yüksek lisans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yüksek lisans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2016 Perşembe

PÜSKÜLLER SAĞA, KEPLER HAVAYAAA!

"PÜSKÜLLER SAĞA KEPLER HAVAYA!!!"

Ne demiştim ben sana hatırlıyor musun? Nerden hatırlayacaksın iki yıl olmuş neredeyse, dilersen bu postu okumadan önce şuradan bak bi ne demişim ;)

Zaman zalim, zaman vefasız, zaman bildiğin su ama zaman bazen de güzel, sevilesi, lazım gelen, beklenen, özlenen şeylere de eriştiren bir güzel zaman...

Geçmez sanmıştım, yüksek lisansın yüksekliğine belki de erişemem sanmıştım... Geçti ve ben de eriştim işte :) Yüksek lisans bana -o kadar da- yüksek gelmedi, yetiştim, bitirdim, hem de kendi klasımda çok da iyi bir dereceyle :) Afferin bana :)

Müsadenle teşekkür konuşmama geçiyorum şimdi: Ekim 2014'den bu yana 4 dönem boyunca, sabırla dersten dönmemi bekleyen çocuklarıma, beni destekleyen, yüreklendiren, yüksek lisans kararıma,  "boşver" "iki çocukla, bu yaştan sonra!" demek yerine "hadi!" diyen eşime borçluyum aslında bu diplomayı biraz da, onlar olmasaydı yapamazdım. Biraz da çocuklarıma rol-model olayım istedim aslında ve sanıyorum başardım da. İşten eve gelmişim bir gün, o akşam da dersim var, dedim önce eve gidip çabucak yemek yapayım çocuklara. Nehir geldi mutfağa "Anne seninle çok gurur duyuyorum, hem çalışıyosun, hem okula gidiyosun, hem de çocuklarını düşünüp eve gelip yemek yapıyosun!" O zaman dedim ki "Tamamdır!"

Omuzlarımdan kocaman bir yük kalktı, bir hafifleme, bir kocaman gülümseme! "Kadın", "Anne", "Eş", "Çalışan", "Hobici", "Öğrenci" kimliklerimden birine veda ettim.
Bununla birlikte elbette özleyeceğim de bir yandan dersleri, hocaları, sınıf arkadaşlarımı, arkadaşlarla yaptığımız ders öncesi, arası keyifleri. Derse erken gittiğim günlerde kütüphanede dekorasyon dergilerini karıştırma, ilham alma, ihlamım gitmesin diye aklıma gelenleri not alma faslını,

İnsan kendine küçük de olsa alanlar yaratmalı, küçük koridorlar; herkesten, her şeyden uzak, tenha bir koridorda kısacık da olsa yürümeli. Bu benim yapmayı başarabildiğim bir şey ve çok da keyif aldığım aynı zamanda. Yüksek lisans olur, sonrasında başka fırsatlar olur, illa ki olur istedikten sonra...

Ve sen de farkındaysan bu post gittikçe uzamaya başladı ;) Durmayı pek bil(e)mediğimi bilirsin :)

Hadi gel biraz resimlere bakalım, sonra pastamızı keselim, kepimizi atıp, "nice güzel başarılara inşAllah" diyerek ayrılalım sevgili okur :)


İki resim arasında tam dört dönem var... 

Pasta kesicez demiştik di mi, işte bu da pastamız :) Buyrun bir dilim, Pastamız sevgili pinterest ten hediye:)  bakma sen üzerinde Lara yazdığına, göbek adım olur :))


MEZUNİYET PASTASI
NAZARLIK
Nazara inanırım hem de çok, senden gelmeyeceğini bilirim elbet sevgili okur ama yine de bu son yaptığım nazarlık kem gözlerden korumak için burada kalsın :) 


BONUS
Güneş enerjisiyle giden arabanın mucidi beyefendi :)))

Not: Ah be çocuk! Ah be güzel Nehir'im, asıl ben seninle nasıl gurur duyuyorum bir bilsen... Hiç yormadan, üzmeden, böyle kendi kendine, böyle kolayca yetişip, derslerinde bu kadar başarılı olman -ve çok şükür matematik zekanı annenden almaman- mutlu, duyarlı, nazik bir çocuk olman ne büyük gurur kaynağı bizim için bir bilsen...
Dipnot: Senin bu mezuniyetteki payını unutmadım hiç, senden aldığım duaların bir bir yeri var bu sonuçta, varol, yaşa sen sevgili okur...
Enbidipnot: Youtube'a yeni videolar eklenmekle birlikte, sen şunu kaçırma bence :) Unutmadan abone olmayı ama :)
Dipnotundibi: O baykuş benim tabii ;) Mezuniyet törenine gidemeyeceğim çünkü köye gitmem lazım bu hafta sonu ama temsili olarak kep taktım işte ben de :)


18 Kasım 2014 Salı

SES VERİYORUM (BİLUMUM KEÇELERİMLE BİRLİKTE... )





Kasım ayı programını açıklamıştım ya sana, ortası geldi bile ama bitmedi hala, ödevler, sunumlar, sınavlar, partiler... Devam elbette, bu çook yoğun günlerde başka başka şeyler bloğun önüne geçiverse de, senin için malzeme toplamaya, deyivereceklerimi aklımda biriktirmeye de devam ;) Unutuldun sanma sevgili okur, aklım sende :)
"Bu kadar yoğunluk içinde bu kadar iş nasıl çıktı peki!" dersen, ki demek hakkındır, dinlenirken yaptım ben bunları yine, akşamları, çocuklar uyuyunca, hafta sonu her fırsatta, kendimi dinlemek ve dinlendirmek için bu işlerle uğraştım bir yandan da ;)
İlk kez bir sunum yapacağım bu hafta sonu :( Hem de sınav niyetine! Hoca vize notu verecek o sunumdan. İki dersten iki ayrı sunum üstelik. Birinde de makale özeti sunacağım! Şöyle kendimden emin, vücut dilimi iyi kullanarak! :)) Sanki dünyanın bininci kez sunun  yapan kadınıymış edasıyla! Ders çalışmam lazım, sunum için malzeme topladım ama onları biraraya getirip, anlamlı bir hikaye ortaya çıkarmam lazım. Şu kadarını anladım ki, yüksek lisansta ya da akademik alanda kesin yargılara yer yok! Diyeğim ki, "Bu araştırmadan şöyle bir sonuca varılmıştır!" Demeyeceğim ki, "Budur!" yok, bunu öğrendim şükür! Bir de her söylediğimi bir bilimsel şeye dayandıracağım. Diyeceğim ki "Bu araştırmayı yapan akademisyenler ' İşverenlerce Kadınların Ücretlendirmelerinde Ayrımcılık yapıldığı" görüşünü destekler bulgulara ulaşmışlardır.  Deyemeyeceğim ki "Adları batsın o işverenlerin, fazla vermeleri gereken yerde sırf cinsiyetleri yüzünden kadına böyle davranıyorlar" :)) Göreceğiz bakalım ne deyip, ne demeyeceğimi, ben de merak ediyorum ziyadesiyle! :(
Boşver yüksek lisansı misansı da gel sen benim öbür alanda yaptığım kariyerime odaklan şimdi :) 
YAKMA ÇİÇEKLİ KEÇE ÇANTA
Bu çiçeklere olan zaafımı sağır sultan duydu artık di mi ;) İşte ara ara yapıp bir kutuya itinayla istiflediğim çiçeklerimle yaptım bu çantayı. Üst kısmındaki danteli de Kadıköy Kumaş Pazarı'ndan almıştım, hatırladın mı? 


KEÇEDEN HERCAİ MENEKŞELER
Yeni hercailer yaptım, onları itinayla cüzdanlara, çantalara iliştirdim :) Nasıl zarifler di mi ;)
KOKİNALI KEÇE ÇANTA
Bu da yine kokinalı bir çanta, Elif için ;) Çok sever kendisi kokinayı ;)


KOKİNA
Sevilmeyecek gibi mi ama ;) 



KEÇE ÇANTA
Arkasına da böyle bir kırmızı kalp kondurdum ;) 



KEÇE CÜZDAN
Mıknatısı kapatmak için oraya koyuyorum o hercaileri ama alt kısımda da çok güzel durur aslında... 

KEÇE ÇANTA
Bu seferkiler saplarda, gerisi aynı işte, bildiğin çanta ;) 


KEÇE ÇANTA
Bu çantada da mıknatıslı bant yaptım ve bantını süsledim böyle böyle, kibar bir model oldu sanki :) 

KEÇE CÜZDAN
O kenarlardaki yapraklar hazır, ben sadece yerini belirleyip yapıştırıyorum, sonra da üstüne çiçekleri ;) 



YILBAŞI SÜSLERİ
Geçen seneden kalan süslerimizi itinayla çıkardık, kuzuların sabrı ancak Kasım ortasına yetebildi zira... 

YILBAŞI ÇAMI SÜSLEYEN KUZULAR


HEDİYE PAKETİM


DÜĞME KURABİYE
(Kaynak: Oktay Usta)
3 su bardağı un
1 su bardağı pudra şekeri
150 gr. tereyağ (oda sıcaklığında)
2 yumurta
2 çorba kaşığı toz fındık (ben dövülmüş ceviz kullandım)
(Orjinal tarifte yok ama kuru kayısıları ince ince doğrayıp hamura ekledim)

Karıştır güzelce, yoğur, elinde yuvarla, tepsiye diz, üstüne pet şişe kapağı bastır, sonra pipet ya da benzeri bişeyle (ki inanmazsın ama benim elime o anda üzümün çöpü geldi, onunla yaptım ben) delikler aç, tarifte dört delik ama böyle hayalete benzesin diye iki göz, bir ağız niyetine üç delik yaptım ben :)
160 derece fırında pişir, bak ne kolay, hem de ne leziz, işte böyle pratik ve yormayan tarifler gerek bize di mi sevgili okur :)

KERMESE KEK GEREK
Ali Deniz yaptı keki, itinayla karıştırdı çocuğum :)) Ben de büyük bir zevkle götürdüm kermesteki yardımsever, güzel öğrencilere verdim. Ne kermesi mi, e işte orda yazıyor ya ;) 


BONUS
Ne var bu fotoğrafta? Bana sorarsan, umut var, heyecan var, neşe var, aşk var, yeni yılın bütün coşkusu var, en çok da kırmızılılarda :) Hepimize ve toplamda da dünyaya iyi gelsin yeni yıl, lütfen 2014'den daha iyi gelsin... 
HADİ KAL SAĞLICAKLA, MUTLULUKLA, NEŞE VE HUZURLA... 

5 Ağustos 2014 Salı

YIKANMAYI SEVMEYEN ÇOCUK...

"Hadi yıkanalım oğlum!"
"Ama ben yikanmak istemiyoyummm!" ağladı ağlayacak!
"Yıkanman lazım, bak kafan kaşınıyor artık, bitleneceksin oğlum!"
"Ben tatilde yıkanacammm!"
Tatil dediği Yalova, ertesi gün Yalova'dayız "Hadi oğlum bak geldik tatile, yıkanalım şimdi!"
"Ben yikanmak istemiyoyummm! Köyde yıkanacaaammm!"
"Tamam!"
Köydeyiz "Hadi oğlum bugün yıkanmamız lazım, köyde yıkanacağına söz vermiştin!"
"Hayıyyy, ben yıkanmaycamm, babam gelince o yıkasın!"
Yeminle yıkarım ben bu çocuğu, tutup zorla küvete sokar yıkarım ama en son yıkadığımda hem kolumu çok fena ısırdı-ki bunu hep yapıyor!- hem de çok fena kustu ağlamaktan :(
Öğretmenlerine ispiyonladım ben bu pasaklı bücürü, onlar konuştular, söz aldılar yıkanacağına dair ama nafile, söz falan hak getire :(
Psikoloğa götürsem kâr eder mi? Var mı tanıdığınız yıkamayı sevdiren bir psikolog?
Dün gittim Gratis'ten böyle yuvarlak yuvarlak turkuaz rengi toplar aldım. Küvete suyu dolduruyormuşsun sonra içine bu toplardan üç tanesini atıyormuşsun, bunlar böyle patlaya patlaya balon yapıyormuş. Dün akşam tecrübe edemedik maalesef. Ali Deniz çok ilgilenmesine rağmen, koklayıp durmasına rağmen, yıkanmayı yine reddettiği için "Baba yıkasın beni" dediği için yine, bu akşama kaldı. Yeminle ilgilenmeyeceğim, hatta o saatlerde kendimi dışarı atacağım. Ama bu iş bu akşam bitecek, o bücür bugün artık yıkanacak. Yahu sevgili okur, yarın okulda doğum günü var düşünsene, pis pis mi gitsin, fotoğraflarda kafasını kaşırken mi çıksın benim çocuğum???
İkizler de değil burcu ama nasıl bir dengesiz bu yahu? Bir dönem her gün yıkanmak için ağladı, soyunup soyunup küvete attı kendini, şimdi de tam tersi :(
Oyuncaklar da atıyoruz küvete bi sürü, yok hiçbiri fayda etmedi, sen ne yaptın, ya da yapıyorsun peki çocuğun yıkansın diye? Yok di mi öyle bir sıkıntın, kafasına su gelince ağlamıyor mu peki, yüzüne su değdiğinde kıyametleri koparmıyor mu? Bir ara yüzüne havlu kapatıyordum çok fazla ıslanmadan yüzü yıkanıveriyordu ama onu da istemiyor artık.
Ne çok anlattım di mi ama aslına bakarsan bence hala yeterince anlatamadım.
Geçenlerde dedim ki yatarken, çarşafta minik bir tozu gösterip, bak bu küçük böcek kafandan düştü, yıkanmadığın için kafanda böcekler olmuş! (Allahım sen günah yazma, bi damlacık çocuğa böyle fena bir yalan!) Seninki bir korktu, bir irkildi, "Ben yıkancammm!" dedi ve doğru banyoya, yıkadım güzelce ama yine çok ağladı, yine benim kolumu ısırdı :( Bir de fobi oldu çocukta, ara ara soruyor şimdi bana "Kafamda böcek yok???" Yok diyorum mecburen :((
Ne geldi aklıma, ben buna bir "Yıkanmaktan Nefret Eden Çocuk" hikayesi anlatayım akşam. Uyduruk masallarıma birini daha ekleyeyim, olur bakarsın? Etkilenir ama önce kuvvetli bir senaryo yazayım içimden ;)
*************
Bugünlerde şu aşağıda gördüğün tatlı kızla meşgulüm :)
Henüz çok başındayım ama inşallah ilerletirsem gösteririm sana da :)
KAYNAK: PINTEREST 

KAYNAK

Ve aklımda da bir sürü nakış deseni ama bir türlü faaliyete geçemedim, çok cesaretim yok sanırım nakış bilmediğim için. Bir de kumaşa desen geçirmeyi beceremedim bir türlü! Mehtap Abla'nın dediği gibi denedim, yani desenin üstünden geçip, kumaşa koyup, desenin arkasından tekrar üstünden geçip izlerinin kumaşa çıkması yöntemini ama olmadı bir türlü :( Dün de gittim ütüyle silinen kalem aldım, onunla çizeyim diye ama yine olmadı :( Ve inanmazsın ama her konuda umman olan internet bu konuda zırcahil çıktı :(  Bir türlü bulamadım yöntemini, sen biliyor musun peki?
********
Yüksek Lisans kaydımı yaptırdım dün, İnsan Kaynakları ;)
Hadi hayırlısı, inşallah mezun olduğumun müjdesini de veririm sana Sevgili Okur :) 
ŞEN VE ESEN KALINIZ :)

17 Temmuz 2014 Perşembe

SEN SÖYLE SEVGİLİ OKUR...

Liseyi bitirdiğim zamanlarda yani 80'lerin sonunda, bizim cenerasyonun, o vakitler kasaba olan Yalova'daki cenerasyonun durumu şöyleydi sevgili okur, okulu bitirdin, çeyizini tamam et ve evlen... Eskaza üniversiteyi düşünüyorsan çabucak bitir ve yine hemen evlen, barklan, yerini yurdunu bil... Ben ticaret lisesi mezunuyum, biz meslek edindirme adına erkenden hayata atılan çocuklardık o vakitler. Yani üniversite bizim neyimizeydi. Aramızdan aklı başında birkaç arkadaş çıktı çok şükür üniversiteyi okudular ama ben hiç o hedefle yetişmedim ya da yetiştirilmedim. Ne yazık ki durum buydu sevgili okur. Üniversite sınavına girmedim bile lise sonda düşün yani. Artık nasıl tatlı geldiyse son sınıftaki stajdan aldığım asgari ücretin üçte biri :( Bir an önce kolumuzdaki altın bileziği- ki o uyuz bileziği yani muhasebeciliği hiç sevmedim- bir an önce parlatmalıydık. Neyse işte ne diyecektim ne anlatıyorum, diyecektim ki, bizler, yani daha doğrusu o dönemin kızları için durum aşağı yukarı buydu. Ve ben de o yoldaydım aslına bakarsan ama şükür ki olmadı, şükür ki evlenmedim o dönemde. İstanbul'a geldim bildiğin gibi, o kolumdaki altın bilezik Yalova'da bir işe yaramadı çünkü. Yaşamak için dünya güzeli olan Yalova, ekmek vermek konusunda bildiğin cimri, nemrut bir memlekete dönüşüverdi...
Sonrasında biliyorsun yok bilmiyorsun tabii, 2000'de yani tam da 29 yaşımdayken, AÖF önlisansı bitirdim ve nasıl bir özgüvense bendeki, bana aynen şöyle fısıldadı "Yeter sana, haddini bil, ne lazım sana lisans tamamlama, hem de İşletme, hem sen ne anlarsın ki matematikten, rezil etme kendini ve vazgeç!" Eyvallah dedim, haklısın dedim ve boşverdim...
2003 senesinde evlendiğimde 32 yaşındaydım. Eşimle buluşmak kolay olmadı. Ki onun hikayesini de biliyorsun, bilmeyenler ve merak edenler için şurada... Yani epey bir geç evlendim, e hal böyle olunca Nehir doğduğunda oldu mu sana yaşım 34! Ali Deniz geldi sonra aniden :) Ne de güzel geldi ama ;) o zaman da yaşım 40'a bir kalaydı. Yani sevgili okur, lise arkadaşlarımın çocukları liseye, üniversiteye giderken, benimkiler daha bebeydi :) Neyse yahu, buna şükür, geç kaldık ama güzel oldu bence ;)
Ali Deniz'in doğumuyla birlikte bende aşama aşama bir değişiklikler olmaya başladı. Tam da adını koyamıyorum ama başka türlü biri oldum işte. Bi kendine güven geldi, sanki biri bana baştan ayağa enerji yükleyiverdi.
40'tan sonra açmaya karar verdiğim bloğumun da katkılarını inkar edemem, hakkını teslim etmem lazım. Blog sayesinde ulaştığım, tanıştığım, yüzünü görmeden sevdiğim, bana bir sürü şey katan insanlar-ki bunlardan biri de sensin elbet- sayesinde geliştim, zenginleştim. Keçeyle (beni keçeyle tanıştıran canım 10marifet'e selam olsun), etaminle pek çok şey çıkardım ortaya, hepsini çok severek, aşkla yaptım, sizlerle paylaştım.
Ve sonra lisans tamamlamaya karar verdim. İçimdeki o ses bu sefer "Yaparsın kızım sen, bi dene, atla deve değil ya, 2 senede olmaz da 3 senede bitirirsin olmadı!" dedi, ben de "Tamam, peki, deneyeyim o vakit!" dedim. Ve senin de bildiğin üzere şükür 2 senede bitirdim lisansı  da, duaların sayesinde biraz da iyi dileklerinle, motive eden güzel yorumlarınla, eyvallah :)
Yıllar yıllar önce yapmam gerekenleri hep geç geç yaptım gördüğün gibi, 42 yaşımın bitmesine ramak kala elimde diplomam, ne yapayım şimdi ben ;) Yüksek Lisans öğrencisi olayım mı bizim üniversitede, ne dersin, yapabilir miyim? Çocuklara rağmen, keçeye, etamine, bunca iş güce rağmen başarır mıyım bunu da, sen söyle sevgili okur ;)


EŞİME NOT: Sen olmasan, bunların hiçbiri olmazdı biliyorum, teşekkürlerin en büyüğü ilkin sana, sabrın, yardımların, desteğin için...

Bunlar da var...

İlginizi çekebilecek bağlantılar.