30 Mayıs 2013 Perşembe

ERGUVAN GÜZELİ....

Sen bi uyu canım blogcuğum, ben bi durayım. Sen uyurken,ben bi kendime bakayım... Bakalım bakalım benin hevesim geri gelecek mi, yazmayı, anlatmayı yine eskisi kadar isteyecek miyim?... Kendimden, koca kişisinden, çocuklarımdan, kısacası en bi  "özel" hayatımdan bu kadar bahsetmeden durabilecek miyim. Sadece güzide el işlerimi gösterip size, altına iki satır açıklama ile yetinebilecek miyim, yoksa bir müddet sonra, o da kesmeyip ben gibi bir blog gevezesini, toptan mı "Eyvallah, güzeldi ama bitti canım blog!" mu diyeceğim sana...
Tabii ki yazmadığım zamanlarda da elbet büyük bir iştahla keçe de yapacağım, etamin de, motif de, örgü de, dantel de... Yaptıklarımı dikeceğim, birleştireceğim, o aslında çok da bilemediğim nakışla keçeyi, keçeyle etamini, etaminle kumaşı, kumaşla motifi velhasıl topyekün hepsini kardeş kardeş, uyum içinde bir araya getireceğim ve bunları size kâh facebook'tan kâh blogdan göstereceğim... Şurası kesin ki artık çok anlat(a)mayacağım, o yüzden de daha aralıklı yayın yapacağım...
Bana "Anlatma bu kadar her şeyi!" diyen koca kişisine ve canım Elif'e uyarak anlatmayacağım...
Şimdi sevgili okur vakit İstanbul için erguvan vaktini henüz geçmişken, buyrun size bir ERGUVAN GÜZELİ :)

Sevgili Okur, bilir misin bu minicik magneti yapabilmek için ben kaç kez iğne batırdım?

Tam 650 kez iğneyi batırıp çıkardım bu keçeye, başparmağım acımaya başladı artık sonuna doğru...
O yüzden küçümseme sakın e mi sevgili okur , sakın deme "Ne var ki bunda!"diye;) 

SON OLARAK DE BANA VELİNİMETİM OLAN SEVGİLİ OKUR, "YAZISIZ POST İŞE YARAMAZ, KAPAT BU BLOĞU SEN" Mİ, YOKSA "YAPTIKLARINI GÖSTER YETER" Mİ?

BONUSSS

27 Mayıs 2013 Pazartesi

ÜÇ ŞAHANE ÖZDEMİR ASAF- İKİ YENİ KEÇE MAGNET, YENİ BAŞLAYAN BİR PROJE EŞLİĞİNDE ;)


İlk şiiri Filiz Türkocağı sayesinde öğrendim ve çok sevdim, sonraki sözü facebooktaki bir paylaşımda gördüm ve çok sevdim, son dörtlük de facebook'tan ve onu da görür görmez çok sevdim, e ben bunları bu kadar severken, face'de arkadaşım değilsiniz diye günahınız ne? (Bir türlü şuraya facebook hesabımı ekleyemedim, bloğun tepesinde yazılarımı gruplara göre ayıramadım da, yetmedi, 10marifet videomu da koyamadım, bir de üstüne üstlük, bazı  güzel postlarımı anasayfada da gösteremedim, gördüğünüz gibi ben bir blog cahiliyim "halâ")
Buyrun bakalım caanım Özdemir ASAF üçlemesine :)
Kapıları daha önce paylaşmıştım ama çok önce, muhtemelen onu da görmedi çoğunuz, çok ama çok sevmiştim bu fotoğrafı da, kaynağını bilmiyorum fotoğrafın  o yüzden paylaşamadım...
Siz şimdi yine bir kapı seçin kendinize, güzelliğe, iyiliğe, dostluğa, güzel sürprizlere açılsın her daim tüm kapılarımız :)


SABAHA KADAR

Dünya bazan o kadar büyük ki;
Bir noktayım ortasında ne yapsam.
Bazan da o kadar küçülüyor ki dünya,
Devrilecek sanıyorum kımıldarsam.

Hayat o kadar uzun ki,
Öyle bitmez geliyor ki bir an..
Bir de bakıyorum o kadar kısalıyor ki;
Ne çıkar diyorum bir hayattan.

Saadet o kadar lazım ki yaşayana;
Billahi can verir uğrunda insan.
Hem o kadar boş ki mesud olmak,
Gün yüzü görmeden ölenlerin arkasından.

Ben o kadar önemli kişiyim ki,
O kadar iyiyim ki aklım ve düşüncelerimle.
O kadar da fenayım ki ben
Delice niyetlerimle.

Gece, ne kadar karanlık ve sessizsin..
Öyle kaplıyorsun ki yolları, evleri, denizleri.
Hem o kadar aydınlık ve seslisin ki..
Çılgınca coşturuyorsun bizleri.

Sabah; yeni bir dünya gibi geliyorsun;
Öylesine süslü, öylesine saadesin ki..
Sen o kadar güzelsin ki sabah,
O kadar güzelsin ki.

Özdemir ASAF

                                (Bir Kapı Önünde)

Sil ağzının kenarını, yine gülüşünden cennet akıyor...
Özdemir Asaf

"Ben" kattım sana biraz,
Öyle sevdim seni...
Çünkü sen de bensiz;
O kadar güzel değilsin hani..."
Özdemir ASAF
**************


Hafta sonu boş durmadık elbet sevgili okur, iki arada bir derede (ki tam da öyle,  kek pişerken, koca kişisi kahvaltı için ekmek almaya gitmişken, her fırsatta elimde bir iş ;) ) önce bu keçe ağaç magneti yaptım, "Boşver anahtarlığı" dedim, magnet olursa, yemek yaparken sürekli görürüm, gözümün önünde olur der daim :) söz verdiğim gibi Nurcan'a yaptığımdan daha şahane oldu :) 

Keçe Ağaç Magnet
Üç ton pembe kullandım, iki ton yeşil :) Bahar dallarıyla doldu ağacım...
Yandaki küçük fotoğraflardan aşamalarını görebilirsiniz, nasıl yeşerip, çiçeklendiğini...
Bir de erguvan ağacı yapıyorum şimdi, bitince gösteririm, bakalım erguvana benzetebilecek miyim?

Keçe Kalp Magnet ;)
Sarı tonlarıyla, sıcacık bir kalp yaptım, çok büyük bir zevkle yapıyorum bu kalpleri,  devamı da gelecek elbet ;)

Bu fotoğrafta gördüğünüz kalpli ağaca başladım, Yumak Dergisi-Filiz Türkocağı deseni dememe gerek yok biliyorum ama yine de söylüyorum, bilmeyenler de bilsin diye :) Anneme keçeden elişi çantası yapıp, onun önüne monte etmek istedim ama tahminimden daha büyük olacak gibi, bakalım, bittiğinde karar veririm ne yapacağıma ama anneme yapıyorum orası kesin ;)

Bu çıngıraklı kalbi de Tepe Home'dan aldım hafta sonu, görür görmez vuruldum, kırmızısına, minik çanlarına en çok da çıngır çıngırına :)
BONUSSS



MUTLU HAFTALAR HEPİMİZE, SAKİN, HUZURLU, DİNGİN, RUTİN, MUSMUTLU....

24 Mayıs 2013 Cuma

AŞK İLE...

Koca kişisine yaptığım pano bitti :) Orjinalinden farklı olarak, kalpler ekledim, bir minik mesaj ekledim (bundan sonra yaptığım bu tür panolara böyle kısacık yazılar, mesajlar yazmak istiyorum ben de, ama Türkçe, "with love" değil, "aşk ile..."), bir de nazar boncuğu, oldu bitti :) Ben bu minik kuşları çook sevdim, koca kişisi de elbet :) Her ne kadar doğum günü hediyesi olarak, bazı sevgili okurların yorumlarından hareketle, dokuz taşlı şovalye yüzüğü istese de :)), bence mest oldu bu panoya :)


Aynı dalda değiliz ama bırak düşmeyi, birimizin dalı hafif sallanacak bile olsa, diğerimizin yakalayıp yukarı çekebileceği kadar da yakınız... Aynı yöne de bakmıyoruz aslında, ne fikrimiz ne zikrimiz bir ama "aşk ile" bağlı olduğumuzdan, sırtımızı bin yıllık aşkımıza yasladığımızdan  "biriz" :)


Benim kalbim turuncu, koca kişisininki kırmızı, ikisinin birleşmesinden olan büyük kalp ise hem turuncu, hem kırmızı (önce turuncuları yaptım tek yöne,  kırmızı iple de tamamladım çarpıları) hem de yaldızlı :)
Bildiniz di mi dişi olan daha havalı :) Tüyleri daha kabarık (daha fazla katlı iple yaptım) daha canlı, öyle  olur di mi sahi, dişi kuşların tüyleri daha kabarık, daha parlak?


Kaynak: Filiz Türkocağı-Yumak Dergisi
Orjinal sunumları böyle minik kasnaklardaydı, yanlarında güzelim mavi kumaşlarla... Bu hallerini de çok sevdim yani tek tek de çok güzel bir hediye olur bu yavru kuşlar :)

Kasnağa geçirdim ama emin olamadım bir türlü, yardımınızı diilyorum
Bir şık seçer misiniz lütfen;
a) Kasnak küçük gelmiş (kuyrukları sığmadı) daha büyük kasnağa geçir
b) Bu kasnak iyidir, böyle kalsın
b) Kasnak olmamış, çerçevelettir sen bunu bi
c) Aslında sen bunu bence.......
GÜZELİM CUMA AŞKINA, HAFTANIN EN GÜZEL GÜNÜ AŞKINA, HUZUR DOLU, MUTLULUK DOLU HAFTA SONU OLSUN HEPİMİZE...
Son hali budur sevgili okur :)



"Ben varım..."


21 Mayıs 2013 Salı

SEVGİLİ OKUR, VERDİĞİM RAHATSIZLIKTAN DOLAYI ŞİMDİDEN ÖZÜR DİLERİM, ANLATMASAM KATTİYYEN OLMAZDI :))))))))))

Bu sefer  kafa karıştırmak yok, tepe sersemi yapmak da yok (ki yaptım sanırım, yazının sonunda, tekrar gelip bu notu buraya koymak zorunda kaldım, özür dilerim ;( Usul usul anlatacağım, şöhretin parıltılı giysisinden çabucak arınıp, kendi güzel kılığımla, olduğum gibi anlatacağım, bir kulak verin bakalım, pişman olmazsınız umarım ;)
Beni bloğumu açtığım Kasım 2011'den beri (peki, düzeltiyorum ilk 6 ay dinlemedin beni  pek, kendim işittim kendim dinledim ama olsun :) sevgiyle dinleyen, 3000/2= 1500 yorumunda hep ama hep destekleyici, motive edici yorumunla beni büyüten sevgili okur, sözüm sanadır...
Çocuklara hatıra olsun bu güzel günler, yaptıklarımız, ettiklerimiz hafızamızdan uçup gitmesin diye, kaydedeyim diye, uçan sözün aksine, "Yazı kalsın" diye açıldı bu blog... Sonra baktım ki, insan tabiatı gereği, takdir edilmek istermiş, okunmak, bilinmek istermiş, blog dünyası diye bir dünya varmış, orda da ortak zevkleri olan pek çok güzel  dost beni beklermiş. Yazmakla birlikte, te ortaokuldan beri ruhumda olan el işleri, terzi bir annenin kızı olmanın da payı ile elbette, birden bire içimden dışarı taşmaya başlamasın mı? Çocuklar küçük, nasıl yaparım derken, bi parça etamin, bi küçük pano, sonra daha büyüğü, etaminin başka rengi, bir de fransız keteni, ardından keçe, kurdele, düğme, fisto, tığ işi (kroşet :) daha bi havalı oldu gibi) yarabbim, bir minik kutudan, bir baza dolusu malzeme gözümün içine bakar durur, "Beni seç, beni seç" diye haykırır durur...
Şaşkınım sevgili okur, çok şaşkın, nasıl yapar ederim bilmiyorum ama anlatayım yapmak istediklerimi şimdi:
* Şu minik kuşun arkadaşını da ekleyip çabucak, bir güzel mesaj da yazıp etaminle, ayın 28'ine yetiştirmek istiyorum.
Filiz TÜRKOCAĞI deseni-YUMAK DERGİSİ-ÖZEL SAYI

* Minik bir altın takı yastığı yapmak istiyorum, şöyle ki; mavili, beyazlı puanlı bir kumaş üstüne etamin marifetiyle bir güzel mavi bulut işleyip, bulutun içine de bir güzel minicik nazar boncuğu olsun istiyorum.
* Buzdolabımızın üstündeki güzel minik evlerimizin keçe versiyonunu acilen yapmak istiyorum. (Ki kalıplarını çıkardım :)
* Yanı sıra şu keçe magnetlerimin değişik versiyonlarını denemek, pek çok ama pek çok yapıp, güzelce hediye etmek istiyorum, misal Gülden hanıma, misal Bahar'a, misal başka başka güzel dostlara :)
* Aklıma bugün durup dururken gelen bir şeyi daha acilen yapmak istiyorum-ki o da şu; Nehir'e yaptığım motifli yastık var ya (Evet haklısın Reyyan, seninle iddiaya girmiştim onu yatak örtüsü yapabileceğim konusunda ama caydım, ne kaybettiysem razıyım :) işte o yastığın motiflerinden ya da benzeri başka bir motiften, çok ama çok pastel tonlarda bir şömendötabıl yapmak istiyorum.
* Onca keçe isimlik yaptım yaptım yaptım ve son zamanlarda yaptıklarımda nirvanaya ulaştım zannımca ama gel gör ki kendi sâbileriminki pek bir zavallı, pek bir uyduruk kaldı ilk yaptıklarım olduğundan mütevellit. O bakımdan acilen çocuklarımın isimliklerini şahane bir şekilde yenilemek istiyorum.
* Keçeden bir nazarlık yapmak istiyorum ama akıllara zarar, o kadar yani! İçimden içimden her gün yapıp yeni bir parçasını ekliyorum, gerçeğini hemen yapmak istiyorum :)
* Nurcan'a yaptığım anahtarlığın aynısının tıpkısından-yok vazgeçtim daha şahanesinden- kendime de yapmak istiyorum.
* Sevgili Moriçe'nin fikri olan, Nehir'in odasına keçe kalplerle süslü ayna yapmak istiyorum.
* Sevgili Filiz Türkocağı'nın kaneviçe desenlerinin hepsinden yapıp yapıp, evin duvarlarını bir milim yer kalmayana kadar doldurmak  istiyorum. Nurdan hanımı davet edip, sergi gezer gibi gezdirip, "Aferin Esen" bekliyorum :)
* Bütün bunların yanında hiç mi hiç ders çalışmak istemiyorum. (Evet çalıştığım yegane dersten 90 aldım amma bu bile beni çalışmak için gaza getiremiyor maalesef :( )
* Sonraaa, Nehir'den İnciler kitabım kadar amatörce bir "Blog! Seni Severim" (Evet, ismini bile buldum :) diye bir kitap bastırmak istiyorum, bizim şu Beşiktaş'taki Kopi Merkezi'ne :) En çok sevdiğiniz (ki elbette onlar benim de en çok sevdiklerim) postlarımı, fotoğraflarıyla birlikte koyacağım kitabıma.  O tek baskı kitabımı kendime imzalamak istiyorum, "Sevgili Esen'e; Hep Böyle Kal!" diye... Hep böyle kal derken, böyle çatlak, böyle maymun iştahlı,  el işlerine karşı hep böyle arsız vs. manasında :)
Hani siz sevgili okurlarımın bazıları ısrarla "Bunları kitap yap" dediniz ya, hani kanıma girdiniz ya, hani edebiyat bizim ailede bir gelenek ya :) (İnanmazsanız  Kerem YILDIZ mahlaslı Uğur AKTAŞ kardeşimdir :) Bir de şair bir babam var ki benim, çok ama çok güzel şiirlerini aynen kızı gibi amatörce bastırıp teee bin yıl önce sevdiklerine dağıtmıştır) yani günü geldiğinde ben de genlerime karşı koyamam belki kim bilir :) O gün gelirse  kitaplarımı ilkin sizin için imzalayıp (Evet, evet siz 203'e :) tek tek postalayacağım, söz :)

Bunları size yazmama sebep  ise Ablam Elif :) Geçen hafta durup dururken, benim doğum günüm değilken, abla-kardeş günü de değilken, birden bana upuzun bir mesaj atmış cep telefonumdan :) Öyle güzel, öyle duygulu bir mesajdı ki, mest oldum :)
Belki blogla birlikte, belki de blogdan da az önce, Ali Deniz'in doğumuyla birlikte, azcık değiştim ben, daha başka bir insan oldum, daha pozitif, daha duygulu, duyarlı vs. Diyeceğim o ki, neyse sizi mutlu eden ona sarılın, kah keçe, kah etamin, kah başka başka işler, sarılın ki, başka lüzumsuz işlere vakit kalmasın, mutsuzluklara dertlenecek vaktiniz de...
Böyleyken böyle arkadaşlar, anlattım rahatladım, bunları siz de bilin istedim...
Öperim hepinizi ayrı ayrı :)

20 Mayıs 2013 Pazartesi

HAFTA SONU-BİR MİNİK KEÇE ANAHTARLIK EŞLİĞİNDE....

Evet sevgili okur, ünlü olmanın getirdiği serhoşluğu üstümüzden çabucak atıverdikten sonra döndük mü kürkçü dükkanına :)) Bu arada bütün tebrikler için çok teşekkürler tekrar tekrar efenim, beni sizler varettiniz ;) Nilgün Hanım (Collette) size özel bir teşekkür, Cumartesi günkü güzel mailiniz sayesinde öğrendim videoyu ve çok mutlu etti beni yazdıklarınız, sağolun ;)

Önce bir Nehir'den İnciler azcık, ardından da türlü türlü şeyler ;)
Buyrun öyleyse :)

*******
Nehir'e o çok istediği straplez elbiseyi almaya karar verdim, "Nehir bulabilirsem sana straplez elbise alıcam yarın"
"Hiiiiii, anneee, sahiden mi, (omuzlarını göstererek) tutmakları da olmayacak ama di mi?" :)) Oldu netekim, straplez yoktu ama bu elbiseyi de çok sevdi kuzum incecik tutmaklarıyla :)
*******
Nehir: "Anne biliyorum sen bana anlatmıştın, 'Ölüm olmasa yeni doğan bebeklere nasıl yer açılacak dünyada' diye ama yine de ölmek olmasın anne, mesela her yeni bebek doğduğunda, dünya biraz daha büyüse"
Keşke güzel kızım, keşke....
*******
Dolma sarıyorum, Nehir de bir yandan kabakların içini dolduruyor, "Anne ben büyüyünce, siz de yaşlı olunca size dolma yapıp getiricem ama önce kocama DNA'sına baktırıcam, o beğenirse size getiricem"
"DNA'sına mı baktıracaksın" :))))))) Baktır kızım sakın ihmal etme :)))
*******

Cumartesi Kolej Günü'müz vardı, eski, epeski ama eskimeyen arkadaşlarımla, kolejde yıllarca güzel güzel birlikte çalıştığımız arkadaşlarımla olan altın günümüz...
Havuçlu Cezerye, Elmalı Kurabiye, Peynirli-Kıymalı Börek, Patates Salatası, Kahveli Kurabiye yaptım onlara :) Hepsinin tarifi blogda var, bir tek patates salatası yok :) Ben de yapayım derseniz, etiketlere müracaat :)) (Evet yaaa, sıkılıyorum bunlara link eklemeye ama adres gösteriyorum en azından di mi ama ;)




Yıldız, Şebnem, Nurcan, ben, Sevim, Emel :)
Gördünüz mü hediyelerinden dolayı ne kadar da mutlular, magnetleri ve anahtarlığı broş yapıp, poz verdirdim bir de kızlara :))
Şebnemin İpeği, Sevimin Çınarı :) ve benim kuzularım :)
10Marifet'teki videom için hediyeler geldi bana :) İlk keçeleri henüz bitirememişken, bir kutu daha :))) Yaşasınnnnn, çok teşekkürler 10Marifet, hediyeye gerek yoktu ki, zevkti ki benim için :)))
Kutudan bir de baykuş şablonu çıktı bu sefer, kalpleri göz yapıverdim, aşık baykuş oldu :))
Alttaki yavru kuşları yapmaya başladım hafta sonu, söylemiştim ya size Yumak Dergisi'nden bir pano yapacağımı... Bakalım nasıl bir şey çıkacak ortaya Sevgili Filiz Türkocağı'nın bu güzelim örneğinden :)
**********

KEÇE ANAHTARLIK
"Bakma sen keçe magnetlere "En çok seni seviyorum" dememe, en çok seni sevdim güzel ağaç, en çok seni..."


Elma ve Portakal Ağacı :) Aşılamış babam bu ağacı, meyvesi hem elma hem portakal oluvermiş...
Efenim anlatıyorum ince ince, hepiniz alasını biliyorsunuz ama bilmiyormuş gibi anlatıyorum şimdi, kare keçe kestim, sonra keçeden ağaç gövdesi kesip, kahverengi iple diktim güzelce, ağaç dallarını makina dikişi gibi uzattım te keçenin sonuna kadar, yine kahverengi iple. Üstüne de yeşilin iki tonuyla yaprak yapıverdim, halka yapıp ipliği, uygun yerinden de minicik bi tutturuverince oldu mu sana yaprak. Sıra geldi elmalara, aralara serpiştirdim tohum işi elmaları, ben iğneye 6 kez doladım ve aynı yere battım ;) Baktım kırmızıya ne lazım bir güzel turuncu, e o zaman biraz da portakal yapayım aynı yöntemle dedim, birkaçını da yere düşmüş gibi yapıverdim, oldu mu sana neşeli, cıvıl cıvıl bir güzel ağaç. Dikiverdim iki parça keçeyi, dikişin bitmesine az kala içine silikon koydum, diktim kalan kısmını, sonra siz göremiyosunuz ama bu anahtarlığın bir de renkli boncukları var, evdeki kullanılmayan bir anahtarlık halkasını da geçirverdim, oldu mu Nurcanıma bir araba anahtarlığı, güle güle kullansın ;)
Çok ama çok kıskandım Nurcanı sonra, zor ayrıldım bu güzel ağaçtan ama söz verdim, bir tane de kendime yapacağım :) 
Dedim ya siz alasını yaparsınız, yapsanıza bi ;)
******

Yoruldunuz  yine okurken di mi sevgili okur, yoruldunuz ama sıkılmadınız umarım :)
MUTLU HAFTALAR OLSUN, SAĞLIKLA, HUZURLA....

MERAKLISINA NOT: Sınav sonuçları açıklandı: Pazarlama İletişimi: 90 (Gerisi yok :) Bu kadarını bil yeter sevgili okur :)))

18 Mayıs 2013 Cumartesi

FLAŞ FLAŞ FLAŞŞŞ!!! 10Marifet Video Kanalı'nın İlk Konuğu Esennnnn CANNNNNNN :)))


10Marifet Video Kanalı açmış, bir de tutmuş ilk videoyu  ESEN'CE ile çekmiş... YOK ARTIKKK :))
Son röportajımda demiştim ya hani, "Sevgili okur, beni dijital dünyadan da takip et e mi?"diye ;)
E sürpriz buydu,  yeminle zor tuttum kendimi bir haftadır size söylememek için, şimdi gün bugündür, etamin konulu video yayında, bakın bakalım beğenecek misiniz?
Teşekkürler keçe sponsorum, dolayısıyla da  keçe dünyasındaki varlık sebebim 10Marifet, teşekkürler Sevgili Aylin Hanım, çok güzel bir tecrübe oldu benim içim, çocuklarıma da çok güzel bir hatıra ;)

http://10marifet.org/yazi/10marifet-videolari-bolum-1/

Not: Yalnız sevgili okur o duyduğun ses bana ait değil, dublaj yapılmış hissine kapılıyorum kendi sesimi her duyduğumda, benim sesim daha güzel aslında, yeminle :)

15 Mayıs 2013 Çarşamba

KEÇE MAGNET-EN ÇOK SENİ SEVDİM...


KEÇE MAGNET
Keçe magnet denedim, buzdolabı süsü diyesim var, magnet İngilizce diye ama o da uzun oluyo sevgili okur :) Büyük bir zevkle düşündün taşındım, yaptım, diktim :) Tamamen uyduruk, tamamen hislerime dayanak, örneklerini bulamazsınız başka yerde sevgili okur, aramayın nafile, sadece bu sinemada :) Siz de yapın, daha önce verdiğim kalp şablonlarını  dilediğiniz üç boy kullanarak yapın, bakın ne güzel hissedeceksiniz kendinizi ;)
 Samimi düşüncelerinizi istiyorum şimdi, devam edeyim mi, bu güzide çalışmalarımı geliştireyim mi, suyunu çıkarana kadar denemelerime devam edeyim mi, yoksa durayım mı?

Evlerimin yanına nasıl da yakıştılar, sahiplerine hediye edilene dek süslesinler bakalım dolabımı :) 



En çok seni sevdim pembeli yeşilli :) Boncuklarını, kurdeleni, en çok seni sevdim ben :) Vallahi :)

Seni çok sevdim ben sarılı turunculu, ilk seni yaptım, sıcacık ;) Yeminle en çok seni sevdim, iliştiriverdiğim minicik papatyandan mı, yamalı kalbinden mi bilemedim ama en çok seni sevdim, ilk göz ağrım benim :)


Bakma sen diğerlerine söylediklerime, en çok seni sevdim ben kahveli kırmızılı :) Kırmızıya olan düşkünlüğümü bilirsin, e kahveyle uyumuna nasıl bayıldığımı da, bilmem bu sebepten mi, bilmem üstüne acemice işleyiverdiğim  tomurcuklu nakıştan mı, en çok seni sevdim, iki gözüm önüme aksın ki :)


BONUS
http://www.bing.com/videos/search?q=ya%C5%9Far+%C3%B6zel+youtube&view=detail&mid=C9D8218DB4E1A6E80ED7C9D8218DB4E1A6E80ED7&first=41&FORM=NVPFVR

12 Mayıs 2013 Pazar

PÜFFF'LEMELİ BİR PANO :)


Kaynak: Etsy
Karahindiba Etamin Pano :)
Elif'in benden işlememi istediği ancak yeteneklerimi  kat be kat aşan (elbette benim de yeteneklerimin sınırları var arkadaşlar, her ne kadar özel olarak bahşedilmiş pek çok yeteneğim olsa da, elbette ki kusursuz değilim, haddimi bilirim ;) ) , deve dikeni yerine bu karahindibayı işledim.... İlginçtir adını bilmediğim bu çiçeğin adını panoyu işlemeye başladıktan sonra öğrendim ;) Çocukluğumuzda, Termal'de püfleyip durduğumuz, Elif'in de bayıldığı bir çiçek üstelik :) Çoktan beridir "Yapmak İstediklerim" klasörümde bekleyen bu panonun vakti saati şimdiymiş meğer ;) Bu kalpli versiyonu yalnız, doğada pek rastlanmayan cinsinden ;)

 Yaklaşık bir haftadır işliyorum bu hafta sonu bitti çok şükür, çok ama çok zevkle yaptım bu panoyu :) Elif'in çok seveceğinden emin olarak, deve dikenini unutturacak kadar belki de ;) Anneler Günü hediyesi olsun sana bu pano şekerim :)
Keçe Panoyu merak eden tatlı peri, yarım haldeki panoya bakmandan anladım, bu panonun son halini de merak ettin di mi? Söyle bakalım, nasıl olmuş peki? En yakın şahidi sensin yaptıklarımın ;) Koca kişisiyle birlikte sana danışırım bir de yaptıklarım için bundan böyle :) 

Çok sevdim bu panoyu ben ;) Klasik desenlerden uzaklaşıyorum gittikçe, başka taraflara doğru yönüm sanki, daha önce yaptığım panolardan Happilly Ever After ve Anne-Oğul Zürafa gibi işler yapmak istiyorum, mesajlı, yazılı biraz, özel işler işte, hem zaten yaptıkça hemen gösteriyorum ya size, bundan sonra da şahit olacaksınız nasılsa her yaptığım işe  ;) Filiz Türkocağı'nın desenlerinden yapacağım bu sefer, Yumak Dergisi'ni bana armağan ettiği günden beri evirip çeviriyorum sürekli,  hercai gönlüm bir o panodan yana bir bu :( Olmazsa saymaca yaparım ;) Ne çıkarsa bahtıma, hepsi birbirinden güzel olduktan sonra ne farkeder ki?

Altındaki kırmızı kumaşı ekleme fikri de Filiz Hanım'ın evindeki gördüğüm panolardan. Aslında yan tarafa koyacaktım ama bir terslik oldu :(  Yani klasik aslında, tamamen kendi kabahatim ve bir türlü akıllanmamam nedeniyle olan bir durum, anlatayım sevgili okur, sizden sır çıkmaz nasılsa (bu arada 201 olmuşsunuz yahu! Tebrik ediyorum çok sizi :))) )
Kumaşı yine eksik kesmişim, fazla fazla kestim zannederken ben, desen göründüğünden çok daha büyük çıkmasın mı, bu kafasız Esen, her zamanki gibi deseni saymadan bodoslama başlamasın mı (yeminle heyecandan oluyor bu da, çok heyecanlanıp sabredemiyorum) Neyse işte, eksik kalan kısmı bu kırmızı kumaşla tamamladım, konsept açısından kalpli seçtim ;) Sanki o dökülenler aşağıda birikmiş gibi olmuş :)

Bir de duvarda görelim, Elif'in duvarına gidene dek bizim gözümüzü şenlendirsin ;)

Allah muhafaza varsa bu sıralar bir sıkıntın sevgili okur, püfleyiver ekrana, uçuşsun gitsin te Fizan'a :)

Ne diyosun sevgili okur? Sence de çok sevilesi olmamış mı? 

Meraklısına Not: Fransız ketenine eski klasik domino yumaklarıyla işledim ;)

BONUS
BOL SÜRPRİZLİ, MÜJDELİ, AYLARIN GÜLÜ MAYIS'A YAKIŞIR GÜPGÜZEL BİR HAFTA OLSUN HEPİMİZE :)


10 Mayıs 2013 Cuma

LİMON REÇELİ, BONUSU EŞLİĞİNDE...

Damaktaki Tatlar bloğunun patronu Sevgili Elif Limon Reçeli yapmış. Görünce ağzım sulandı, fotoğraflar öyle iştah açıcıydı ki, "Yaparsın kızım sen bunu" dedim ve yaptım da :)

Ben daha az miktarda yapayım dedim, tarifin yarısındaki kadar malzemeyle yaptım, zira biliyorum ki evde benden gayrı kimse bu güzelim reçeli yemeyecek...
Dilimde şu şarkı başladım limonların kafalarını, diplerini kesmeye, sonra dörde böldüm bir tanesini,  kabuklarını (Elif'in deyimiyle, formlarını bozmadan) soymaya uğraştım ama elbet zordu, bu sebepten diğer dört limonu önce elma soyar gibi soyup, sonra doğradım (ki formlarını kaybetmesinler ;) Elif dememiş ama ben çekirdeklerini de çıkardım, Elif dememiş ama ben beyaz kısımlarını da temizledim limonların (çünkü nerden kalmışsa aklımda, sanki onlar da acılık verirmiş gibi bişey zeynimin en bi dip köşesinde)...

Sonra sıra geldi en bi uyuz kısmına, soyduğun kabukların şerit şerit doğranmasına, epey bi zor oldu bu kısmı, e baktım sinir katsayım artıyor, tansiyonum fırlıyor, "Yeter uleynnn" dedim, "TÜRK KADINI ÇALIŞKANDIR, TÜRK KADINI ZEKİDİR, TÜRK KADINI PRATİKTİR" dedim kendi kendime ve mutfak makası marifetiyle kumaş keser gibi kestim o uyuz, o nemrut, o aksi kabukları :))) E oldu netekim, 3 kez kaynar suda (5 ila 10'ar dakika kadar) beklettim (Elif üç kez demiş, ben bilmem, patron o!) :)) Sonra bu sarının en bi tatlı tonundaki kabukları üstünü az bi geçecek kadar suyla kaynattım ve suyunu süzdüm. Sonra bu kabuklarla, bi saattir kabukların keyfinin gelmesini, acıdan tatlıya dönmesini  "formu bozulmadan" bekleyen dörde bölünmüş limonları ve iki bardak şekeri bir araya getirip, bıraktım kaynamaya.. Bu esnada, ben pilav pişirdim, etli nohutun yanına (bak bak bak! Bir de reçelden gayrı yemekle de uğraştığını okurunun gözüne sokan blog sahibesi) Sonra kaynayınca kapadım altını, bekledim soğusun... Bu soğuma esnası epey bi uzun olduğundan, o arada yemek yendi, sofra toplandı, etamin işlendi (az kaldı, hafta sonuna bitirmek niyetindeyim, meraklı ve sabırlı okur)


Kaynadı kaynadı kaynadı ama ben unutmuşum, tarifteki "Sürekli karıştırarak" kısmını Elif :(( O yüzden mi susuz kaldı benim caanım reçelim...

Neyse netice itibariyle, koca kişisiyle akşam çayımıza eşlik etti limon reçelim :) Ekşi ama nasıl güzel bir ekşi anlatamam (ki siz bence yarım kilo yaparsanız 2 değil de 2,5 bardak şeker ekleyin) Kabukları ve içlerini yiyemedim ama suyunu yağlı (evet bildiğiniz eski usül Sana) ekmeğe sürdüm, yetmedi bi de bandım :)  Çok ama çok sevdim ben bu reçeli ;) Sor bana şimdi sana kalan nedir diye sevgili okur, bana kalan pek bişey yok, bu sabah kahvaltıya azcık koyayım dedim, bir küçük kavanozdan çıkan reçelin suyu (bu yanlış bi betimleme sanırım) iki damla :( Bir kavanoz dolusu kabuk ve limon içim var benim :)))))))
Yani diyeceğim o ki, bunca laf kalabalığından sonra, siz benim gibi yapmayın, lütfen kibar kibar anlatan Elif'in tarifini dinleyin... Hem ben tarif özürlüyüm biliyorsunuz ama olsun arada size başka başka sırlar veriyorum di mi, sizin aslında sevdiğiniz de tarifinden kendisinden ziyade, bu aramızdaki ayaküstü yapılan sohbet di mi?
Elifçim bir de sevgili takipçilerim için anlatır mısın ;) LİMON REÇELİ Hem Elif'in fotoğrafları daha şahane ;)

BONUSUMUZ da bütün kadınlara olsun, anne olan olmayan, yüreklerinde annelik duygusu var olan bütün kadınlara
ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN
Benim hediyelerim 8 yıldır kucağımda, hep yanıbaşımdaki güzel kuzularım elbet (
Duydun mu koca kişisi, samimi düşüncem budur!) 

8 Mayıs 2013 Çarşamba

MUTLULUK NEREDE... İŞTE TAM ŞURADA ;)

Mutluluk aldığın minik buzdolabı süslerinde, renklerine bayılırken, "Bu kadar yalın  olabilsek keşke" demekte, "Dünyada mekan"dan hareketle, herkesin bir evi olsa keşke" diye de eklemekte...
Ayrıca mutluluk, bu güzelim evlerin verdiği ilhamda ama o ilhamın verdiği iştahı görmezden gelip, teee uzaklara öteyip, "Sıranı bekle keçe, tamam ilhamım cepte ama sen bi bekle, senin yüzünden, epeydir boşladığım caanım etamini küstürmeye niyetim yok bu kez !" diye fırça atmakta...

Aniden geliveren bir pastada, pastaya eşlik eden, şekerli, açık çayda...

Mutluluk bir minik adamın bütün ciddiyetiyle müzik dinleme gayretinde, minik parmakların şarkı seçmesinde...


Mutluluk tastamam çocuklarda...
Minik civcvileri okuldan almakta, tek sıra halinde önün sıra yürütmekte ;) 

Mutluluk çalıştığın masada, karşına iliştirdiğin, başını her kaldırdığında sana gülümseyen çocuk fotoğraflarına bir de çirkin ördek yavrusu Süzme Karapati fotoğrafını eklemekte, gözgöze geldikçe göz kırpıp, içinden içinden "Naber şekerim?" demekte...

Bir post yapmaya niyetlendim, sonra baktım elimdeki fotoğraflara, bunlarla en güzel "Mutluluk" anlatılır dedim... İyi etmişim di mi sevgili okur ;) İtiraf et, gülümsedin di mi?
MUTLULUĞUNUZ BOL VE DAİM OLSUN....

6 Mayıs 2013 Pazartesi

KANAVİÇE SANATÇISI FİLİZ TÜRKOCAĞI İLE :)

"Adab-ı muaşeret kuralları gereği, bir ortama girdiğinde önce etrafındakilere selam vereceksin, hal hatır soracaksın, öyle ağzı açık ayran budalası gibi etrafına bakınmayacaksın, tamam şaşırdın, gördüklerin karşısında şok oldun, hatta kendi yaptıklarını düşünüp, 'Tüh yaa, bi bana bak, bi bu gördüklerime, yazıklar olsun!" dedin, utandın ama ayıp yani"
":(( Ben ne yaptım peki?"
"Selam verirken, konuşurken aklın hep duvarlarda, sehpa üstlerinde, aklın olsa sadece iyi, gözlerin de,dönüp dönüp arkaya bakmalar, ayıp denen bir şey var, bu kadar da görgüsüzlük olmaz ki arkadaşım"
Oldu, yeminle oldu, Sevgili Filiz Türkocağı'nın evindeydik cumartesi günü, Nurdan Hanım, Nursun Hanım, Mehtap Abla, Gülden Hanım ve Nalan hanım, hep birlikte misafirlikteydik ama bu değişik bir misafirlik oldu, ağzım bir karış açık baktım evin her bir köşesine, nasıl güzel kanaviçe panolar, nasıl büyük emek verilmiş başka başka alanlarda kullanılmış pek çok desen, anlatsak yetmez, görmeniz lazım, işlemek bir yana bunların desenleri de Filiz Hanım'a ait üstelik, varın siz düşünün nasıl büyük bir yetenek Filiz Hanım'daki. Zaten 2011'de verilen "Kültür ve Turizm Bakanlığı Sanatçısı" ünvanı da anlattıklarımın kanıtı  :) Yalnız yetenekle olacak iş de değil biliyorum, Allah vergisi yeteneği hayata geçirecek azim, sabır, çalışkanlık hepsi Filiz Hanım'da toplanmış ki, ortaya bunca hayranlık yaratan güzellik çıkmış...
Sesli düşünelim şimdi, biz ortaokuldayken (biz derken anladınız 40'lı yaşların en en en başındakiler) ne yaptık etaminden; seccade ve buzdolabı örtüsü :( Bizim kuşağın çeyizinin olmazsa olmazıydı bunlar değil mi? Var mıydı bir adım ötesi, belki sehpa örtüleri ve birkaç kırlent örneği, hepsi bu... Şimdilerde bu kadar çeşitlendi kanaviçe örnekleri, kullanım alanları, dergiler, bloglar ve internet aracılığıyla.... Bildiklerimin kat kat fazlasını, kanaviçenin bin şekilde daha kullanılabileceğini de cumartesi görmüş oldum dünya gözüyle ;) Sayayım bakalım, aklımda kalanları, siz de şaşıracak mısınız benim kadar? Çeitli boylarda ahşap dolap kapakları, saat içi, abajur başlığı, koltuk (evet bildiğiniz koltuğun hem sırt kısmı, hem oturma kısmı), ağaç dalına asılmış minicik desenler, koltuk üstlerine atılmış zarif örtüler ve daha pek çok şey...
Bir koleksiyonu var  çini sanatçısı Mehmet Gürsoy'un eserlerinden esinlenerek oluşturduğu, gemi desenleri işlenmiş çok kıymetli, bakmaya doyulamayası...Bir de kaftan işlemiş, gerçek ebatlarında ve şeklinde, aşağıda görüldüğü üzere, giyene de pek yakışan cinsten :)
Etaminde en çok sevdiğim de bu işte, değişik tasarımlar, pano yapıp duvara asmak elbette çok güzel ama benim gibi tembel birine göre de öyle çok tasarımı var ki Filiz hanımın, hayranlıkla izledim hepsini, azcık kıskançlıkla (ama elbette pozitif kıskançlık, misal "Emekli olsam da daha çok yapsam ben de, daha çok vakit ayırabilsem" gibi ;) Bir de yaptığı işlere yazdığı minik notlar, mesajlar çok hoşuma gitti "Nazar değmesin", "Kazasız Belasız",  "Evimiz" gibi ;) Bu fikri de çok sevdim, ben de yazarım ki yaptığım şeylere ;) Kasnaklara geçirdiği kumaşlar da bambaşka bir hava katmış yaptıklarına...
Bu anlattıklarımın pek çoğunu şablonlarıyla bulabileceğiniz, Filiz Türkocağı'nın desenlerinden oluşan özel bir dergi var bayilerde, henüz çıkan, dağıtımı yeni yapılan şahane bir dergi, onu da fotoğrafladım ama benimki özel, imzalı ;) "Yumak Dergisi" tükenmeden mutlaka alın, içinden ne yapacağınızı şaşıracaksınız eminim, tıpkı benim gibi sıraya sokacaksınız siz de yapacaklarınızı...
Bu güzel gün için, yaşattığı büyük mutluluk için, mütevaziliği için, bana ışık olduğu için Filiz Hanıma bin teşekkür :) Bu güzel günü organize eden canım arkadaşım Nurdan Nanıma da kocaman bir teşekkür, canım arkadaşım Nursun Hanımcığıma, tanışmaktan çok mutlu olduğum Nalan hanıma, canım öğretmenim Mehtap Ablama, zarif Gülden Hanıma da günümü güzelleştirdikleri için, sohbetlerinden, deneyimlerinden faydalanmama izin verdikleri için çok teşekkür ;)
YUMAK DERGİSİ
FİLİZ TÜRKOCAĞI KANAVİÇE ÖZEL SAYISI

KISKANMAK YOOOOK :)) 

Bunların gerçeğini gördüm ben, kocaman kocamanlar, dalgaların güzelliğine bakar mısınız, renklerin uyumuna, yok yahu tablonun bütününe bakın siz en iyisi :)

O üstteki de Filiz Hanım'ın desenlerini içeren özel sayı, 2008 yılına ait :) O da var bende ;)

Kaftana bakar mısınız bi, o narların güzelliğine, ne çok zahmet, ne çok emek, ne çok sabır... Arkadaki koltuğa dikkat!
Bu fotoğrafı Sevgili Nalan Ünal'dan, çok teşekkür ediyorum kendisine :) Filiz Hanım'ın evinin görüntülerini asıl onun bloğundan takip edin, pek çok güzel fotoğraf çekti ;) 


Not: Yüce Rabbim, vermiş olduğun keçe ilhamım tamam ama cumartesiden sonra karar verdim ki, senden kanaviçe konusunda da bir dileğim olmalı, mubarek hıdrellez günü, lütfen sevgili Filiz Türkocağı'na verdiğin yeteneğin, onda birini bana da ver. Elbette haddimi biliyorum, bu kaftan benim için rüya, duvarlarda gözükenler, o söylediğim koltuk da hayal ama yine de istiyorum, elimden geleni yapacağıma da milyonlar önünde söz veriyorum. Hem şımarmayacağıma da söz veriyorum, söz Filiz Hanım gibi mütevazi olacağım :)
İmza: Esen Kulun (Esen Can ama karışmasın, pek çok Esen Can var o yüzden öbür soyadımı da yazayım en iyisi, garanti olsun :) Esen Aktaş Can :) Teşekkürler şimdiden ;)


5 Mayıs 2013 Pazar

DAR ZAMANDA KISA PASLAŞMALAR :)

Sabah 08.15 evden çıkış ve sınav, 10.30 eve dönüş, fırına yumurtalı, peynirli ekmekleri atma, ardından kahvaltı, ardından etli dolma pişirme, ardından yedirme, şimdi çocukları sahile, parka götürme, peki ben ne zaman anlatacağım asıl mevzuları, dünkü şahane buluşmayı, Filiz Türkocağı'nın şahane ev sahipliğini, kimler kimler olduğunu bu güzel buluşmada, Yumak Dergisi'nin bayilere verildiğini ne zaman anlatacağım ve dahi imzalı dergimin fotoğrafını ne zaman göstereceğim size :(
Yarın! Yarın söz, uzun uzun anlatacağım, fotoğraflarla üstelik, azcık merak edin ya da  Mehtap Abla anlatmış, ordan da okuyun bi dilerseniz :)
Bugün bir de 5 Mayıs, koca kişisiyle en bi mühim günümüz, tanışma yıldönümümüz, 10 koca yıl olmuş, bin yıl olsun dileyeyim :) Bunu ayrı anlatmak lazım, bizim hikayemiz uzun ve derin bir mevzu, geçiştirmek olmaz...
E yarın Hıdrellez, çok önemli, çok kutsal bir gün benim nazarımda, geçen seneki yazımda anlatmıştım ayrıntılarıyla, yapılacakları, edilecekleri, ordan bi göz atın şimdilik, zira onu dahi anlatacak vakit yok, (dilek dilemeyi sakın unutmayın, karınca yuvası bulursanız, beni de unutmayın) çocuklar beni beklerrrrr, kaçtım..


Meraklısına Not: Sınav iyiydi yahu,  geçer not alırım inşallah ;) Teşekkürler uğur bilekliği için Gülden hanımcım :)

3 Mayıs 2013 Cuma

İÇ SESLER-DIŞ SESLER-YAPILACAKLAR, OKUNACAKLAR, KEÇE MANTAR BİR ŞEKER EV EŞLİĞİNDE...

"Arkadaş senin kadar üçkağıtçı görmedim ben, keçeye paydos diyorsun, üçlü çerçevelere etamin işleyeceğim diyorsun, sonra dönüyorsun çerçeveler beklesin, önce Elif'e pano yapacağım diyorsun, sonra onu da bırakıp keçeden mantar ev yapıyorsun! Bu kadar da olmaz, insan azcık sözünün eri olur yahu! Pes yani, pessss!"

Tamamdır arkadaşlar, gördüğünüz gibi kendi kendimi fırçaladım, o yüzden lütfen siz bişey söylemeyin, ima bile etmeyin, biliyorum kendimi ben, fırıldağın biriyim :))) Hata şurada ki, lüzumsuz sözler veriyorum ben,  tutamayacağım sözler, anladım ben hatamı, söz vermek yok, her an her söylediğimden cayabilirim çünkü, kafama göre takılabilirim, tembelliğimden mütevellit, "Dursun şimdi şu, daha çabuk olana meyledeyim ben, aklıma süper bi fikir geldi, kaçmadan onu bi hayata geçireyim" halim her daim mevcut ;)

Bir mantar ev daha yaptım keçeden, eskiler için lütfen etiketlere müracaat (ben olsam en çok kırmızıları beğenirdim eskilerden), bu sefer nakıştan çiçekler yapmadım, onun yerine Nehir'in çiçekli bi tacı vardı ordan yürüttüm o beyaz süsleri (yok tacı bozmadan, dikkatlice)... Çok zevk alıyorum bu evleri yaparken, yeni yeni minicik şeyler eklerken, çok da heyecanlanıyorum...  O heyecanla bazen biraz çuvallayabiliyorum da-misal o kalplerin iplerini, motif yaptığım ipi birkaç kat yapıp, saç örgüsü ile oldurdum ama aslında onları tığla zincir yapsaydım daha düzgün olacaktı, tüh :( Tamam üzülmeyeyim şimdi buna, bir dahaki için ders oldu bana ;)


Renkleri ne güzel di mi ;) Sıcacık...
Mantar evlerin piri Mehtap Abla'nın evlerinin renk uyumlarına bayılıyorum :) Bakmak için ve bu evlerin kaynağı için bir tık lütfen 

Kalpleri yamaladım bu kez ve ben bu sarı tonlarını çok sevdim, kendime sarı bişeyler mi alsam :) O sarı civcivleri bu evde de sap olarak kullandım ama hala bitmedi ;) Çok idareliyim çoook, ortaokuldaki Ev İdaresi dersinden midir nedir :)

DÜĞÜMLERE ÜFLEYEN KADINLAR-ECE TEMELKURAN
Kitap okuyorum sabah akşam motorda, geçen hafta sonu Elif'ten aldım bu kitabı, merak ettiğim bir kitaptı, kaç kez dedim bilmiyorum ama bir kez daha "İnsanın ablası olması bi başka güzel!"
Henüz 35 sayfa okumama rağmen, Ece Temelkuran'ın esprili dilini öyle çok beğendim ki, kelimeleri kullanışını, şimdiden tavsiye ediyorum size, bir kez de kitabı bitirdiğimde konuşuruz bu hususta ;)

Kitaptan; ".... Peki biliyor musunuz maşmuum demetlerine koydukları yaseminleri neden sabah erkenden, daha kapalıyken toplarlar?"
Sesindeki barones işvesi her sözcükte bir kibrit yakıyor.
"Çünkü yaseminler rüyalarını unutmazlar böylece. Eve getirip gümüş tabağa koyarsanız yavaşça açılır, geceyi hatırlar ve size beyaz rüyalarını fısıldarlar."



Elif'in etaminine başladım, çok seveceğini biliyorum, ben de zevkle işliyorum, bir an önce bitirmek istiyorum, hem etamini, hem üçlü çerçevenin içini, hem kitabı, hem başka başka bi dünya işi ;)
Üniversitenin içinden geçen ağaç ;) Yanında da yalnız ağaca yarenlik eden  minik çiçekler...
Bu ağacı her gördüğümde Yalova Ticaret Lisesi'nde okurken, odunluktan bozma, binadan bağımsız sınıfımız aklıma gelir, onun da içinden bir ağaç geçerdi, sobalıydı sınıfımız, her türlü olumsuzluğa rağmen, olsun denize nazırdı ya, o yeter de artardı bile bize ;) Bildiğiniz kumsaldaydı bizim okulumuz...
Bu fotoğraftaki gördükleriniz Üniversitemizde stand açan  LÖSEV için Nehir hanımın gönlünden kopanlar, ben anlatınca kampanyayı, tek tek seçti bunları ve şaşırttı beni en sevdiği bebeklerini de vererek ;)
Çok oyuncak var bizde, Nehir'in bebekleri bi dünya, dağıtıyoruz böyle yavaş yavaş, Nehir de çok şükür paylaşmayı sevdiği için ayrılması zor olmuyor oyuncaklarından ;)
Her seferinde tereddüt etsem de bu tür yardımları yazmakta, göstermekte, iç sesim ve dış sesim ortak bir sese dönüşüp "Göster ki, aklında olmayanların, unutanların aklına getir, belki minicik de olsa bir faydan dokunur, bir el uzanır minik bir ele!" Lütfen siz de böyle algılayın e mi? 


*******************

"Peki Esen Hanım, yeni bir proje var mı ufukta? Sayıları arşa varan güzide blog takipçilerinize müjdesini verebileceğiniz  yeni bir proje?"
"Eeee, evet var gibi aslında ama henüz olgunlaşmadığı için söyleyemem, ön hazırlıklarıyla meşgulüm şu aralar. İnşallah yakın zamanda müjdesini verebilirim size, bir de lütfen yazın o memleketimizin en çok satan gazetenizin sekiz sütuna manşetine, takipçilerim beni hem edebiyat dünyasında hem de dijital dünyada izlesinler ki kaçırmasınlar en bi yeni- en bi harika projemi" :)))
E izleyin öyleyse bir müddet daha ;)


BONUS
Yürü kardeşim, kim tutar bizi :)

Bunlar da var...

İlginizi çekebilecek bağlantılar.