12 Mayıs 2013 Pazar

PÜFFF'LEMELİ BİR PANO :)


Kaynak: Etsy
Karahindiba Etamin Pano :)
Elif'in benden işlememi istediği ancak yeteneklerimi  kat be kat aşan (elbette benim de yeteneklerimin sınırları var arkadaşlar, her ne kadar özel olarak bahşedilmiş pek çok yeteneğim olsa da, elbette ki kusursuz değilim, haddimi bilirim ;) ) , deve dikeni yerine bu karahindibayı işledim.... İlginçtir adını bilmediğim bu çiçeğin adını panoyu işlemeye başladıktan sonra öğrendim ;) Çocukluğumuzda, Termal'de püfleyip durduğumuz, Elif'in de bayıldığı bir çiçek üstelik :) Çoktan beridir "Yapmak İstediklerim" klasörümde bekleyen bu panonun vakti saati şimdiymiş meğer ;) Bu kalpli versiyonu yalnız, doğada pek rastlanmayan cinsinden ;)

 Yaklaşık bir haftadır işliyorum bu hafta sonu bitti çok şükür, çok ama çok zevkle yaptım bu panoyu :) Elif'in çok seveceğinden emin olarak, deve dikenini unutturacak kadar belki de ;) Anneler Günü hediyesi olsun sana bu pano şekerim :)
Keçe Panoyu merak eden tatlı peri, yarım haldeki panoya bakmandan anladım, bu panonun son halini de merak ettin di mi? Söyle bakalım, nasıl olmuş peki? En yakın şahidi sensin yaptıklarımın ;) Koca kişisiyle birlikte sana danışırım bir de yaptıklarım için bundan böyle :) 

Çok sevdim bu panoyu ben ;) Klasik desenlerden uzaklaşıyorum gittikçe, başka taraflara doğru yönüm sanki, daha önce yaptığım panolardan Happilly Ever After ve Anne-Oğul Zürafa gibi işler yapmak istiyorum, mesajlı, yazılı biraz, özel işler işte, hem zaten yaptıkça hemen gösteriyorum ya size, bundan sonra da şahit olacaksınız nasılsa her yaptığım işe  ;) Filiz Türkocağı'nın desenlerinden yapacağım bu sefer, Yumak Dergisi'ni bana armağan ettiği günden beri evirip çeviriyorum sürekli,  hercai gönlüm bir o panodan yana bir bu :( Olmazsa saymaca yaparım ;) Ne çıkarsa bahtıma, hepsi birbirinden güzel olduktan sonra ne farkeder ki?

Altındaki kırmızı kumaşı ekleme fikri de Filiz Hanım'ın evindeki gördüğüm panolardan. Aslında yan tarafa koyacaktım ama bir terslik oldu :(  Yani klasik aslında, tamamen kendi kabahatim ve bir türlü akıllanmamam nedeniyle olan bir durum, anlatayım sevgili okur, sizden sır çıkmaz nasılsa (bu arada 201 olmuşsunuz yahu! Tebrik ediyorum çok sizi :))) )
Kumaşı yine eksik kesmişim, fazla fazla kestim zannederken ben, desen göründüğünden çok daha büyük çıkmasın mı, bu kafasız Esen, her zamanki gibi deseni saymadan bodoslama başlamasın mı (yeminle heyecandan oluyor bu da, çok heyecanlanıp sabredemiyorum) Neyse işte, eksik kalan kısmı bu kırmızı kumaşla tamamladım, konsept açısından kalpli seçtim ;) Sanki o dökülenler aşağıda birikmiş gibi olmuş :)

Bir de duvarda görelim, Elif'in duvarına gidene dek bizim gözümüzü şenlendirsin ;)

Allah muhafaza varsa bu sıralar bir sıkıntın sevgili okur, püfleyiver ekrana, uçuşsun gitsin te Fizan'a :)

Ne diyosun sevgili okur? Sence de çok sevilesi olmamış mı? 

Meraklısına Not: Fransız ketenine eski klasik domino yumaklarıyla işledim ;)

BONUS
BOL SÜRPRİZLİ, MÜJDELİ, AYLARIN GÜLÜ MAYIS'A YAKIŞIR GÜPGÜZEL BİR HAFTA OLSUN HEPİMİZE :)


10 Mayıs 2013 Cuma

LİMON REÇELİ, BONUSU EŞLİĞİNDE...

Damaktaki Tatlar bloğunun patronu Sevgili Elif Limon Reçeli yapmış. Görünce ağzım sulandı, fotoğraflar öyle iştah açıcıydı ki, "Yaparsın kızım sen bunu" dedim ve yaptım da :)

Ben daha az miktarda yapayım dedim, tarifin yarısındaki kadar malzemeyle yaptım, zira biliyorum ki evde benden gayrı kimse bu güzelim reçeli yemeyecek...
Dilimde şu şarkı başladım limonların kafalarını, diplerini kesmeye, sonra dörde böldüm bir tanesini,  kabuklarını (Elif'in deyimiyle, formlarını bozmadan) soymaya uğraştım ama elbet zordu, bu sebepten diğer dört limonu önce elma soyar gibi soyup, sonra doğradım (ki formlarını kaybetmesinler ;) Elif dememiş ama ben çekirdeklerini de çıkardım, Elif dememiş ama ben beyaz kısımlarını da temizledim limonların (çünkü nerden kalmışsa aklımda, sanki onlar da acılık verirmiş gibi bişey zeynimin en bi dip köşesinde)...

Sonra sıra geldi en bi uyuz kısmına, soyduğun kabukların şerit şerit doğranmasına, epey bi zor oldu bu kısmı, e baktım sinir katsayım artıyor, tansiyonum fırlıyor, "Yeter uleynnn" dedim, "TÜRK KADINI ÇALIŞKANDIR, TÜRK KADINI ZEKİDİR, TÜRK KADINI PRATİKTİR" dedim kendi kendime ve mutfak makası marifetiyle kumaş keser gibi kestim o uyuz, o nemrut, o aksi kabukları :))) E oldu netekim, 3 kez kaynar suda (5 ila 10'ar dakika kadar) beklettim (Elif üç kez demiş, ben bilmem, patron o!) :)) Sonra bu sarının en bi tatlı tonundaki kabukları üstünü az bi geçecek kadar suyla kaynattım ve suyunu süzdüm. Sonra bu kabuklarla, bi saattir kabukların keyfinin gelmesini, acıdan tatlıya dönmesini  "formu bozulmadan" bekleyen dörde bölünmüş limonları ve iki bardak şekeri bir araya getirip, bıraktım kaynamaya.. Bu esnada, ben pilav pişirdim, etli nohutun yanına (bak bak bak! Bir de reçelden gayrı yemekle de uğraştığını okurunun gözüne sokan blog sahibesi) Sonra kaynayınca kapadım altını, bekledim soğusun... Bu soğuma esnası epey bi uzun olduğundan, o arada yemek yendi, sofra toplandı, etamin işlendi (az kaldı, hafta sonuna bitirmek niyetindeyim, meraklı ve sabırlı okur)


Kaynadı kaynadı kaynadı ama ben unutmuşum, tarifteki "Sürekli karıştırarak" kısmını Elif :(( O yüzden mi susuz kaldı benim caanım reçelim...

Neyse netice itibariyle, koca kişisiyle akşam çayımıza eşlik etti limon reçelim :) Ekşi ama nasıl güzel bir ekşi anlatamam (ki siz bence yarım kilo yaparsanız 2 değil de 2,5 bardak şeker ekleyin) Kabukları ve içlerini yiyemedim ama suyunu yağlı (evet bildiğiniz eski usül Sana) ekmeğe sürdüm, yetmedi bi de bandım :)  Çok ama çok sevdim ben bu reçeli ;) Sor bana şimdi sana kalan nedir diye sevgili okur, bana kalan pek bişey yok, bu sabah kahvaltıya azcık koyayım dedim, bir küçük kavanozdan çıkan reçelin suyu (bu yanlış bi betimleme sanırım) iki damla :( Bir kavanoz dolusu kabuk ve limon içim var benim :)))))))
Yani diyeceğim o ki, bunca laf kalabalığından sonra, siz benim gibi yapmayın, lütfen kibar kibar anlatan Elif'in tarifini dinleyin... Hem ben tarif özürlüyüm biliyorsunuz ama olsun arada size başka başka sırlar veriyorum di mi, sizin aslında sevdiğiniz de tarifinden kendisinden ziyade, bu aramızdaki ayaküstü yapılan sohbet di mi?
Elifçim bir de sevgili takipçilerim için anlatır mısın ;) LİMON REÇELİ Hem Elif'in fotoğrafları daha şahane ;)

BONUSUMUZ da bütün kadınlara olsun, anne olan olmayan, yüreklerinde annelik duygusu var olan bütün kadınlara
ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN
Benim hediyelerim 8 yıldır kucağımda, hep yanıbaşımdaki güzel kuzularım elbet (
Duydun mu koca kişisi, samimi düşüncem budur!) 

8 Mayıs 2013 Çarşamba

MUTLULUK NEREDE... İŞTE TAM ŞURADA ;)

Mutluluk aldığın minik buzdolabı süslerinde, renklerine bayılırken, "Bu kadar yalın  olabilsek keşke" demekte, "Dünyada mekan"dan hareketle, herkesin bir evi olsa keşke" diye de eklemekte...
Ayrıca mutluluk, bu güzelim evlerin verdiği ilhamda ama o ilhamın verdiği iştahı görmezden gelip, teee uzaklara öteyip, "Sıranı bekle keçe, tamam ilhamım cepte ama sen bi bekle, senin yüzünden, epeydir boşladığım caanım etamini küstürmeye niyetim yok bu kez !" diye fırça atmakta...

Aniden geliveren bir pastada, pastaya eşlik eden, şekerli, açık çayda...

Mutluluk bir minik adamın bütün ciddiyetiyle müzik dinleme gayretinde, minik parmakların şarkı seçmesinde...


Mutluluk tastamam çocuklarda...
Minik civcvileri okuldan almakta, tek sıra halinde önün sıra yürütmekte ;) 

Mutluluk çalıştığın masada, karşına iliştirdiğin, başını her kaldırdığında sana gülümseyen çocuk fotoğraflarına bir de çirkin ördek yavrusu Süzme Karapati fotoğrafını eklemekte, gözgöze geldikçe göz kırpıp, içinden içinden "Naber şekerim?" demekte...

Bir post yapmaya niyetlendim, sonra baktım elimdeki fotoğraflara, bunlarla en güzel "Mutluluk" anlatılır dedim... İyi etmişim di mi sevgili okur ;) İtiraf et, gülümsedin di mi?
MUTLULUĞUNUZ BOL VE DAİM OLSUN....

5 Mayıs 2013 Pazar

DAR ZAMANDA KISA PASLAŞMALAR :)

Sabah 08.15 evden çıkış ve sınav, 10.30 eve dönüş, fırına yumurtalı, peynirli ekmekleri atma, ardından kahvaltı, ardından etli dolma pişirme, ardından yedirme, şimdi çocukları sahile, parka götürme, peki ben ne zaman anlatacağım asıl mevzuları, dünkü şahane buluşmayı, Filiz Türkocağı'nın şahane ev sahipliğini, kimler kimler olduğunu bu güzel buluşmada, Yumak Dergisi'nin bayilere verildiğini ne zaman anlatacağım ve dahi imzalı dergimin fotoğrafını ne zaman göstereceğim size :(
Yarın! Yarın söz, uzun uzun anlatacağım, fotoğraflarla üstelik, azcık merak edin ya da  Mehtap Abla anlatmış, ordan da okuyun bi dilerseniz :)
Bugün bir de 5 Mayıs, koca kişisiyle en bi mühim günümüz, tanışma yıldönümümüz, 10 koca yıl olmuş, bin yıl olsun dileyeyim :) Bunu ayrı anlatmak lazım, bizim hikayemiz uzun ve derin bir mevzu, geçiştirmek olmaz...
E yarın Hıdrellez, çok önemli, çok kutsal bir gün benim nazarımda, geçen seneki yazımda anlatmıştım ayrıntılarıyla, yapılacakları, edilecekleri, ordan bi göz atın şimdilik, zira onu dahi anlatacak vakit yok, (dilek dilemeyi sakın unutmayın, karınca yuvası bulursanız, beni de unutmayın) çocuklar beni beklerrrrr, kaçtım..


Meraklısına Not: Sınav iyiydi yahu,  geçer not alırım inşallah ;) Teşekkürler uğur bilekliği için Gülden hanımcım :)

3 Mayıs 2013 Cuma

İÇ SESLER-DIŞ SESLER-YAPILACAKLAR, OKUNACAKLAR, KEÇE MANTAR BİR ŞEKER EV EŞLİĞİNDE...

"Arkadaş senin kadar üçkağıtçı görmedim ben, keçeye paydos diyorsun, üçlü çerçevelere etamin işleyeceğim diyorsun, sonra dönüyorsun çerçeveler beklesin, önce Elif'e pano yapacağım diyorsun, sonra onu da bırakıp keçeden mantar ev yapıyorsun! Bu kadar da olmaz, insan azcık sözünün eri olur yahu! Pes yani, pessss!"

Tamamdır arkadaşlar, gördüğünüz gibi kendi kendimi fırçaladım, o yüzden lütfen siz bişey söylemeyin, ima bile etmeyin, biliyorum kendimi ben, fırıldağın biriyim :))) Hata şurada ki, lüzumsuz sözler veriyorum ben,  tutamayacağım sözler, anladım ben hatamı, söz vermek yok, her an her söylediğimden cayabilirim çünkü, kafama göre takılabilirim, tembelliğimden mütevellit, "Dursun şimdi şu, daha çabuk olana meyledeyim ben, aklıma süper bi fikir geldi, kaçmadan onu bi hayata geçireyim" halim her daim mevcut ;)

Bir mantar ev daha yaptım keçeden, eskiler için lütfen etiketlere müracaat (ben olsam en çok kırmızıları beğenirdim eskilerden), bu sefer nakıştan çiçekler yapmadım, onun yerine Nehir'in çiçekli bi tacı vardı ordan yürüttüm o beyaz süsleri (yok tacı bozmadan, dikkatlice)... Çok zevk alıyorum bu evleri yaparken, yeni yeni minicik şeyler eklerken, çok da heyecanlanıyorum...  O heyecanla bazen biraz çuvallayabiliyorum da-misal o kalplerin iplerini, motif yaptığım ipi birkaç kat yapıp, saç örgüsü ile oldurdum ama aslında onları tığla zincir yapsaydım daha düzgün olacaktı, tüh :( Tamam üzülmeyeyim şimdi buna, bir dahaki için ders oldu bana ;)


Renkleri ne güzel di mi ;) Sıcacık...
Mantar evlerin piri Mehtap Abla'nın evlerinin renk uyumlarına bayılıyorum :) Bakmak için ve bu evlerin kaynağı için bir tık lütfen 

Kalpleri yamaladım bu kez ve ben bu sarı tonlarını çok sevdim, kendime sarı bişeyler mi alsam :) O sarı civcivleri bu evde de sap olarak kullandım ama hala bitmedi ;) Çok idareliyim çoook, ortaokuldaki Ev İdaresi dersinden midir nedir :)

DÜĞÜMLERE ÜFLEYEN KADINLAR-ECE TEMELKURAN
Kitap okuyorum sabah akşam motorda, geçen hafta sonu Elif'ten aldım bu kitabı, merak ettiğim bir kitaptı, kaç kez dedim bilmiyorum ama bir kez daha "İnsanın ablası olması bi başka güzel!"
Henüz 35 sayfa okumama rağmen, Ece Temelkuran'ın esprili dilini öyle çok beğendim ki, kelimeleri kullanışını, şimdiden tavsiye ediyorum size, bir kez de kitabı bitirdiğimde konuşuruz bu hususta ;)

Kitaptan; ".... Peki biliyor musunuz maşmuum demetlerine koydukları yaseminleri neden sabah erkenden, daha kapalıyken toplarlar?"
Sesindeki barones işvesi her sözcükte bir kibrit yakıyor.
"Çünkü yaseminler rüyalarını unutmazlar böylece. Eve getirip gümüş tabağa koyarsanız yavaşça açılır, geceyi hatırlar ve size beyaz rüyalarını fısıldarlar."



Elif'in etaminine başladım, çok seveceğini biliyorum, ben de zevkle işliyorum, bir an önce bitirmek istiyorum, hem etamini, hem üçlü çerçevenin içini, hem kitabı, hem başka başka bi dünya işi ;)
Üniversitenin içinden geçen ağaç ;) Yanında da yalnız ağaca yarenlik eden  minik çiçekler...
Bu ağacı her gördüğümde Yalova Ticaret Lisesi'nde okurken, odunluktan bozma, binadan bağımsız sınıfımız aklıma gelir, onun da içinden bir ağaç geçerdi, sobalıydı sınıfımız, her türlü olumsuzluğa rağmen, olsun denize nazırdı ya, o yeter de artardı bile bize ;) Bildiğiniz kumsaldaydı bizim okulumuz...
Bu fotoğraftaki gördükleriniz Üniversitemizde stand açan  LÖSEV için Nehir hanımın gönlünden kopanlar, ben anlatınca kampanyayı, tek tek seçti bunları ve şaşırttı beni en sevdiği bebeklerini de vererek ;)
Çok oyuncak var bizde, Nehir'in bebekleri bi dünya, dağıtıyoruz böyle yavaş yavaş, Nehir de çok şükür paylaşmayı sevdiği için ayrılması zor olmuyor oyuncaklarından ;)
Her seferinde tereddüt etsem de bu tür yardımları yazmakta, göstermekte, iç sesim ve dış sesim ortak bir sese dönüşüp "Göster ki, aklında olmayanların, unutanların aklına getir, belki minicik de olsa bir faydan dokunur, bir el uzanır minik bir ele!" Lütfen siz de böyle algılayın e mi? 


*******************

"Peki Esen Hanım, yeni bir proje var mı ufukta? Sayıları arşa varan güzide blog takipçilerinize müjdesini verebileceğiniz  yeni bir proje?"
"Eeee, evet var gibi aslında ama henüz olgunlaşmadığı için söyleyemem, ön hazırlıklarıyla meşgulüm şu aralar. İnşallah yakın zamanda müjdesini verebilirim size, bir de lütfen yazın o memleketimizin en çok satan gazetenizin sekiz sütuna manşetine, takipçilerim beni hem edebiyat dünyasında hem de dijital dünyada izlesinler ki kaçırmasınlar en bi yeni- en bi harika projemi" :)))
E izleyin öyleyse bir müddet daha ;)


BONUS
Yürü kardeşim, kim tutar bizi :)

Bunlar da var...

İlginizi çekebilecek bağlantılar.