelim İstanbul'ları, ordaki hastaneleri, yol yordamı ;) Sonra orda KBB doktoru muayene etti ve burnumdan çıkan silgi parçasını anneme verdi :)) Ben başağrısından kurtuldum ;) Sen söyle şimdi sevgili okur, böyle bir olay, şimdiki çocukların başına gelse Allah muhafaza, nasıl katarlar ortalığı birbirine, bir de bana bak! Böyle yetiştik ya da yetiştirildik biz, pek fena ama maalesef böyle, korkarak çoğunlukla, biraz pasif, biraz edilgen....
Neyse işte bu da böyle bir hikayeydi...

*******


İzlemek için burdan buyrun :) 
Neyse,  diyecektim ki asıl sana, ikinci tape'm de çıktı :) Keçe kutu yapımını gösterdim 10marifet'te :)
10marifet senin de bildiğin gibi benim keçeye başlama sebebim, o yüzden daha önce de dediğim gibi onlarla ve özellikle de Aylin hanımla özel bir gönül bağımız var. Yeni ve güzel bir yol açtılar bana...
Sen videoyu izlediğinde diyeceksin ki "Nasıl yani, bu kadar da doğallık fazla!" ki haklısın çok, bence de biraz fazla rahatım, insan azcık kasılır, azcık bi ağır olur ama nerdeee!!! Hele o ilk başlardaki yüzümü kaşıma hareketi pek bir ayıp yani...
Bir de farkettin di mi, iplik bitmesin diye, iğneye iplik geçirmek zorunda kalmamayım çekim sırasında diye, o nasıl uzun bir ipliktir iğnedeki... Yuh! Neredeyse Aylin hanımın gözünü çıkaracakmışım...
Benim anektodlarım böyle bu çekimle ilgili, seninkileri merak ediyorum şimdi :) Benim senin adına seslendirdiğim iç seslerinden başka var mı diyeceğin bir şey, bir tavsiye olur, bir sonraki çekimler için yol gösterme olur, ojelerimin rengi ile ilgili bir fikir olur (ki gidip manikür yaptırdım bu çekim için, güzel ellerime, bana  bahşettiklerine teşekkür mahiyetinde)  :) Hepsi kabulüm, yeter ki senden gelsin :)

************
Dün gece yaptım bu çelengi, e sana demiştim dün di mi, daha güzelini yapacağım diye, e işte yaptım :)
KEÇE GÜLLERLE SÜSLÜ KAPI ÇELENGİ
Niye bağırıyor ki o fuşyalar o kadar, niye rol çalmışlar o güzelim yeşilden... 

KEÇE GÜLLERLE SÜSLÜ KAPI ÇELENGİ
Yakından da böyle işte...
Neşe hocama hediye yaptım, inşallah sever benim kadar o da :) 
Bu çelengin kostümünü böyle uygun gördüm. Bahar gibi giydirdim onu ;)
Ki sen de yapabilirsin kolayca... Bobin diyeceğim ama doğru olmayacak, nasıl desem, hani böyle metrelerce makaraya sarılı kurdeleler var ya onlardan alacaksın renk renk, kesmeden kurdeleyi dolaya dolaya yapacaksın bu çelengi.
Sonra çiçekleri yapıştır itinayla, sonra ortalarına inci, boncuk vs. Oldu işte, hepsi bu :)
BONUSSS
Not: Balkabaklı toplar yaptım. İçine paketler dolusu pötibör bisküvi koydum, fındık ve tarçın da koydum, bunları da biraz fazla pişirebildiğim (çünkü ocakta unuttum ve altı kısık değilken, ocak yapış yapış olunca, taşıp da rezil hale gelince ortalık farkettim!) kabak tatlısıyla birleştirdim ve yuvarladım gitti... Fotoğraf yok çünkü unuttum, çekeyim de göstereyim sana onu da sonra :)
Dipnot: Unutturma da bir dahakine sana Ali Deniz için aldığım "Süpizzz" kitaplarını göstereyim, TÜBİTAK kitapları, hepsi de süper :)

KAL SAĞLICAKLA

Bunlar da var...

İlginizi çekebilecek bağlantılar.