27 Temmuz 2012 Cuma

BİRİ NAKIŞIMI GÖZETLİYOR-1

"Sabırla koruk helva olurmuş" Bizimki, her gün ilmek ilmek, azcık azcık işleyerek (bu kadarına izin var ancak evdeki kuzulardan)  pano olacak inşallah. Ağaçlar, çimenler, çiçekler ve dahi uçuşan kelebekler olacak...Özenle çerçevelenecek. Sonra bu panoyu sergide gören gözlerden biri; "Benim olmalı bu, evimi süslemeli" deyip satın alacak ve koruncuklara küçücük bir katkı olacak inşallah...




Önceki akşam bu kadar...

Dün akşam bu kadar daha ;)

ZEKİ MÜREN-İçimdeki Büyük Aşkı,
(Sizin için seçtim, evet evet tam 54 olan siz güzide izleyenlerime, kabul buyurun efenimmm ;)  )

26 Temmuz 2012 Perşembe

ÇOCUK BAKICISI ARAMA MACERALARI 1

Ali Deniz'e bakacak bi abla ya da teyze arıyoruz acilen, bulamadık ama çalışmalarımız devam ediyor.
Biri vardı aslında, tatilde ayarlamıştık "Tamam" demişti, biz de çok güvenmiştik ama tam görüşmeye geleceği zaman öğrendik ki, kocası razı gelmemiş, çocukları istememiş vs... Olmadı :(

Biri daha vardı, o da annem, baharda Ali Deniz'i bakmak için köyden gidip gelirken, Yalova otobüsünde tanıştığı, yanyana oturduğu bir kadın... Bize çok yakın oturan, çocuksuz, çalışmak isteyen, annemin ilk izlenimine göre de "temiz pak" bir kadın... Annem telefonunu almış, şimdi lazım olunca acilen biri, hiç tanımadığımız halde, hiç aracı olmadığı halde, denize düşen yılana sarılır misali (keşke hiç olmasaymış böyle bir atasözü, keşke hiç mecbur kalmasa insan yılana sarılmaya!) aradım onu da, "Kocamla konuşayım bi" dedi o da, konuştu, "Benim için de çok iyi olacaktı çalışmak ama kocam çalışmamı istemiyo malesef" oldu cevabı :(

Sonra biri daha vardı, çok güvenmiştim, olacak diye inandırmıştım kendimi, Elif'in işyerinden bir arkadaşı aracılığıyla bulduğumuz, daha önce çocuk bakmış bir kadın. Dün akşam geldi, konuştuk ettik, anlaştık gibi, gitti, giderken de "Bu akşam kocamla konuşayım, size haber veririm" dedi. İstekliydi, paraya ihtiyacı vardı, bize de çok ısınmıştı vs...
Dün gece, yemek yedik, sofrayı toplarken, zırrrr telefon, "Aaaa kadın arıyo Halil, hadi hayırlısı!!!" "Efendim" "Siz bize gelseniz bi, çay içsek, eşimle tanışsanız" "E olur,  gelelim tabii" "Gidelim de bi bakalım Halil ortamlarına, nasıl insanlar vs." Gittik netekim...
Çay içtik, çay içerken sohbet ettik, Kadının kocası (yazının bundan sonrasında kk olarak geçecektir ;))
- "Nasıl olacak şimdi bu çalışma sistemi?" Anlatıyoruz, güzel güzel ve sabırla...
"Biz evde çamaşırlarımızı ütülü, yemeğimizi hazır isteriz" dedi kk, verdik cevabını biz de, dedik ki "E iyi işte, tam size göre bizim işimiz, her gün değil, üstelik sabahtan da değil, öğlen gelecek,  yarım gün gibi" vs. dedik.
"Güven önemli, nasıl bir yerde çalışıyo bilmek lazım" dedi kk
Burda dayanamadım "E bizim için de öyle, biz de 2 yaşında çocuk emanet edicez" dedim, "Evimizi teslim edicez biz de" dedi kocam.
"Sizin ordan pek çok esnafı tanırım ben, kimler var tanıdığınız sizin" dedi kk. Kocam sabırla cevap verdi ona da (Burda küçük bir not:  Normalde bütün bu konuşmalara çok sinirlenecek yapıda olan kocama bişey oldu dün akşam, sakin, munis bir adama dönüşüverdi, hiç terslemedi kk'yı, kocama 10 tam puan)
"Bizi tanımıyosunuz, sizi buraya getiren, bu küçük çocuk, mecbur bıraktı sizi" dedi, "Ben olsam bu kadar küçük çocuğumu kimseye emanet etmem" dedi kk. Bütün bunları derken de, kadın hiç ses çıkarmadı, hiç yorum yapmadı.
"Anadolu'dan geliyolar İstanbul'a, bi haller oluyo insanlara, şaşırıyolar kendilerini" dedi kk..
Sonra dedi ki karısına kk: "Sen biliyosun benim düşüncemi açıkça!!!" Tercüme ediyorum: "Otur oturduğun yerde kadın"...
Finali de şöyle yaptık: "Referans verebileceğiniz birileri var mı" dedi bize kk.. Bizim istememiz lazımdı di mi, istememiştik oysa, sinirim tepeme çıktı, döndüm kadına "Var mı sizin de verebileceğiniz bi referans telefonu, tam da ben de size soracaktım"
Kocam dedi ki: "Bize müsaade, siz en iyisi karı-koca konuşun bu akşam, bize kararınızı yarın bildirirsiniz", ben de dedim ki "Hayırlısı diyelim, iki taraf için de"
Çıktık gittik evimize... Bugün bu saat oldu (16.00) aramadı kadın, ararsa ne diycem peki ben: "Çok teşekkürler ama biz istemiyoruz" Siz olsanız ister miydiniz???
Arama çalışmalarına devam, elbet vardır bizim kuzumuza bakacak bir insan evladı bir yerlerde...
Bu yazının anafikri: "BEN BİLMEM, BEYİM BİLİR"

25 Temmuz 2012 Çarşamba

VEEEEEE SIRADAKİ PANO KİME GİDİYORRRR??

http://10marifet.org/etiket/10marifet-sergisi/

Sıradaki pano, yani henüz dün işlemeye başladığım, aşağıda örneğini gördüğünüz pano, yukarıda linkini verdiğim 10marifet sitesinin düzenlediği, çocuklar yararına satış yapılacak sergiye gidiyorrrr :)
Kuş yuvalı panomu onmarifet sitesinde paylaşınca (e paylaşıyorum yaptıklarımı orda, çünkü ordan bloğuma bakmaya geliyor herkes-Semi'nin Mutlu Eller'i  sayesinde tabii, teşekkürler bir kez de burdan Semi'ye bu fikri bana verdiği için) site sahibi dedi ki "Çok güzel olmuş panonuz, sergi var, bir pano da bizim için yapar mısınız?" bana, ben de "Memnuniyetle" dedim ona :)
Niyetlendim dün akşam, seçtim güzelim kitabımdan güzelim bir örnek ve başladım işlemeye. Bu kez etamin değil yalnız, keten kumaşa işliyorum. Önce bir deniyim bakalım, becerebilecek miyim ketene dedim ama baktım ki çok da zor değil, yapabilirim gibi şimdilik... Bakın bi bakalım örneğe, bir de benim başladığıma... Şimdi sizinle "BİRİ NAKIŞIMI GÖZETLİYOR" oynayalım mı, ben yaptıkça, koyayım resimlerini bloğa, taaaa ki tamam oluncaya kadar, adım adım izleyelim bakalım (evet evet ben de sizlerle birlikte izleyeyim!) inşallah güzel birşey çıkar ortaya, küçücük bir katkım olur benim de çocuklara...

İplikler kullandıkça dolanıyor birbirine, kartondan makaralar yaptım onlara. Her örnek için önce renkleri seçip, ayırıyorum kutudaki diğer arkadaşlarından, zira öyle çok ton var ki birbirine yakın, sonrasında içlerinden doğru tonu bulmak  zor oluyor. Makaralar için fikri ise bir süre  "Kırmızı Minder"de  büyük bir kıskançlık hissiyle baktığım hobi odası fotoğraflarından aldım. İnşallah yarabbim bana da ihsan eyle o odalardan, olmadı hobi köşelerinden birini de, bütün malzemeleri poşetlerden, kutulardan, çekmecelerden çıkarmak zorunda kalmıyim, karşımda arz-ı endam etsin hepsi....


Ne zarif di mi (flu evet ama üstteki net :) )

23 Temmuz 2012 Pazartesi

ETAMİN KİTAP AYRAÇLARI VE TATİL KİTAPLARI...


Ne zamandır niyetliydim etaminden kitap ayracı denemeye, olur mu olmaz mı derken, bu tatil tam üç tane yaptım. Biri kendime,  ikisi hediye, bakın bakalım olmuş mu?
Ben çok sevdim bu ayraçları, yine yapıcam, tekrar tekrar, bi kese, bi ayraç, bazen kendi kendime "Ne ki bunlar kızım, çocuk oyuncağı!  Kolaysa yap yine şu güllü pano gibi bişey de görelim!" desem de, şimdilik bunlara anca yetiyo gücüm ve zamanım, onların da günü gelecek elbet ;) O gün dibine vurucam etaminin :)) İlanen duyrulur...



Bu kendime yaptığım hediye kitap ayracım... Sadece sarmaşık deseniydi, bir de kelebek  lazım gibi geldi ;)

Armutların güzelliği burdaki fotoğrafın anafikri, ayraç hikaye kalır yanında...

Bunu Elif'e yaptım, çok sevdi, e buna da kelebek kondurmazsam olmazdı, konduruverdim...

Bunlar tatil için yanıma alıp da okuyamadığım kitaplar (Niye tersler bilemedim!)...

Ayraçların içine bir kat daha etamin koyuyorum ki tok dursun... Hiç makine dikişi yok bunlarda, kenarlarını daracık sürfile yapıp, kamuflaj için renkli etamin ipiyle elde makina dikişi, tepesine de dikişin arasında kurdeleyi iliştiriyorum iki kat... Hepsi bu...


Bunu da Yalova'da görüştüğümüz okul arkadaşım Nurcan için yaptım, çok zarif bir motif... Kasnakta işlemiyodum baştan etaminleri ama sonra bir kez deneyince vazgeçemedim kasnaktan-daha çok vakit almasına rağmen- Desenler daha sıkı, daha net, daha bi güzel oluyo kasnakla, şiddetle tavsiye olunur....

Bu da bitmiş hali, kitap okumayı çok seven Nurcan'a; "Kitapların, okumaların  bol olsun arkadaşım"




Bu resimde gördüğünüz güzel gözlü, iyi kalpli seramik  kuş da Nurcan'dan bana hediye, aşağıdaki güneşle birlikte... Emeklilikteki idolüm Nurcan :) Seramik, kırkyama ve çizdiği, boyadığı güzelim resimlerle, neşesi kadar yeteneği de bol arkadaşım...


Gece Yolu'nu tatile çıkmadan Oya'nın tavsiyesi üzerine aldım, çok etkileyici, sürükleyici bir kitap,  çabucak bitiverdi... Bir Dersim Hikayesi ise Murathan Mungan'ın hazırladığı, değişik yazarların bu kitap için özel yazdıkları hikayelerinden oluşan bir kitap... Okudum ama yarısına kadar, çünkü içim kıyıldı okurken, hikaye değil hiçbiri biliyorum, hepsi malesef "GERÇEK" yarısına kadar anca dayanabildim, okuyamadım bir türlü devamını, elim varmadı...
Bu vesileyle çalıştığım üniversitenin kütüphanesi olan Barbaros Kütüphanesi'ne (elbette müdürüne ve çalışanlarına) bin teşekkür, istediğim her kitabı bana sağladıkları için, birkaç yıldır hiç para vermeden hangi kitabı istersem okuyabildiğim  için...

22 Temmuz 2012 Pazar

TATİLDEN ANLATACAKLARIM VAR SİZE (2)


Kaldığımız yerden devam, buyrun bakalım :)

* Tatil başladı, köye gittik, gider gitmez aklımıza ilk düşen ne oldu sevgili okur: Tabii ki "HAMAM" tatilin bir başında bir de sonunda olmak üzere iki kez hamam sefası yaptık, kadro belli tabii, Elif, Teyzem Gülbiş, Nehir... Bu sıcakta hamam mı olur demeyin de bir dinleyin şimdi beni, bilmem var mı hamam kültürünüz, gitmişliğiniz, yıkanıp paklanmışlığınız... Biz çocukken, teyzemler Termal'de lojmanda otururken her hafta mutlaka çoluk çocuk hamama gider paklanırdık... İmkan olsa (ki var Üsküdar'da dibimizde tarihi bir hamam ama içime sinip de gidemedim, olmazmış gibi geliyor, İstanbul'un hamamları, bizim hamamın yerini tutamaz sanki....) her hafta gitsem... Neyse anlatıyorum şimdi size yapmanız gerekenleri adım adım... Öncelikle Yalova'ya gidiyorsunuz (Yalova'dan olan okurlarım size değil sözüm) -hazır İDO sapıttığı bilet fiyatlarını düzeltmişken- ordan minübüsle Termal'e vınnn... Orda bir sürü hamam bulacaksınız, size diyecekler ki, ona değil şuna gidin ama siz illa ki "Köylü Hamamı"nı tercih edeceksiniz, ısrar edeceksiniz hatta... Zira onun yerini hiçbiri tutmuyo, tutmaz... Çektiniz bikinileri girdiniz hamama, önce bi duş alın sıcak sıcak, sakın vücudunuza sabun, köpük sürmeyin, kese olmaz yoksa. Kirleriniz kabaracak önce, öyle bekleyin azcık, ya saunaya atın kendinizi ya da iki karışlık havuza :)) Aman dikkat yanmayın, havuzun suyu ziyadesiyle sıcak çünkü... Aslanağzında oturan  yaşlı teyzeler kaynar isterler çünkü havuzun suyunu...  Göbek taşına da yatabilirsiniz- ki o göbek taşıdır kuzenim Aslı'yla benim ayaklarımızı kesip de akan kanlardan kankardeş yapan... Bir yarım saat takıldıktan sonra mutlaka hamam çalışanlarından bizim köylü Hatice'yi sorun kese için, bir güzel keselesin, paranız ve vaktiniz ve isteğiniz de varsa bir de masaj yaptırın... Sonra tekrar kurna başına, yıkanın paklanın şimdi, soğuk soğuk şifalı suyundan da için daraldıkça, çok bunalırsınız aradaki soğuk yerde nefeslenin... Çıkınca bir görün bakalım, paklanan sadece vücudunuz mu yoksa onunla birlikte ruhunuz da mı :))) Amma da abarttım mı :) Yok abartmadım valla, az bile anlattım. Bir tecrübe edin bunu mutlaka, olmadı İstanbul'dakileri ya da şehrinizdekileri de bir deneyin, bana da yazın bakalım, orda da ruh paklama mevcut mu :)))

* Bu tatilde İstanbul'da niyet edip de gerçekleştiremediğim mamografiyi de çektirdim sonunda. Hülya Avşar'ın geçen yıl çok konuşulan anlattıkları aklımda olarak gittiğim hastanede ben de gerçekten de çok soğuk, çok nötr bir kadın sağlık görevlisine denk geldim, kadının tavrı bana ister istemez, "Hülya Avşar haklı mı ne ya da istisnalardan biri de bana mı denk geldi" dedirtti. Can yakıcı bir iş çünkü resmen göğüslerini presliyolar ama biliyosun ki sadece birkaç dakika, hepsi bu, bitecek, gidecek... Öyle de oldu netekim, bitti, gitti, bunu da hallettik, sonuçlar da temiz çok şükür. Siz de yaptırın zamanı geldiyse, aylık kendi kendimize muayeneleri de unutmuyoruz tabii...

* "Esen'in Çekirgey'le İmtihanı" vardı bir de, köyde kalırken, bir gece, ağrıyan başım için ilaç ararken (ki her çeşidi mevcuttur annemlerde, maalesef annemin bin yıldır ağrıyan başı için) Ali Deniz'in yanındaki perdenin üstünde ben diyim 30, siz diyin 50 cm'lik bir çekirge, hiç o kadar büyüğünü görmemiştim valla... Korkunç da bakıyodu gecenin o saatinde, ya da gece olan bütün sesler, gölgeler korkunç diye belki... Neyse annemi çağırdım tabii, beni aşardı o kadar büyük çekirge. Annem söylene söylene geldi, bir tozbezi marifetiyle alıp, balkondan atacak (ki ben de yapsam aynen öyle yapardım, küçük böcekler, örümcekler için yapıyorum, doğaya salıyoruz di mi, doğal ortamlarına, asla öldürmüyoruz!) ama yapamadı annem, kaçtı çekirge, öyle bir zıpladı ki, ödüm patladı resmen, anneme yerini gösteriyorum görmüyo, yine zıpladı tabii, ama bu sefer ben de görmedim veeeee ayağına bastım çekirgenin, film orda koptu tabii, ben de çekirgeden beter zıplayıverdim yatağa :( Aklıma o anda gelen benim iyi bir "haka dansçısı" olabileceğimdi :)) Neyse sonuç itibariyle annemin bana çekirgeden korkmamla ilgili söylenmeleri eşliğinde defoldu gitti bahçesine...

* Okul arkadaşlarımla buluştuk bu tatilde, Yalova Ticaret Lisesi'nden güzel arkadaşlarımla, önce Nurcan Kartal'la;

Nurcan'la buluştuğumuz kafede fal baktırdık, kafenin göya randevusuz çalışmayan falcısı Kemal (lütfen a'yı kalın okuyun burda, "mal" kelimesindeki gibi :)) ) Abi'ye, söyledikleri içimizi kararttı; deprem dedi, haftaya dedi, çok şiddetli dedi, 7-8 dedi, sinirlerimi bozdu :(




Ha Kemal Abi böyle dedi de ne oldu, ben kocam İstanbul'dayken Yalova'daki evde yalnız kalmaktan korktum ve Arzu'ya "İlle benimle kal Arzu" diye yalvardım  :) O da kaldı, kırmadı beni lise kankam, eski zamanlardaki gibi, oturduk, sohbet ettik geç saatlere kadar, eski günleri andık :)


Bunlar da güzel arkadaşlarım Hülya ve Kader (kaportası Allah tarafından sürekli yenilenen, hiç yaşlanmayan Kader :)))
Bu buluşmayı Ali Deniz sabote etti maalesef, arabasında durmadı, çıkardım, ayakkabılarını giymedi, yalınayak gezmek istedi, ağladı, zırladı vs.. O yüzden kısa sürdü buluşmamız....

Handan, Semra, Arzu, bendeniz, Nurten (ki kendisini okuldan beri görmemiştim, çok iyi oldu görüşmemiz) Hülya ve Kader... Ne iyi ettik de görüştük, yine ve hep görüşmek dileğiyle...


* Kuzenim Nilay ve Yener'in düğünü için Bursa'ya gittik, çok güzel bir düğün oldu. Düğün sonrası halalarda kaldık üç gün, pikniğe gittik, gezdik, eğlendik, çok güzel ağırlandık :)
Piknikte yağmura tutulduk ama ne yağmur, pes etmedik, arabalara kaçtık, bekledik ve zafer bizim oldu :) Güneş açtı, mangallar yapıldı, sabahtan akşama kadar Derekızık bizi serin serin kucakladı... Bursa'yı seviyorum, tamam çok sıcak ama insana nefes aldıran yerleri var en azından... Bu resimler de o piknikten...



Bi bakıyosun yağmur bastırmış, korunalım yağmurdan derken...

Bi de bakıyosun hava güneşli....

Çağla Ege Berk, Nehir ve Ali Deniz kuzuları...





* Tatilden dönerken çoook zengindik, annemin binbir zahmetle yaptığı dut pekmezi, güneşte pişirdiği çilek ve vişne reçelleri, babamın onca emek vererek besleyip büyüttüğü arılarının balları :) Kışlık enerji depomuz hazır, sağolsunlar bin yıl varolsunlar inşallah...

* İstanbul'a geldiğimiz 1992 yılından beri ilk kez bu kadar uzun kaldım Yalova'da, ilk kez sıkılmadım onca uzun kalmamıza rağmen, evimi özlemek ayrı tabii ama Yalova'nın tadını çıkardık iyice, çok daha gelişmiş, güzelleşmiş geldi bu kez bana Yalova... Kocamla konuştuk emekli olunca Yalova'da yaşasak dedik, hayaller kurduk... Bizim memleketimiz orası, arkadaşlarımız, akrabalarımız, eski komşularımız herkes orada, orada yaşam daha kolay, şehir içindeki en uzak mesafe yürüyüş mesafesinde... Pazarı da çok güzel hem (pazar resimleri çektim çok güzel, anlatırım bi ara ;) ) 
Bu vesileyle hıdrellez dileklerimden biri olan Şile'deki evden de vazgeçiyorum ;) istemiyorum Şile'de yazlık falan, "Allahım sen o dileğimi başka bir istekli kuluna ver, teşekkür ederim ama vazgeçtim ben Şile'deki evden. İnşallah o günleri görürsek (ki çok uzun sürmeyecek bence, üç günlük dünyada, daha uzun seneler  çalışmaya hiç niyetim yok) emekli olunca ailemle birlikte Yalova'da yaşamak istiyorum" Amin....

Bir tatil daha böyle geçti, arada küçük hastalıklar, belki minik tatsızlıklar oldu ama unuttuk gittiiiiiii ;)

Bunlar da var...

İlginizi çekebilecek bağlantılar.