30 Kasım 2012 Cuma

GÜZELİM CUMA AŞKINA NEHİR'DEN İNCİLER...

Dedi ki tam uyumak üzereyken, "Anne bugün niye Keman Kursu'na gitmedim" İçimden; "Sanki bayılıyosun kursa, sen değil misin kaç gündür, 'Zevk almıyorum keman öğrenmekten, gitmek istemiyorum artık' diyen" Dışımdan "Çünkü misafirlerimiz vardı ya  kuzum, e onlar varken, kursa götüremezdim seni ayıp olurdu" E anne sen de deseydin ki misafirlere "Aşurelerinizi yediniz, sohbet de ettik, şimdi lütfen gider misiniz,  benim kızımı kursa götürmem lazım" İçimden: "Muhahahahaaa" dışımdan: "Olur mu kızım öyle şey, ayıp değil mi, söylenir mi böyle hiç" "Niye ayıp olsun anne, söylenir tabii..."

*******
Sınıfta sınıf başkanlığı seçimi yapıldı sene başında, Nehir'in anlattıklarından anladığım kadarıyla gayet profesyonelce hem de! Toprak başkan, Teoman yardımcı seçilmiş ama Teoman sonradan istemediği için üçüncü en fazla oy alan Aleyna başkan yardımcısı olmuş, hem de tam 8 oy almış ve böylece de Nehir'in seçtiği iki kişi kazanmış olmuş, çok mutluymuş bu durumdan Nehir hanım :)
Bunları aylardır dinliyorum da dün akşam uyumadan evvel klasik sohbetimizde Nehir dedi ki, "Anne bizim sınıf beyaz bayrak kazandı, okuldaki en temiz sınıf seçildi, eğer beş kez beyaz bayrak alabilirsek, hediye olarak bizi geziye götüreceklermiş. Ben de durmadan sınıfı süpürüyorum temiz olsun diye",
"Kızım paralamasana kendini, durmadan sınıf mı süpürülür!"
Sadece ben değil anne bazenler Şimal de süpürüyo. Toprak da demişti zaten başkanlık seçimi için "Beyaz Bayrak kazandırıcam sınıfa, çöpleri süpürücem diye" Anne Toprak kendini çok güzel anlattı başkan seçilebilmek için, yazmış herşeyi hatta kardeşini bile yazmış. Hem çikolata falan da dağıtmadı (O seçim kampanyasında yoktu demek ki!)  :))))

*******
Doğum gününde babası saat almıştı Nehir'e, saati öğrenme çalışmaları sırasında, sürekli koluna baktı durdu,
"Saat kaç şimdi kızım"
"2'ye 60 dakika var anne" ;)

*******
Snox ve Mnox'u epeydir boşlayan, odasındaki yataklarında uykuda unutan Nehir'e, "Noldu kızım senin ayıcıklar, unuttun gitti yataklarında" "Yok anne, onlar Antalya'ya gittiler ananelerine, ordan da İzmir'e gidecekler teyzelerine, onlar çok uzun bi tatile çıktılar anne, ordan mektup yazdılar bana, iyilermiş, seni de çok özlemişler"
"Beni mi, niye ki?"
"Çünkü sen onlara hep yemek veriyomuşsun!" ;))

*******

Bu yazının birinci bonusu "Kırmızı Kazak", Nehir'in sakladığım kırmızı kazağı kardeşine de çok yakışmamış mı :)






Güzelim Cuma aşkına ikinci bonus da Nehir'in pullu, payetli, ışıltılı tişörtü... Böyle ışıklı ışıklı, neşeli  bir cuma ve ardından da hafta sonu olsun muuuuu??



28 Kasım 2012 Çarşamba

FLAŞ FLAŞ FLAŞŞŞ, ÜNLÜ BLOGGER'LAR BULUŞTU!

Dedim ki, "Sen git, benim elimdeki iş bitmedi, ben kendim giderim, bekleme beni" dedi ki "Höt höt höt" demek istedi ki "Canım benim, bitanecik karım, seni ben bırakmak istiyorum gideceğin yere, uğraşma şimdi ordan oraya aktarma yapmaya, vakit kaybetme istiyorum ama bir an önce de çıkmam lazım ki çekime yetişebileyim"  Ben, demek istediğini demiş gibi kabul ettim dedim ki kendi kendime "Adam napsın, zaten asabi ama bu sefer üstüne üstüne gelen bir de Merkür derdi var, ay tutulması var, uymayayım ben bu Merkür'e"  ve topladım elimdeki bitmesine sadece bir minicik çiçek ve bir dal kalmış işimi,  çok şükür tamamlayabildiğim diğer hediyelerimin yanına kattım... Önce benzin almaya gittik, benzin almaya gidince arabayı yıkatmadan olur mu hiç, o dışarda beklerken, ben arabanın içinde beklerken yıkamanın bitmesini  (alakası yok şimdi konuyla çok ama aklıma geldi, yazmasam olmaz ;) Ali Deniz'in araba yıkatma korkusunu hiç anlatmadım size di mi, birkaç kez arabadanın içindeyken kıyameti kopardı, şimdi yolda giderken nerde benzin istasyonu görse ıh-ıhlayıp, her seferinde "Yok oğlum, yıkatmıycaz arabayı, korkma" demeden rahatlamıyo ama nasıl bir algıda seçicilikse bizim veleddeki her ama her benzin istasyonunu görüyo!)  dedim ki boşverrrrrr, nolcak sanki, ben kaç kez gördüm otobüste dantel işleyen teyzeleri, varsın biri de beni yıkanan arabanın içinde etamin işlerken görsün :))) dedim ve birkaç çarpı da gerçekleştirebildim :)) Kocam sinirleri tepesinde olmasına rağmen, arabaya bindiğinde güldü ve dedi ki "Çok komik gözüküyosun dışardan bakınca" "Napiyim dedim, bıraktın mı bitireyim evde, çek sağa, çek sağaaa, yapayım şunu, rezil olucam şimdi, neymiş hediye getirmiş de bitirememiş, bitirdiklerini de paket yapamamış :(Buluşacağımız yerde bitiririm dedim, o da olmadı, hediye sahibi, böylesinin daha orjinal olacağını düşündü ve o haliyle kabul etti hediyesini ;)
Kimlerle mi buluştum ben, Nurdan hanım ikizi yani ekürisi Nursun Hanım ve Mehtap ablayla buluştum, tanıyosunuz di mi hepsini, beni takip ettiğinize göre onları da yorumlardan, bloglarından tanıyorsunuz artık ;)
Nasıl güzel, nasıl içten, nasıl samimiler anlatamam, sanki eskilerden tanışıyoruz da rutin buluşmalarımızdan birini gerçekleştiriyormuşuz gibi hissettim... Blog sana teşekkür ederim canım, beni güzel güzel insanlarla tanıştırıp, arkadaş ettiğin için ;)
Giderken aşure götürdüm iki kavanoz :) Evet evet bu ikinci aşurem, siz yapamadınız mı hala, "Kadına bak yaaa, biz daha biri yapamadık bu ikinciyi pişirmiş" mi dediniz, e geçen sene de üç yapmıştım :)) Aşure dediğin benim için çocuk oyuncağı, çok sevdiğim için mi kolay geliyo acaba bilemedim şimdi  :) Elbette resimledim, hepsini hepsini resimledim, göreceksiniz altta (şimdi bakmayın, en son lütfen :)!) Daha çok süslemek istedim hediye aşurelerimi, sunum önemli dedim, "Senin aşuren dünyanın en güzel aşuresi olsa kaç yazar, sunumunu başaramadıktan sonra" dedim kendi kendime ama ne hediyeleri paketleyebildim ne de aşureleri layığıyla süsleyebildim :(
Onların hediyeleri saymakla bitmez (elbette resimledim onları da, altta ama lütfen şimdi değil, bakmayın bi) Öyle zariflerdi ki arkadaşlarım sadece bana değil çocuklarıma da hediyeler getirmişlerdi, çocuklar eve girdiğimde talan ettiler elimdeki torbaları, hediyelerine derhal sahip çıktılar, hatta o kadar abarttılar ki, Nehir hanım benim olanlara da el koydu, kendi odasında bir yılbaşı köşesi oluşturdu acilen ;)
Güzeldi vesselam, üçü de güzel olunca buluştuğun insanların tadından yenmeyen bir buluşma oldu benim için, seslerini, sözlerini bildiğim insanların bir resimle bütünleşmesi ve çok ilginçtir Nurdan ve Nursun Hanım için söylüyorum kafamdaki imajlarını yerle bir eden bir resme oturması çok şaşırttı beni, nasıl olduysa hep kendi kendime "60 yaş civarı, tonton ikizler" diye oluşturduğum imajları yerle yeksan oldu, yaşları benim yaşıma yakın ve dolayısıyla da gencecik ;)  çok hoş hanımlar ikisi de, Mehtap abla desen o benim ablam zaten, keçe profesörü ablam hem de :)
Şa-ha-neydi valla, yine yine hep buluşmalı, bir de söz verdim onlara, aşuremi çok beğenince üçü ve dahi anneleri, kızları da :)  dedim ki, her sene yapıcam inşallah aşure, o zaman her sene sizlere de yediricem :)
 (Duydun mu Filizcim, durumlar böyleyken böyle ;) )

Evvett gelelim güzelim hediyelerimize, yılbaşı renklerine, süslerine, objelerine ve dahi bilimum şeylerine bayılan bana çok güzel yılbaşı süslemeleri getirmişler, hem de hepsi yurtdışındannnnn :))
Keçe kalp, yıldız ve çam ağacı Mehtap Abla'dan,  (bir şey daha var aslında hem benim hem de Nehir'in en çok gönlünü çalan da o ama size göstermiycemmm ;) )  Nasıl özenli dikmiş onları, ne çok emek var üstünde, görmek lazım... Bir de anne-kız bileklikleri yapmış, zevkle taktık ;) yakında bir zamanlarda çok meşhur olacak keçeleri, hissediyorum ve ben o zaman diyeceğim ki, bende de var ;)


Bu kızaktaki çocuklar Nehir ve Ali Deniz :) Nehir bayıldı bu kızağa, odasında da hemen yerini buldu ;)

"Anne bunlardan odamda yılbaşı köşesi yapalım mı" "Yapalım tabii kızım" ;) Çook yakıştılar kuzunun odasına...

Bunlar da nacizane benim hediyelerim, şimdi bi üstteki resme bakın ne çok ne çok hediye, bi de benimkilere, tek tesellim aşuremin çok beğenilmiş olması ;)

Nurdan hanıma altın kesesi yapmaktı niyetim ama etamin çok sert olunca, kese şeklinde yapmadım, bu şekle getirdim, çıttıtla birleştirdim ama dışardan belli olunca da o gördüğünüz pembe puantiyeli kurdeleyle kamuflaj yaptım, işleme kısmı tamam ama dikme kısmında çok başarılı değilim (henüz!) Bu pırnal minik etamin pano da Mehtap ablaya ama gördüğünüz gibi ortalama konusunda yine başarısızım :(


Kavanozlarımıza bir kez daha bakalım, yılbaşı temalı peçetelerle demek istedim ki, "Kültür zenginliği iyidir!"

Nurdan hanımın işlediği yılbaşı kartpostal panosunu gözlerimle gördüm, dokundum, inceledim, ekrandan görünen ne ki! kabartmalı, değişik ipliklerle işlemeli, tamamı çarpılanmış güzelim bir tablo o benim nazarımda artık, bir kez daha burdan "Ellerine sağlık"

26 Kasım 2012 Pazartesi

ELİF'TEN...

Eveeet, koskoca bir hafta sonunu bitirdik, aşuremizi  yaptık (duymayan kalmadı de mi, bloğa yeni üye olan iki kişiye söylüyorum zaten :))) )  yedik ve yedirdik bi güzelce :)
Bu sefer kendi elişlerimden değil de Elif'in yaptıklarından örnekler göstereyim size, benden çoook daha kabiliyetli ve yaratıcıdır kendisi ;) Bir dönem kumaş boyama kursuna gitmişti, taaa o zamanlardan bu örtüler ama gördüğünüz gibi, ilk günkü renklerindeler hala, sonuncu örtü de el nakışı. Ben evlenirken bana verdiklerinden bunlar,  çok seviyorum bu örtüleri, özellikle de kapı örtülerini. Geçenlerde Mehtap Abla'nın bloğunda  nefis bir  kumaş boyama örtü görünce aklıma geldi ben de göstereyim istedim....
Fi tarihinde işlediğim danteller var sırada ama bir türlü resim çekemedim, gün ışığı olması lazım ya, güzel çıksın diye hani, bakalım ilk fırsatta çekicem ya da kocama çektiricem (onun telefonu süper çekiyo, belki o zaman aydınlık çıkar, hakettiği ışığa kavuşur dantellerim :) )



Kumaş Boyama Kapı Örtüsü 1
Kumaş Boyama Kapı Örtüsü 2
Kumaş Boyama Örtü
El Nakışı Örtü

EL VERİR MİSİNİZ LÜTFEN?



bulut gölgesi'nin duyurusuyla bu seneki hediyelerin adresi belli oldu:  SERÇEV, çam sakızı, çoban armağanı, küçük küçük hediyeler koyucam yine özenle hazırladığım kutuya, mutlaka birkaç çocuğun kalbine dokunacaktır gönderdiklerim, gönül ister ki, daha çok fırsatımız olsun ve çook daha fazlasını başarabilelim ama şimdilik elimizden geldiğince...
İki yıl önce yılbaşına yakın, Türkiye'nin çeşitli yerlerindeki ihtiyaç sahibi çocuklara oyuncak gönderilmek üzere  bir oyuncak firmasının düzenlediği kampanyaya katılmış ve etrafımdakilerin de katılmasını sağlamıştım, çok güzel kutular hazırlamıştık içleri oyuncak dolu
O zaman bloğum olmadığından sizlere duyuramamıştım ama şimdi var! :) Geçen sene de içimden Lösemili Çocuklar Vakfı için bir hediye paketi hazırlamak gelmişti, kırtasiye malzemeleriyle dolu bir kutuydu  (merak edenler için bir tık lütfen ;)  bu sene  kısmet SERÇEV'eymiş, bu böyle sürerrr gider inşallah senelerce, ben ve benden sonra da kuzularım yoluyla küçücük iyilikleri hayata geçirme şansı buluruz dilerim hep...
Peki, siz kimi  ya da kimleri seçtiniz bu yıl mutlu etmek için, el verir misiniz siz de?
Bir yerlerde şifa bekleyen küçücük çocukların gülümsemesi olarak dönecektir mutlaka yaptığınız yardımlar, bir kez daha yazayım öyleyse "Veren el alan elden daima üstündür"

Kalın sağlıcakla...

24 Kasım 2012 Cumartesi

YORGUN AMA ÇOOK MUTLUUUU ;)

AŞURE ;)



Küçüklü büyüklü 20 kase çıktı tam :)



E hadi buyrun ;)

Ey güzel Allahım, ne yaptı bu aciz kulun da böyle yeteneklerle ödüllendirdin onu :)))
Nasıl oldu bu aşure bu kadar güzel???  Bu kadar leziz, kıvamı tam, bu kadar enfes nasıl oldu? Aşure yapmadaki üstün yeteneğimi 40 yıl sonra anladığım gibi bilmediğim başka başka yeteneklerimi de tez zamanda göster bana Allahım :))) Sana şükürler olsun bu kez de mahçup etmedin beni ;)
Ben de bu blog ve izleyen milyonları şahidimdir ki söz veriyorum sana, elim ayağım tuttukça her Muharrem ayında aşure yapıp yapıp dağıtıcam ;) Belki bir, belki beş kez ;)
Teşekkürler bir kez daha tüm verdiklerine ve elbet vermediklerine de....

23 Kasım 2012 Cuma

BLOĞUMUN 1. YAŞ GÜNÜ ŞEREFİNE AŞURE YAPIYORUZ :)




Aslında yarın olsa da benim için bugün günlerden "AŞURE" ve bir de bugün günlerden "BLOĞUMUN 1. YAŞGÜNÜ" ikisini birleştireyim mi, sizin için hediye olsun mu, kutlama da diyelim mi adına ;)
Bloğum canım benim, kutluyorum seni, seninle birlikte kendimi de, bir yıldır dinledin beni, daha iyi insan olmamı sağladın ;) Birlikte kardeş kardeş nice güzel yıllarımız olsun inşallah, ben sana diyim, sen sakla sırlarımı, aşikar etme sakın, sen beni iyi etmeye devam et her daim e mi, öperim...

Akşam uyumadan önce güzelcene yıkayıp, suya bastırdığım, buğdayı (kocaman bir tencerede), kuru fasulye/nohutu (aynı tencerede) sabahın köründe bir taşım kaynatıp bıraktım ki akşama kadar iyice şişsinler ;) Akşama aşure pişiricem, tarifini de size yazayım, siz istediğiniz gibi geliştirip, değiştirebilirsiniz, ekleyip çıkarabilirsiniz malzemeleri, damak tadınıza göre :)
Geçen seneki aşurelerimden biri yukarıdaki fotoğraftaki, yazısı ise tam burda İlk kez geçen yıl denedim aşure yapmayı, hep çok zor, zahmetli, yapılması zor bir tatlı gibi gelirdi ama deneyince gördüm ki, hiç de öyle abartılacak bir zorluğu yokmuş, yaptım hem de hızımı alamayıp tam 4 kez yaptım geçen sene aşure ayında, demem o ki korkutmasın sizin de gözünüzü, deneyin, mutlaka başarılı olacaktır sizin aşureleriniz de, hem de bereketlenir eviniz fena mı :)

Tarif olarak  Portakal Ağacı'ndaki tarifi baz aldım ama azcık değiştirerek, kırmızı ile yazılanlar benim notlarım  ;)

Malzemeler:
  • Yarım kg. buğday (iyice yıkanmış)
  • 1 su bardağı nohut
  • 1 su bardağı kurufasulye
  • 1 çay bardağı pirinç
  • 100 gr kuru kayısı, yıkanmış ve ufak ufak doğranmış (Fahriye Abla'ya bir teşekkür burdan, Malatya'dan getirdiği kayısılar şenlendirecek aşuremizi)
  • 50 gr. kuş üzümü (yıkanmış ve suda bekletilmiş)
  • 100 gr. çekirdeksiz kuru üzüm (ben diyim 10 siz deyin 20 kere yıkanmış ve suda bekletilmiş)
  • Bu malzemelere bir de elma ekleyin e mi, çok güzel yapıyor tadını, minik minik doğrayın, pişmesine yakın atıverin içine
  • 1 kg. toz şeker (ben birazcık eksik koyuyorum yine şekeri, tadına bakıp ayarlanabilir son aşamada ;)
Hazırlanması:
  1. aşureyi pişirmeye başlamadan 8-9 saat önce buğdayı büyükçe bir tencereye alıp üzerini 4-5 parmak geçecek kadar kireçsiz su (geçen sene bir damacana içme suyunu bitirdim aşure yapıcam diye bu sene iski suyuyla yapıcam ama arıtılmışıyla!) ile doldurun ve bir taşım kaynatın.
  2. nohut ve kurufasulyeyi birlikte yıkayıp bir tencereye alın ve buğdaydaki işlemi tekrarlayın.
  3. her iki tencere de kaynadıktan sonra altını kapatın ve 8-9 saat dinlendirin.
  4. 8 saat sonra tencerelerin altını tekrar açın (kuru fasulye ve nohutun suyunu değiştirip, kaynatmak daha iyi olur sanki, bir de pişirmeden önce kabuklarını soyun nohutların, çıkan varsa fasulyenin kabuklarını da alın) kısık ateşte (buğdayları arasıra karıştırarak) buğdaylar iyice ezilinceye, nohut ve kurufasulyeler de yumuşayıncaya kadar (yaklaşık 2,5-3 saat) pişirin. eğer tencerelerdeki su azalırsa kaynamış su ekleyin. buğday tenceresinin kapağını taşma tehlikesi nedeniyle açık bırakın. (Taşmasın diye de başından ayrılmayın, taşıyor ve dibi tutuyor çünkü başka işlere baktığınız anda!)
  5. buğdayın pişmesine yakın tencereye iyice yıkanmış pirinci ekleyin. bir sürede pirinçlerle beraber pişirin.
  6. hepsi pişince nohut ve kurufasulyeleri buğday tenceresine ekleyin. 10-15 dakika daha kısık ateşte kaynatın. çekirdeksiz üzümü, kuş üzümünü ve kayısıları tencereye ekleyin. 15 dakika daha pişirdikten sonra toz şekeri ekleyin, bir taşım kaynatıp altını kapatın. (Toz şeker aşureyi sulandırıyor o yüzden kıvamına dikkat edelim, azcık koyu yapalım aşuremizi ki şekeri görünce cıvımasın)
  7. aşurenin kıvamını kaynar su ekleyerek dilediğiniz gibi ayarlayabilirsiniz.
  8. aşure soğuduktan sonra kaselere paylaştırıp tarçın/ceviz/fındık/nar ile süsleyin. (Süsleme işini varsa kızınıza yaptırın :)
Not: Piştikten sonra aşurenin bir kısmına veya tamamına bir portakal kabuğu rendesi eklerseniz çok güzel bir tat yakalamış olursunuz. (Eklerseniz değil, ekleyin doğru kelime, çünkü gerçekten de çok güzel oluyor portakal kabuğuyla, ben altını kapamadan hemen önce eklemiştim :)

MUHARREM AYI VE AŞURE GÜNÜ KUTLU OLSUN, BEREKET GETİRSİN EVLERİMİZE İNŞALLAH...


22 Kasım 2012 Perşembe

ÇEKİLİŞ SONUCU.....


Günayydınnn, evet listemize göre talihlimiz 14 numero ile yarışan "Zulaltan Filiz" :)) Tebrik ediyorum kendisini ve düşündüğünün aksine, bu çekilişle kısmet kotasının açılmaya başladığını ifade ederek selamlarımı yolluyorum...
Hediyelerini kargoya bugün verebilmek için bana adresini yazar mısın Filiz ;)
esen.can@bahcesehir.edu.tr ye lütfen :)

BAKALIM BAKALIM KİMLER VARMIŞ ÇEKİLİŞ LİSTEMİZDE

Eveetttt, çekiliş listemizi yayınlıyoruz şimdi, başlarındaki numaralar sizin şans numaralarınız,  39'dan itibaren de facebooktan katılanlar var, o numaralardan hangisini çekerse Nehir hanım, o kişi talihli kişi olacak inşallah :) Yarın sabah operasyon başarıyla sonuçlanınca, size de duyururum inşallah ;)



1- fiamma
2- Nurdan Kanber
3- alisnur
4- Nurcan K.
5- Aylin
6- Sunam
7- Nebby Craft
8- Nilgünden gülücükler
9- ebygale
10- aslıhan k.
11- Deli işi bunlar
12- hazalca
13- örgü tasarımları
14- zulaltan filiz
15- Mehtap Kaya
16- Nuray İnçak
17- asabi bakire
18- Güneş Gündoğdu
19- ÇokoPrensin Annesi
20- uur bocee
21- Banuca
22- Songül
23- Hülya Çoban
24- NOWACRAFT
25- AsLı haN
26- SYB
27- Buket
28- sessiz_mehtap
29- Şebnem
30- Nazan-Aslı
31- Nurçin Sinejan YAŞAR
32- Semi M.Eller
33-Tuğçe Sanac
34- Zehra Aydoğan
35- Cebimdeki Renkler
36- Tuğba Yıldırım
37- bahar006
38- Leylanın Kahve Dükkanı
39- Nilay Elginöz
40- Hülya Bıyık
41- Türkan Tetik Dağlı
42- İnci Özbay
43- Filiz Güler
44- Bahar Biçen Aras
45- Gönül Karadeniz Ünsal
46- Ela Çakmak
47- Gülcan İbadoğlu
48- Gülçin Tongün
49- Ümran Sever Göçer
50- Zeynep Çakır
51- Nevin Aksu

BİM BAM BOMMMMMM :))

Kuzular eğlencede...
 
 
 

 
Leyla'nın Kahve Dükkanı'ndan bize gelen zarif, güzel hediyem :) En önce kuzuların resmi kondu tabii ;) Teşekkürler bir kez daha Leyla'nın Kahve Dükkanı'na ;)
Yarın Öğretmenler Günü, Nehir'in öğretmeni sevgili Uğur Bey için hazırladım bu keçe çerçeveyi, elbette yılbaşı renkleriyle :)  içine de Polonezköy pikniği'nden toplu bir sınıf fotoğrafı bastırıp, yerleştirdim, Nehir'in öğretmenine yazdığı notla birlikte yarın sahibine ulaşacak :) Nasıl olmuş desem??? Tüm öğretmenlerimizin gününü kutluyorum :)
 
 
Bu da size geçen postta gösteremediğim Nehir&Akdeniz pozu :) Komik suratlar di mi ;)
 
 
*************
Rüya'da bloğundaki ayrıntılı olarak yorum yazan Etka sayesinde (Teşekkürler bir kez daha!)  yola çıkarak, elbette Ferit'in yardımlarıyla kota aşımı sorunum çözüldü, yeni bir gmail adresi aldım, gördüğünüz üzere fotoğraflarım arzı endam etmeye başladılar, isteyene ayrıntılı anlatabilirim ;)
*************
Çekiliş için katılım bu akşam sona eriyor, yarın sabah okula gitmeden çektiricem Nehir'e talihliyi , öncesinde sıralıycam katılımcıları (kura öncesi sıralı listeyi koyarım tam geceyarısı inşallah), yazdığım numaralardan çekecek birini Nehir, o numaraya denk gelen kişiyi de yarın size bildiricem büyük bir zevkle, herkese tekrar bol şansssss.....

21 Kasım 2012 Çarşamba

S.O.S...

Feci şekilde yazasım geldi ama ne materyal var ne de doğru düzgün bir konum (ki biliyosunuz ki bu aralar bir kişi nedeniyle konu sıkıntısı çekmekteyim) :))
Taaa Trabzonlardan gelmiş mutfak panom, henüz göremedim ama akşam ilk iş yerine yerleştirmek... Sırf bu sebepten bugün çok süper bi gün oldu benim için :))
Akşam yerine yerleşince elbet size de gösteririm ;)
Siz hala katılmadıysanız benim çekilişime yan tarafa buyrun, zira yarın akşam nihayete erecek katılım, üzülmeyin sonra, oflayıp puflamayın, dıtdırıbıttırı hanıma çıkmış diye :)))
Size dantel de göstericem ama günışığında çekemediğim resimleri için hafta sonuna kalacak sanırım, belki yarın sabah çekebilirim, bu sefer güzel fotoğraflar olsun istiyorum, aydınlık, ışıklı, Sevdiye'nin tavsiyelerine uyup çekicem bakalım :) Taaa liseyi bitirdiğim yıllarda yaptığım dantelleri göstereyim istedim size, nasıl bir sabırla nasıl uzun zamanda işlemiştim, bakınca anlayacaksınız siz de zaten...
Şimdilerde hiç kullanmasam da çok kıymetli onlar benim için, Nehir'e sakladığım çeyizlerim :)) Bir de Elif'in yaptığı elişlerini göstermem lazım, kumaş boyamaları, nakışları... Bakalım, bunlar şimdilik sizin için "hikaye", yarın bilemedin öbür gün "gerçek"
Nehir'le Akdeniz'in resimlerini göstermiştim ya size, nasıl büyüdüklerini göstermek için, işte bu resmi unutmuşum, çok güzel bir resim, çok güldürdü beni :) E siz de gülün istedim, bu da bu kısa ve de uyduruk kaydırık yazının bonusu olsun mu, olsunnnnnnnn :)))
Noel bebek

ACİL VE ÖNEMLİ NOT: Gördüğünüz üzere Nehir ve Akdeniz fotosunun yerine noel bebek fotosu geldi çünkü, resim ekle deyince blog patronu bana dedi ki "Kotayı aştın sen, haddini bil, daha da sana resim yok! Bundan gayrı ceptekilerden idare edeceksin!" :(( Sinir oldum, napmalı bilmem, parayla almalı mı acaba yeni depolama alanını, kredi kartı numarasını vermeli mi, her ay patrona para mı ödemeli (az bişey ama!) bilemedim ben, bilen varsa beri gelsin lütfen!

18 Kasım 2012 Pazar

LAVANTA YASTIĞI - BİRKAÇ HAVADİSLE...

Ağzım dilim bağlandı bu koca kişisi yüzünden, yazmayacakmışım onu bloğa, konu etmeyecekmişim, evimizde olan biteni bu kadar anlatmayacakmışım, başka konular bulacakmışım bloğa yazmaya vs.. Napiyim peki, en büyük malzeme sensen benim kabahatim mi, en yakınımda en dibimde kim var benim, en çok kimi seviyorum ben, ailemi, seni ve dahi çocuklarımı anlatıcam elbette, köydeki komşu kadın bir yere kadar (ki onunn ucu da sana bağlanmıştı ya neyse!) :p bir müddet es veriyorum peki ama sadece bir müddet! Hiç anlatmıycam  Ali Deniz'in bir kez daha krup olduğunu, geçen Pazar'ın -geri giden Merkür yüzünden olduğuna karar verdiğimiz-  nasıl beter bir gün olduğunu, fırının nasıl bozulduğunu, kekin içinde yarı pişmiş halde nasıl yarım saat beklediğini, sonra da yandıığını, evi duman içinde bıraktığını (komşuların itfaiye çağırmaktan son anda vazgeçtiğini :)))  bir poşet kumboncuğu Ali Deniz'in elinden düşürüp nasıl bütün salona saçtığını, benim kolumun, Ali Deniz'in ayakkabılığın kapağını açmasıyla nasıl menteşesine sıkıştığını (olmaz di mi normalde böyle bişey, "açmak" ve "sıkışmak" fiilleri bir arada olmaz bence de ama aynen öyle oldu işte, o açtı, ben yan tarafında dururken kapağın menteşeli kısmına kolum sıkıştı, kan oturdu feci şekilde) Bana kalsa bunları nasıl anlatırım size uzun uzun ama işte, malum sebepten şimdilik havadisler bu minvalde :)
Bişey sorucam size şu bloğa parola olmuyo mu, bazı postlara bazı kişiler! bakamasın, okuyamasın olmuyo mu? Başlığı görüp de tıklayıverince bir kişi (o kendini biliyo!) dannn diye çarpıveremez mi başlığa kafasını :))) Parolayı da söyleyemeyince öyle kalakalmaz mı blog kapısında :)))) Bazı şeyler aramızda kalamaz mı sizinle! ;)
Neyse pazar gecesinin içinde bulunduğum huzur dolu sessizliğine hürmeten başka konulara geçiyorum şimdi...
******************
Mühim bir haberim var size Leyla'nın Kahve Dükkanı takip ettiğim güzel bir yemek bloğu (ki güzelliği tescilli bloğa bakarsanız, 2011 Blog Ödülleri Yemek Blogları Birincisi) 200. tarif şerefine çekiliş yapmıştı da, ben de o bizim mutfağa şart olan o mantar panoya talip olmuştum, bana çıkmış :))) Cuma günü mail gelmiş, taaa Trabzon'lardan gelecek yakında panom, size göstericem elbette geldiğinde, mutfaktaki yerini hazırladım bile :) Oraya notlar yazıcam, kocama, kendime, bazen Nehir'e, mutfaktaki eksikleri yazıcam, bazen de bir dörtlük en sevdiklerimden :)) Süper oldu bu, güzelim cumamı daha da güzelleştirdi bu haber :)) "Senin adına sevindim" mi dediniz, yoksa hafiften kıskandınız mı :)) Kıskanmayın, e siz de benim çekilişime katılın, belki ben de size bir mail atarım bir cuma günü, "naber, piyango sana vurdu!" derim  :) Katılmak için 4 gününüz kaldı, 22'si gecesine kadar bekliyorum, ana sayfada, şu yanda var duyurusu ;)
******************
Geçen gün size gösterdiğim etaminim bitti, bu kez pano olmadı ama, lavanta yastığı (burda yine doğru kelimeyi bulamadım galiba, yastık nedir, yatarsın, koyarsın kafanı üstüne, e bu ne şimdi, görünüş itibariyle yastık ama işlev bakımından değil! süs yastığı mı deseydik adına aceba) yaptım, içine silikonla birlikte evde fi tarihinden kalan lavantalardan koydum, burnunu dayamazsan alamıyosun lavanta kokusunu :) ama olsun benim kokulara alerjim var zaten, sırf adı lavanta yastığı olsun diye koydum içine lavantaları :)))
Çok şeker oldu bence, sizce de di mi, napiyim yani daha blog okuru, elimden gelen budur, amatörce, minik minik şeyler, kayda değer 80'e 180 bir panom henüz yok ama umudum gani gani :))
Lavanta yastığımızın alt kısmına da boncuk diktim :)
Nehir çok beğendi odasına koymak istedi, e kuzuyu mu kırıcam, senin olsun dedim ;)


Ne yapsam nasıl sergilesem bilemedim, üç ayrı yerde beğenilerinize sundum ;)


Bu fotoğraf konusuna çok takılıyorum bu sıra, sen yap güzel güzel sanat eserlerini ama göstereme, flu, puslu, karanlık fotoğraflardan seçmeye çalışsın insanoğlu senin şaheserlerini :( Ben de istiyorum Cafe Nohut gibi, Geniş Zamanlar gibi  ışık içinde, üstüne nur yağmış  gibi aydınlık fotoğraflar çekmek :(  Kah diyaframı kısmak, kah sonuna kadar açmak, öndekine vurgu yapmak, arkadakini flulaştırmak vs. (Gördünüz di mi teorik olarak fena değilim, amma velakin pratik için malzeme yok!) Yok mu fotoğraf makinesi hediye eden bi çekiliş, hı? ;))

Yukarıda görüldüğü üzere yılbaşı çamımızı süsledik, benden ziyade kuzular süsledi :)
Ali Deniz her gün bıkmadan usanmadan yerlerinden çıkarıp, koltuk altlarına atsa da bakalım yılbaşına kadar üstünde birkaç süs kalır diye umudum var :)



Yeni çıraklarımla tanıştırayım sizi, Sahra ve Nehir! Etamine sardırdım onları da :) Bakalım, anneleri üstüne eğilirse kızların, çalıştırırlarsa eğer bi güzel,  gelecek vaadediyolar sanki ;)

Bu nasıl bir ciddiyet yahu!

Bir poz da ağacımızın yanında...


Veee finali de Aylin'in doğum günü fotoğrafıyla yapalım, dün akşam kutladık, çok güzel bir akşamdı, çok eğlendik ;)  İyi ki doğmuşsun Aylin, nice güzel güzel yaşların olsun güzel ailenle birlikte şekerim :) 

Gönül, Aylin, Gülcan, Songül, Suna, bendeniz, Aysel...

16 Kasım 2012 Cuma

NEHİR'den İNCİLER ve NEHİR&AKDENİZ FOTO ALBÜM...


*Anne ben büyüyünce yeni yeni şeyler icat edicem, mesela (elindeki minik rulo boyama fırçası ile) böyle çekmecelere mıknatıslı aletler yapıcam çekince gelicek hepsi kolayca... "Endüstri mühendisi olman lazım böyle yeni yeni aletler tasarlamak için" "Tamam anne ben büyüyünce "Endosit Mühendisi" olucam :)))

*Uyumaya hazırlanan Nehir, kendini sarmış sarmalamış yorgana, "Anne bak ben miras gibi oldum" "Ne oldun ne oldun sen kızım :)))" Gözlerinde pek çok soru işareti,  yanlış dedim galiba ama neydi doğrusu  bakışları, "Mumya kızım, mumya gibi oldum diyceksin" :)))

* Nehir okula gitmeden öne kahvaltı ediyoruz birlikte, televizyonda fareyle ilgili bir haber, Nehir "Anne sen fare sevmiyosun di mi?" "Evet annecim, hiç sevmiyorum!" Astı suratını hemen "Niye anne yaaa, ne güzel ses çıkarıyolar, bi de ne kadar üzgün bakıyolar!" Yuh Nehir! nerden gördün üzgün baktıklarını, sesleri de iğrenç ayrıca, seni ben mi doğurdum yaaa!
Ama ne oldu sonra çıktım sabah işe gitmek üzere, sokakta neyle burun buruna geldim dersiniz, minik, minicik bir fare :( Yemin ediyorum Nehir tam olarak olmasa da azcık haklıydı bu gördüğüm fareye bakarak, sevimli bile denebilirdi :( Iyyyy, ne diyorum ben yahu! yeminle kendimden tissskindim :(((((

 
 
************************
 
Veee Nehir ve Akdeniz nasıl büyümüş, sene sene bir bakalım bakalım :))) Aralarında 5 ay var, Akdeniz canım arkadaşım Aynur'un kızı... Bebeklikten itibaren birlikte resimlerini buldum ve sıralamaya çalıştım, yılların nasıl geçtiğini anlamak için çocukların büyümelerini izlemek gerek galiba :) 
İpek-Nehir Akdeniz 2006




2007
 
 

 
 2008
 
 2009
 
2010
 
 
2012

15 Kasım 2012 Perşembe

SEZEN AKSU, NAR, ETAMİN VE BONUSLARI :)

Sezen Aksu Saba Tümer'e konuk olmuş, bi de tutmuş bunu bizim işte olduğumuz gündüz vakti yapmış :( Tivibu tivibuuuu sayesinde izledim, upuzun bir program... Nasıl tatlı, nasıl ama nasıl güzel bir insansın sen  Sezen Aksuuuu!!! Siz de çok seviyosunuz di mi, benim gibi, aynı cenerasyonsak mutlaka ama mutlaka çoook seviyosunuz, bu hayatımızın tanığı, aşk acılarımızın ortağı, mutluluklarımızın, hüzünlerimizin şarkıya dökülmüş halinin mimarı minik kadını...  Mutlaka izleyin, izlettirin de :)) "Kutlama" şarkısını sizin için çekmiştim ancak sonradan buraya koymak doğru olmaz belki diye tereddüt ettim, siz bulun internetten mutlaka e mi, bulun ve görün o şarkı sırasında, stüdyodaki bulunan insanların şarkıya nasıl içten nasıl keyifle eşlik ettiklerini görün, çalarken ve dahi dinlerken, nasıl bir terapidir müzik insana bir kez daha şahit olun, bir de Sezen Aksu'ya bir kez daha hayran olun, dua edin ki bin yıl yaşasın, hep şarkı yapsın ve söylesin bize...
Nasıl heyecanlanıyorum, nasıl mutlu oluyorum anlatamam böyle zamanlarda, istiyorum ki cümle aleme duyurayım (ki bu anlamda blog tam süper bir ilan aracı)

Bende müziğin, çok sevdiğim şarkı söylemenin tam olarak karşılığı "sarhoşluk" evet evet, çok keyifli olduğum anlarda, etrafımdakiler de kafaysa eğer, söylediğim türküler, şarkılar ve dahi musiki eserleri beni bir müddet sonra sarhoş etmeye başlıyor, ne kadar keyifliysem o kadar sarhoş oluyorum gecenin sonunda, millet içtikçe- ben ise söyledikçe dağıtıyorum (bkz.Uğur'un köydeki düğün gecesindeki eğlencemiz :) )

************
Gelelim ikinci mühim mevzumuza, malum yılbaşı yaklaşıyor, biz de boş durmuyoruz, derhal kendimizi, etrafımızı, en çok da ailemizi yılbaşı fikrine hazırlıyoruz, ağacımızı sakladığımız yerden çıkarıp bir an önce süslemeye başlıyoruz ki, tadına uzun uzun varabilelim...
Geçen yıl bloğum çok yeniydi o yüzden pek çoğunuz bilmiyodur benim narlara ettiğimi...
Süsleyip, püsleyip, kırmızılara bulayıp, nazar boncuğu taktığım narları yılbaşına bir-iki gün kala dağıtmıştım etrafımdakilere, saat 12'yi gösterdiğinde de patlatıvermiştik balkondan sokağın orta yerine :))
Şimdi bakın bi bakalım, bu sene ek olarak bir de keçe eklemeyi düşündüm...

Yılbaşı narımız, yalnız bu yeşilin tonu iki ton daha koyu olmalıydı, evde bu kalmış, koyusunu almalı, onları kullanmalı....

Şimdi bu nar bu güzelim elbisesini çıkaracak, ben onu yapacağım aşureyi süslemede kullanacağım :)) Size göstermek için yaptım böyle, konu mankenliğini bırakıp asıl işlevine döndürücem onu pek yakında  :))
Muharrem Ayı dün başladı, hayırlı uğurlu olsun inşallah... Geçen sene ilk defa yapmıştım aşure, hem de hızımı alamayıp, tam 4 kez, hepsi de süper olmuştu,  finalinde de köyde babama yapmıştım da o da çok beğenmişti :))) Bakalım bu sene aynı iltifatlara mazhar olacak mıyım :)
 
**************
 
Veeee elbette etamin :)
Finaline yaklaştığım son eserimi takdim ediyorum size, bugün yarın biter inşallah, pano değil bu seferki, son halini de gösteririm size...
Çok kibar bir desen bu, çok renkli olduğu için de azcık uğraştırıyo... Önden güzel görünse de arkasında harp var, iplikleri kesmiyim her seferinde diye bırakınca, arkada birbirine girdiler :))) Asla göstermem arkasını, sıır, yakından bakmak için tıklayın resimlere bakalım bi, beğenecek misiniz siz de :)
 
 


 
 veeee, yazı bonusumuz

Kuzunun doğum gününü kutladık, pastasını yedik dün akşam, çok güzeldi :) "Allah kilo yazmasın" hem de iki dilim yedim :)
Her zamanki gibi Ali Deniz ailemizin pasta üflemecisi olarak başrolde :)

Bonus 2:
http://www.youtube.com/watch?v=Na7fjIhOhBg
 

14 Kasım 2012 Çarşamba

GÖZÜ OKYANUSUM İYİ Kİ DOĞDUN*

Kuzuuuu, tatlı kuzu, akıllı kuzu, güzel kuzu, doğum günü çocuğu minicik kuzu, iyi ki doğdun desem, iyi ki bizi seçtin gelmek için desem, bin şükür, binlerce şükür seni bize verene desem... 
Çok seviyorum annecim seni, ilk göz ağrım, iyi kalpli kızım, doğum günün kutlu olsun ...




Resim yazısı ekle
 

 

 
Doğum günü şarkısı Sezen Aksu'dan... 


10 Kasım 2012 Cumartesi

CUMA VE CUMARTESİ'DEN NOTLAR, "KEÇE EV" EŞLİĞİNDE...

Baş döndüren bir post bu, taa en baştan uyarayım, postun sonunda "Tansiyonum fırladı, bu ne yaaa! serseme döndürdün" istemiyorum ;)
Dün akşama gidiyoruz şimdi, gündüzden,  güzelim insanlarla olacak güzel Cumartesi buluşmasını istemeden kabul edememişim zaten, içime oturmuş (ki en kısa zamanda gerçekleşecek inşallah!), işten gelmişim, kocamla birlikte geleneksel kahve keyfimizi yapıyoruz (Yok yok, "Günün nasıl geçti hayatım" muhasebesi değil, hiç de olmadı. laf aramızda ;) Konu daha çok kocamın hiç lüzumu yokken alalım diye tutturduğu  elsidi televizyon, bin kere anlattı özelliklerini, bin kere anlamadım, anlamamaya da yeminliyim, televizyon de geç di mi,  olmazzz, megahertzi, kaç skart girişi olduğu vs.şişirdi beni yemin ederim) Saat 7'ye yaklaşırken, normal bir akşama hazırlanırken, zııırrr kapı, o arada da ben zırrrr telefondayım bir yandan da, gelen üst komşunun oğlu Hasan, "Esen abla, Halil abiye söyle arabanın kapısını açık bırakmış, hırsız bagajı karıştırıyodu" Ben bir yandan telefon kulağımda "Aaaa arabaya hırsız girmiş (bu da komik bi laf değil mi sizce de, neresine girecek iki metrelik şeyin, dışardan el uzatmak marifetiyle hırsızlık :)) Kocam koştu geldi, kilitledim ben arabayı, kontrol de ettim diyerek, koştular arabanın yanına, ben evde tabii, çocuklarla... Meğersem, kelebek camını kırmış şerefsiz hırsız, Hasan pencereden "Napıyosun" diye bağırınca, vınlayıvermiş tabii... Tatsız bir akşamdı vesselam, kocam zabıt, fotoğraf peşinde uğraşırken, Nehir evde zırıl zırıl, "Kızım sana noluyo, oynasana arkadaşlarınla, sanane arabadan?" "Anne yaaaa, sen üzülmüyo musun, hırsız girmiş arabaya, camını kırmış, sinirlerim bozuldu, üüüüü" şeklinde bir akşamdı, sinirleri bozulan sadece Nehir olsa iyiydi, babasının da sinirleri bozuldu, benim-itiraf ediyorum biraz da sinir bozucu- rahatlığım yüzünden biraz da "bıkbıkbıkbık"ladı gece gece :( Peki biz ne yaptık asabiyeti tavan yapmış kocanın bu tavrına karşılık, tabii ki uykuya sığındık :)) Sabah ola, hayrola dedik ;) (Çoğul dediğime bakmayın, 4 kişilik ailemizde bi ben dedim bunu ;) Yeri gelmişken (gelmiş mi tam da emin değilim ama şu kocamın  sinirlendiği zamanlarda "sen" yerine her seferinde "siz" diye konuşması beni illet ediyo, söyler misin blogcuğum birinci tekil şahısım "ben!"

Sabah oldu şükür ve hayroldu tabii her zamanki gibi ;) Araba sigorta şirketinin ısrarla "Güvenli yere bırakın" talimatı üzerine akşamdan bıraktığımız otoparktan alındı kocam tarafından, servise götürüldü, halloldu geldi...
Bir kez daha "Cana geleceğine mala gelsin" dendi :)
Sabah Nehir'i 10 Kasım törenine götürdüm okula ben de, nasıl duyguluydu anlatamam, nasıl güzel hazırlanmış çocuklar, öğretmenleri sayesinde tabii... Çok duygulandım, en çok şu siren sesleri beni perişan eden, her seferinde mi aynı olur yahu, saygı duruşunun arkasından gelen İstiklal Marşı'nı her seferinde mı zırıldamaktan söyleyemez insan :( Bir değil bin ağlansa yeridir Ata'mıza... Ruhu şad olsun, kıymeti sonsuza kadar bilinsin, emaneti de korunsun inşallah çocuklarımız tarafından...

Tören'de...
Sonra Şimal ve Suna'yla eve geldik kahvaltı yaptık, Fahriye Abla da vardı kahvaltıda, sabah Ali Deniz'e bakmak için gelmişti (Anlatmadım size Fahriye Ablayı, çok istedim ama anlatmadım ki nazar değdirmeyeyim, Ali Deniz'e bakıyor bir yandan da bize ablalık ediyor, benim omuzlarımdaki yükün bir kısmını gönüllü olarak alıyor, yoksa nasıl yaparım ben bunca etamini, keçeyi ;) Maşallah deyin siz de e mi?)
Sonra Bahar'ın annesi Işıl'a gittik, çok güzel ağırlandık, çocuklarımız geçen seneki buluşmalara oranla daha usluydular, daha sakin bir oturma oldu bu seferki şükür, galiba büyüyor kuzularımız... Işıl'a giderken (geleneksel hale geldi artık)  yaptığım keçe evi hediye götürdüm. Şans getirsin inşallah güzel aileye ;)

Akıllı kuzular bunlar :)

E bunlar da akıllı kuzular ;)
Mehtap Hanım'ın güzelim bloğundan bakarak yaptığım keçe evi göstereyim şimdi size... (Mehtap hanım diyorum ama siz üçüncü kişilere karşı böyle, yoksa o benim blog ablam, Mehtap Abla! Bloğuna ilk rastladığımda, hazine bulmuş gibi sevinmiştim de, o sevinçle her postuna yorum yazma ihtiyacı duymuştum da, ordan da Türk sineması repliklerinden hevesle "Size abla diyebilir miyim?" demiştim de o da kabul etmişti. Nasıl bir cesaretse bendeki de, ayıp de mi biraz, dün bu keçeyi yaparken takıldım diye mail atmıştım ona, sonra da telefon numaramı yazmıştım, aradı beni, telefonla konuştuk (aracı olanlara bir teşekkür :) ) ve dedi ki, "ben  cok memnun olurum Abla demenden", yaaaa :)

Önce kendi yaptığımı aşama aşama göstereyim, sonra da örnek olarak aldığımı, önce örneği göstermiyorum çünkü o zaman dersiniz di "Aslı daha sevimli" e bence de ama acemi keçeci muamelesi yapın siz bana e mi ;)

Keçe Evimin son hali budur...
Şu hale kadar getirmişken bir kal geldi bana, gövdeyle çatıyı nasıl birleştireceğimi bilemedim ve tabii bir bilene sordum, işin ustasına ;)

Kalıpsız çalıştığım için benim çatım daha dar oldu, o zaman da çok sevimli olmadı sanki, bir daha yaparsam bu kısmı unutmamalıyım ;)

Tohum işini ilk kez denedim, Mehtap Abla olmuş dedi, e olmuştur o zaman bence de ;) Kurdeleler Kadıköy'den aldığımı söylediğim kurdelelerden, kullandıkça göstereyim size en iyisi güzelim kurdelelerimi, kapının tokmağı nazar boncuğu olsun dedim, bi de kaplerle yaptım pencereleri ama kalpli perdesiz olmazdı di mi ;)

Bunlar da Mehtap Abla'nın bloğundan örnek aldıklarım...

Bugün havaya bakmadan dışarı çıkınca, çocukların montları da yağmurdan korunmaya yetmeyince, benim güzelim Celal Birsen şemsiyem de geçen sene motorda unuttuğum için başka birini yağmurdan koruma görevini üstlenince (ki helali hoş olsun yeni sahibine, bana çok hizmet etti, 10 yıl boyunca bir teli bile yerinden oynamadı, demek ki benim için vadesi dolmuştu) yolumuzun üstündeki Kiler'den bir şemsiye alayım güzel bulursam deyince, e bulduğum şemsiyeyi çok beğenince e şemsiye de 16 liradan 10 liraya düşüverince Kiler kart sayesinde, alıverdim gitti :)
Göstereyim ki size, koşun yetişin varsa ihtiyacınız şemsiyeye, her yerde unutulduğu için çok para vermeyin e mi, sağlam olsun rüzgarda dönmesin ama ;) Kiler kartınız yoksa da kasadaki diğer müşterilerden isteyiverin...

Evet evet, Yalan Dünya'daki yolluklarla aynı bizimkiler, bir de yemek takımımız aynı çıkmasın mı, e ben bu diziyi biraz daha sevmeyeyim mi :)
Bizim evde herşey partiyle, misal patlak mısır partisi, börek partisi, mozaik partisi vs. Ben herşey için bu keyifle içilen bir çay olsa da "parti" demeyi tercih ediyorum, o zaman keyfi kat kat artıyo benim nazarımda, Nehir de artık sürekli parti isteyen bir küçük kız oldu :) Cuma günü sabah bana dedi ki "Anne yarın bir yere gitmeyelim, bize de misafir gelmesin, biz seninle "Anne-Kız Partisi" yapalım olur mu?" şimdi bunun üstüne,  bir gün içinde yaptıklarımıza bi bakar mısınız, Tören var, misafirliğe gitmek var, keman kursu var, üç ayrı zamanda gelen misafirler var, e kuzu da biraz asabileşti ve patavatsızlaştı hatta (Kusura bakmayın şekerim e mi? Size değildi sözü aslında ;))
Bunca işin gücün ve dahi gezmelerin vs. sonunda akşam olduğunda, çocuklarımla başbaşa kaldığımda bana bir cesaret gelmesin mi, bir kendine güven,  bir "yapabilirim" hissi ve yaptım da evvelallah :) Ne mi yaptım, bana göre pek mühim bir işi başardım, hem de tek başıma ;) "Ali Deniz'i yıkadım" :))) Sakın küçümsemeyin, kınamayın da  valla bir gün kendi el kadar çocuğunuzu yıkayamazsınız, yıkatmaz!!! ;) Benden tavsiye size ;)Hem bilen biliyor değil mi Ali Deniz'i yıkamanın pek çok işten daha zor olduğunu, zahmetli olduğunu, daha iyiydi bu seferki banyo macerası sanki, misler gibi oldu kuzucuğum :)
Yarın da canım arkadaşım Aynur ve kızı Akdeniz misafirimiz olacak inşallah ;)
Bizden haberler bu kadar şimdilik, sizin cephede ne var ne yok? ;)

Not: Bu postu yazabilmek için pek çok uğraştım, yazmaktan ziyade fotoğrafları ekleyebilmek için, öyleyse siz de sürç-i lisan ettiysem affeyleyin olur mu, okumaya takatim yok, hatam varsa, düzeltirim daha sonra ;)

Bunlar da var...

İlginizi çekebilecek bağlantılar.